|
 |
|
|
Başbakanımız 'gerçekleri görmezden gelemez'
AKP İktidara geldiğinde, parti başkanı olarak, Tayip Erdoğan ekonominin sorunlarının ciddi olduğunu dile getiriyordu. Başbakanlık koltuğuna oturduğunda ekonomik sorunların, borçları "ötelemeyi zorunlu kılacak ölçüde" ağır olduğunu biliyordu. Bu nedenle önceki hükümetlerden kalan "IMF destekli istikrar programı"nı uygulamayı gözde aldı. Uyguluyor.
Fakat son zamanlarda (muhtemelen) ağızlarından bal dökülen ve de her şeyin çok çok iyi olduğunu ispat etmeye çabalayanlara kanarak, "aşırı bir iyimserlik içine girdi".
Başbakanınızın ve çalışma arkadaşlarının "iyimser olması" çok iyidir. Ama iyimserlik gerçekleri görmeyi önler, sorunlar sahipsiz kalır ise, sadece AKP, hükümet, Başbakan ve kadroları değil, bu ülke ve bu ülke halkı çok pahalı faturalar öder.
Başbakanınızın ve bakanlarımızın, her şeyi toz pembe göstermekte başarılı çevrelerin "söylemlerini kullanmaya başlamaları" ciddi bir tehlikenin varlığını ortaya koyuyor.
Başbakanımız dış ticaret açığının büyüdüğünü hatırlatanları, "Ara malı ithalatındaki artış, ihracattan kaynaklanıyor. Önemli değil. Ağlayarak bir yere varılmaz" diyerek paylıyor. Ekonomiden sorumlu devlet bakanımız, "Ekonomiyi artık ne FED (ABD Merkez Bankası) ve ne de AB rayından çıkarabilir. Kıbrıs ve AB konularındaki en kötü senaryolar bile ekonomide genel gidişatı değiştiremez" diyebiliyor.
Türkiye'nın IMF desteği olmadan dış kredi almadan yoluna devam edebileceği söyleniyor. Kıbrıs'da büyük ödünlerle sağlanmak istenen çözüme karşı tarafın yanaşmaması, "Son elli yılın başarısı" şeklinde halka sunulabiliyor.
Başbakanımızın iyimser olması iyi bir şey de... İyimserlik sorunların ve de önemlerinin unutulmasına neden olmamalı.
Başbakanımız,
Dış ticaret açığının önemli olmadığını söyleyenlere kanmamalı. Şubat sonu itibariyle 12 ayda 24 milyar dolarlık dış ticaret açığı (ithalat ile ihracat arasındaki fark) önemlidir. Bu açık 27 milyar dolara ulaştığı için biz 2001 krizine girdik.Cari açığın (döviz açığının) devamlı olarak kaynağı belirsiz döviz girişi ile kapatılabileceğini söyleyenlere kanmamalı. IMF bu açığın yıl sonunda 9.2 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor. Bu açık büyüyünce ya döviz fiyatı çıldırır. Ya da ekonomide şok yaşanır.Rakamlara takla attırarak borçların azaldığını söyleyenlere kanmamalı. Sadece bu yılın ilk üç ayında iç borç stoku 17 milyar dolar arttı. Bütçe açığı devam ettikçe iç borcumuz artar. Cari (döviz) açığı devam ettikçe dış borç almadan yaşayamayız.IMF'siz de yaparız diyenlere kanmayınız. İç ve dış açık devam ettikçe Türkiye borçlanmadan yaşayamaz, borçlandıkça da IMF'siz yapamaz.Yüksek faiz - düşük döviz politikasının ekonomiyi düze çıkaracağını söyleyenlere kanmayınız. Hiçbir hükümet yüksek faiz - düşük döviz politikasını sürdüremez.Banka sistemi yeniden yapılandı diyenlere kanmayınız. Bankaların karları gerçek kar değil. Bankalar bono faizi ile ayakta duruyor. Bankalar ekonomiyi değil, faizciyi besliyor. Mevduatın yüzde 68'ini Hazine faiz ödemek için bankaların elinden almış durumda.Halkımızın durumu iyileşiyor diyenlere kanmayınız. Türkiye OECD ülkelerinin en yoksulu. İmalatta çalışanların 1997 yılında 100.0 olan kazançları 2002'de 90.0 a düşmüştü, 2003'te 88.3'e düştü. Çalışan sayısı artmıyor. Azalıyor.Geçen yıl yüzde 5.9 büyüme ile dünya rekoru kırdık diyenlere kanmayınız. Biz daha önceki yıllar yüzde 8, yüzde 9 oranlarında büyüdükten sonra pattt diye krize girdik. Önemli olan büyümenin sürdürülebilmesi. Kaldı ki, kişi başı milli gelirimiz sabit fiyatlarla 1998 yılının gerisinde. Açık anlatımıyla üretemiyoruz, bu nedenle halkımızın geliri artamıyor.
Başbakanınızın anlatımıyla "Ağlayarak bir yere varılmaz" ama, gerçekleri anlatanlar "karamsarlığı karakter haline getirmişler" olarak küçümsenir ve gerçekler hasır altı edilir ise, bu ülke, dertten kurtulamaz
guras@milliyet.com.tr
|
|
|

|