|
 |
|
|
'Belgesiz konuşma'!..
Bugün biri ortaya çıkıp, "Ben şike yaptım kardeşim" dese ne olur acaba? "Simsar oldum maç bağladım, hakem oldum rüşvet aldım, futbolcuydum teşvikleri kaptım, yöneticiyken bavulla para yolladım" dese mesela, ne olur?
Derhal tepesinde siren çalan bir araba... İki koluna önlükleri "Ayşe Abla"nın deterjanı ile beyazlatılmış iki görevli, doğru Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi "H 1" koğuşuna...
Adam, kız lisesi önünde pardesü açan sapık muamelesi görür inanın.
İki ampul Akhneton'dan sonra hâlâ iddiasında ısrarcıysa, devreye atadan kalma klasik usuller girer ve tutup yakasından silkelerler:
""Çıkar ulan belgesini"!..
"Yahu yaptım".
"Kes ulan deyyus, belgen yoksa konuşma".
* * *
Haklılar; belgesiz olmaz... Hatta, gerçek amacı "kürsü özgürlüğü" olan "dokunulmazlık" zırhını, zamanında trafik suçundan sahte Picasso'lara kadar genişleten yüce parlamentomuzun saygın üyeleri için bile öyle.
"Lütfen belgesiz konuşma".
Ne diyor CHP İzmir milletvekili Ahmet Ersin:
"Türk futbolunda teşvik, şike ve mafya vardır. Futbol Federasyonu ve MHK de bu mafyalaşmanın içinde yer almaktadır".
Yanıtını Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'den alıyor:
"Belgen var mıdır?"
Doğrudur... Sayın Ersin'in meclis zabıtlarına geçen ve artık tarihe malolan bu sözleri MHK üyelerini ve Federasyon yöneticilerini incitmektedir.
Peki benim anlamadığım bir şey var... Her iktidar, kürsüden her işin iyi gittiğini ve daha da iyi olacağını söyleyegelmiştir benim ömrüm boyunca. Sonuçta ben de dahil bir sürü vatandaş incinmiştir ama, hiçbir muhalefet bu açıklamaları yapanlardan belge istememiştir o sırada.
Neden? Çünkü "laf"a fren yok halkın parlamentosunda.
Ama konu futbolsa...
* * *
Biri çıkıp açıklasın!..
Hayır; teşvik, şike, komplo, kayırma iddialarını değil!.. Bu iddialar için istenen belgeleri...
Ne bulacağız... Fotoğraf mı, ses kaydı mı, video mu, dekont mu? Yoksa noterde yapılmış bir şike sözleşmesi mi gerekli? İsterseniz tetikçilerin de kolunu büküp getirelim.
Ben size bir şey söyleyeyim mi?.. Hep birlikte bu işi yokuşa sürüyoruz biz. Aslında korkuyoruz. Kimimiz tezgahın devrilmesinden, kalanlarımız ise daha beter bir tezgaha gelmekten.
Çünkü, anlatılanların yüzde onu bile doğru olsa, öyle girift bir sarmalın içindeyiz ki; yaşadığımız ufak tefek şaibelere şükretmeliyiz. Hatta yaşadığımıza bile.
Herkese iyi maçlar.
Gülünecek halimiz
Sevgili Ömer Gürsoy aslında üst düzey bir bürokrat. Ama yazarlık da yapıyor ve futbolun uluslararası boyutunu en sıkı uzmandan daha iyi bilip takır takır da yazıyor. Sanıyorum bu yüzden "kızağa çekilmekten" kurtulamıyor.
Gürsoy'a göre, Serdar Bilgili'ye reva görülenler İngiltere'de yaşanmış olsaydı, küfürbazlar önce kodesi boylayacaklar, daha sonraki üç beş yıl boyunca maçları karakolda izleyeceklerdi.
Bizde neden uygulanamıyor? "Kanun çıkmadı bir türlü" diyor Sevgili Ömer... Ki, ben buna katılmıyorum. Kanun çıksa da fark etmez; çünkü "alt yapı eksik", "eğitim şart" ve yeteri kadar "acı biber" üretemiyoruz!
Evet... Bariz bir alt yapı, tesis ve üretim sorunu ile karşı karşıyayız. Bizde o kadar çok kişi küfür ediyor ki, yeterli nezarathane kapasitesine ya on yıl sonra, ya da "rutin" bir genel af'la ulaşacağımızı umuyorum.
Ne yapayım; ağlanacak halimize gülüyorum.
Sana iş mi yok...
Yılmaz Vural demiş ki, "Ben bittim, artık Türkiye'de hiçbir takımı çalıştırtmazlar bana"!..
Hayret ettim.
Takımı berbat oynarken mahkeme duvarı gibi bir suratla yedek kulübesinde oturanlar el üstünde tutulacak da, takımı berbat oynadı diye kızıp içeri giden Yılmaz Vural, işsiz kalacak öyle mi?
Boşver hocam. Sen bildiklerini açıkla gel, yerin hazır.
Polisgücü, Ordu Milli Takımı falan; nereyi istersen.
'İlk hareket'
İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler'in "can alıcı" bir açıklaması karambola gitti. "Artık bu insanlara tahammülümüz kalmadı" dedi sayın Vali; "Küfür edenleri kameralarla tespit ettireceğim ve bir daha stada sokturmayacağım".
Diyeceksiniz ki, bunun neresi önemli?
Önemi şurada; aslında hangi stadda, kimin, nasıl, kime, neden küfür ettiğini en iyi yöneticiler biliyor. Biliyor da; kulüpten ayağını kesmek için harekete geçemiyor. Fizik okuyanlar bilir, bir şeyi yürütmek, atmak, itmek için "ilk hareket" çok önemlidir. Yürümeye başladıktan sonra küçük kuvvetlerle bile ivme kazandırılabilir o nesneye.
İşte sayın Muammer Güler'in yapacağını vaad ettiği olay bu "ilk hareket"tir. Sayın Vali'nin işaret ettiği şahısları, artık genel kurul üyesiyse atıver kulüpten, tribün militanıysa çekiver kuyruğundan, gerisi çorap söküğü gibidir.
İn cin top oynuyorken
Bir "cin"im olsa (toniksiz ve kandilde ikamet eden cinsten) ve üç dileğimi sorsa; üç büyüklerin üçünün de şampiyon olmasını dilerim. "Dört dilek" derse, dört büyüklerin... keşke onsekize kadar genişletse... Öylesine anlayışlı, neşeli ve "fair" oluyorlar ki yöneticiler; "cin" sorsa, ben şampiyon yapsam hepsini.
Şaka bir yana, Sayın Aziz Yıldırım'ın gerilimli zamanlardaki sert çıkışlarını eleştirdiğimiz gibi, "kendisine olmasını istemediği bir hareketi rakibi için de kınamasını" alkışlamalıyız buradan.
Birçok kişinin zafer sarhoşluğuna kapılacağı derbiden dakikalar sonra "Serdar başkana yapılan hakaretlere çok üzüldüm" sözleri, Sayın Bilgili'nin kendini feda ederek vermeye çalıştığı mesajı perçinlemiş, Fenerbahçe başkanına ise, ısmarlama elbise gibi uygun gelmiştir.
Hem de "sağduyunun sesi" olduklarını vehmeden bazı meslektaşlarımız, "sıra dışı" olmak isterken "kural dışı" yumruk atıp, Serdar Bilgili'nin onurlu istifası için "kendi etti kendi buldu" "cin"liğine soyunurken.
Hooijdonk'dan serbest atış
Çevik ve ahlaklı bir adam olduğuna hepimiz şahittik de, zekasının keskinliği de son demeciyle ortaya çıktı Hooijdonk'un...
"Daum fikir zengini".
Ne diyecekti yani?..
"Elindeki kadroyu evire çevire, deneye yanıla, yapa boza, ligin bitmesine dört hafta kala doğru dürüst oynattı sonunda" mı?..
İnsan zekası böyle işte. Övmeyi kafasına koymasın, en ummadığınız yerden, barajın üzerinden topu doksana çakıyor, apışıp kalıyorsunuz.
Bravo Hooijdonk'a!..
II. Mahmut'u beklerken
Şu anda Trabzonspor'un başında Sayın Atay Aktuğ'un bulunması, hem kendi takımı, hem ligin zirve yarışı, hem de Türk Futbolu adına büyük şanstır.
Nerede bir kıvılcım görse, serin kanlılık ve kararlılıkla gidip söndürüyor sayın başkan. Mesela şu Ankara'daki yemek hadisesi. Hani, Gençlerbirliği yöneticileri ile Trabzon'un eski başkanı pazarlık ederken yan masada kulak kesilen milletvekili falan.
Herhangi bir başkan, normal koşullarda "biz yapmayız"la yetinmez, "siz yapmıştınız"a kadar gider ve ortalığı yangın yerine çevirebilirdi. Sayın Aktuğ bu ucuz yola sapmadı.
Serdar Bilgili'nin küfüre karşı tavrına arka çıktı sayın Aktuğ. Yine normal koşullarda, İstanbul'da fay hattı kırılmışken kulağının üstüne yatabilirdi. Aksine; duydu, duyarlı davrandı ve kendi destek mesajının da duyulmasını sağladı.
Hiç populizme bulaşmadan, sahaya giren Trabzonsporlu'yu "manyak" şeklinde tanımladı. Stadların Yeniçeri Ocağı'na döndüğünü söyledi ve "II. Mahmut gelecek, bu işi bitirecek" dedi.
II. Mahmut gelir mi bilinmez ama Sayın Aktuğ gibi başkanlar çoğaldıkça ne "Asakir - i Mansure - i Muhammediyye"ye, ne "Nizam - ı Cedid"e, ne de Jandarma'ya - Polis'e gerek kalmadan futbol izleyeceğimiz günleri görebiliriz belki.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|