|
 |
|
|
Yoksulluk sınırının altındaki yargıçlar...
ANAYASA Mahkemesi'nin 42. kuruluş yıldönümünü kutlamak için yapılan törenlerde konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in açıklamaları... Basında bir kez daha okurken o açıklamaları; dalıp dalıp gitti gözlerim.
Mustafa Bumin, AB'nin yaptığı araştırmalara dayanarak, "4 bin 747 hakim, yoksulluk sınırının altında yaşıyor" diyordu.
Ve 1998 - 1999 Adalet Yılı açılışında Yargıtay Başkanı Mehmet Uygun'un yapmış olduğu çarpıcı saptamayı tekrarlıyordu:
"Vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışan hakimin kararının tam ve en sağlıklı olacağını düşünmek insan aklına ve doğasına ters düşer".
***
Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay, binde 9'du. Ne parlamenterler, ne siyasal partiler, ne hukuk fakülteleri, ne barolar, ne medya yeterince getirmişti gündeme bütçeden Adalet Bakanlığı'na bu kadar miniminicik bir payın ayrıldığını...
Kulağımda kaldığına göre 3 bin mahkeme binası eksiği vardı Türkiye'nin; mahkemelere yığılmış 10 milyona yakın da dosya...
***
Gözlerim dalıp dalıp gitti...
Mussolini'nin faşist ceza yasasının bir çevirisi olan Türk Ceza Kanunu'ndaki ünlü 141 ve 142. maddeler - ki Turgut Özal zamanında kaldırıldı - Mussolini dönemi İtalyası'ndakinden de daha beter uygulanıyordu demokratik Türkiye'de...
Türkiye'de gelir dağılımındaki dengesizlikle uçurumlardan söz etmek, hemen ağır ceza mahkemelerinde kamu davası açılmasına neden oluyordu. Ağır cezalı konularda sanığın hemen tutuklanması olanağı vardı. Mahkemenin başlaması ise, bazen epey zaman alıyordu.
Sanık, yargılama sonunda beraat etse bile; yattığı tutukluluk süresi, yanına kar kalıyor; işi gücü bozuluyor, adı sabıkalıya, komüniste çıkıyordu.
O dönemler azıcık aşılmış olmasa, fantazist bir yaklaşımla, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin; yoksulluk sınırı altında yaşayan hakimlerden söz ettiği için, "sınıfı sınıfa düşürmek", yahut "adalete karşı güveni sarsmak" iddialarıyla suçlanabilir ve ağır ceza mahkemelerine verilebilirdi.
***
Gözlerim dalıp dalıp gitti...
Neden Türkiye'de yargı düzeni ve yargı kadroları; sonunda Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi üst düzey yargı organlarının başkanlarının dahi, yanıp yakınmaya başlayacağı kadar göz ardı edilmişti?
Ayrıca unutmamak da gerekirdi ki, yavru vatana yılda 400 milyon dolarlık yardım yapılıyor ve silah alımlarına yılda 10 milyar dolar harcanıyordu; 5 bine yakın yargıç, yoksulluk sınırının altında yaşarken...
Neden?
***
Gönül istemez miydi ki, yargı örgütü de, bilgisayarlarla donanmış olsun; en uzun dava süresi bir yılı aşmasın; iddia makamı, savunmayla aynı eşitlikte olsun; Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay binde 9 değil, yüzde 9 olsun?
Gözlerim dalıp dalıp gitti...
***
Hem bir yanda "Türk'e Türk propagandası" yapa yapa övünme; hem kuşak kuşak süren hamasi nutuk ve demeçler; hem yoksulluk sınırının altında yaşayan yargıçlar...
Bir yanda da, kendine iş bulamayan 300 bin üniversite mezunu...
170 milyar dolarlık iç ve dış borç toplamı da cabası...
***
Bütün bu çağ dışı çapaçulluğun öz nedeni, Türkiye'nin bir türlü saydamlaşamamasıydı.
Bir türlü yanıt çıkmıyordu şu sorulara:
Son 70 yılda Hazine arazilerinin ne kadarı, kimlerin aracılığıyla, kimler tarafından yağmalandı?
Son 70 yılda devlet bankalarından alınıp da, geri dönmemiş kredilerin toplamı kaç milyar dolar?
Son 70 yılda kaç bin memura, toplam kaç milyar dolarlık harcırah ödendi?
Son 70 yılda kaç milyar dolarlık silah alındı ve bunların miadı ortalama ne kadar zamanda doldu vs...
***
Kozmos sürekli bir değişim içinde. "Yer" küresiyle üstündeki ve içindeki tüm varlıklar da, bu değişimin dışında değil.
Türkiye ise oligarşik statükosunu, bütün makyajlara rağmen bir türlü değiştiremiyor ve evrensel kavramları, çok yanlış ve demagojik kullanıyor.
Örneğin "emperyalizm" sözcüğünü ele alalım. Emperyalizm, bir ülkenin üretimde gelişmesini engellemek ve o ülkeyi ithalata mahkum etmek anlamında kullanılır. Siz yatırım yapacağınıza, silah alırsanız; üretimi nasıl artırabilir de, ithalatın eziciliğini nasıl engelleyebilirsiniz? Nasıl yükseltebilirsiniz insanların yaşam kalitesini?
***
Hiç kuşkunuz olmasın evrensel değişim, Türkiye'yi de içine almada. Yoksa 1953'te "Türkiye'nin Kore'ye gönderdiği birliğin standart olduğunu, şehit düşenlerin yerinin doldurulacağını" yazdığımız için; elimize ilk kez kelepçe vurularak, askeri mahkemeye verildiğimiz yıllarda; aklınıza mı gelirdi bir Yargıtay Başkanı'nın "hakimlerin vicdanıyla cüzdanı arasında sıkıştığından" söz edeceği; Mustafa Bumin gibi üst düzey bir yargıcın, "beş bine yakın hakimin yoksulluk sınırının altında yaşadığını" açıklayacağı?
Balıkesir milletvekili Sıtkı Yırcalı, Meclis kürsüsünden Kore'deki birliğin standart olduğunu açıklamıştı da, bizim askeri mahkemedeki dava düşmüştü.
***
Enseyi karartmayın...
Türkiye'de de "statükoculuğu" aşma çabaları artmada... Ama kolay değil 370 bin resmi lojmanla, 150 bin resmi araba saltanatını daraltmak... Ve ülkeyi saydamlaştırmak...
20 yıl biraz çalkantılı geçse bile, evrensel dinamikler bu kez Türkiye'ye 21. yüzyılı da ıskalatmayacak...
Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın açıklamalarını okurken, boşuna dalıp gitmedi gözlerim...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|