Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 29 Nisan 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Çirkin manşet


Larousse lügatinde 30 yıl önceleri ne kadar "voleur" karşılığı "hırsız" izahı yapılırsa, atasözlerinden örnek olarak 'Voleur comme un grec' cümlesi yer alırdı. Türkçesi "Yunanlı gibi hırsız!.." Yunanistan, devlet politikası olarak bu cümleyi Larousse'tan çıkarttırdı. Sadece bunu değil, Larousse ve diğer Fransız ve başka ülke lügatlerinde, ders kitaplarında yer alan tüm "aşağılayıcı" ifadeleri çıkarttırdı.
Ya Türkiye?
O yıllarda bizim polis de aydınların evlerine baskın düzenliyor, "Larousse" lügati bulduğunda, "Burada RUS kelimesi geçiyor" diye el koyuyordu. Lügatin sahibi de sorgulanmaya yollanıyordu.

Türk kafası
Sonra...
Yeni nesiller "hırsız" denince artık "Yunanlı gibi" sözünü bilmiyorlar.
Ama Fransızca lügatlerinde Türkler için aşağılayıcı - bir bakıma atasözleri - ifadeler sürüyor.
Örneğin her gelenin sorduğu, altı yaylı yuvarlağa, "TÜRK KAFASI" denir.
Boksörlerin kum torbası gibi, ama antrenman için değil eğlence için vurulan kafadır yaylı yuvarlak.
Tokat, yumruk...
Kelleye patlatılır.
O nedenle "Türk kafası" (kellesi) bir bakıma aşağılayıcı bir deyimdir. Bu bağlamda "kalın kafalı, odun kafalı" anlamına, anlayışı kıt olanlar, jetonu geç düşenler için de kullanılır.
Üzücü ama gerçek...
Bizim diplomasimiz bu cümleyi çıkarttırmış değildir.
Hiç olmazsa buna çaba gösterilmiş midir?
Neyse...
Geçelim...

Türk kafası manşette
Bunları dün Paris'e uçarken Le Monde gazetesinin manşetinde yer alan "kafa ütüleyen Türk" deyimini okuyunca düşündüm.
Manşet "YENİ AVRUPA, KAFA ÜTÜLEYEN TÜRK'LE YÜZ YÜZE" idi. (La Nouvelle Europe face au casse - tete Turc)
Deyim, "kafa s... " anlamına kadar gider.
Yani...
"İlla AB'ye gireceğim diye vıdı vıdı vıdı Avrupa'nın kafasını ütüleyen, bıktıran Türk" anlamında bir manşet.
Ayıp...
Çirkin.
Hadi lügatlerden çıkartamadık, ama Türkiye Büyükelçisi'nin bu ülkenin ve dünyanın referans gazetesi Le Monde genel yönetimiyle hiç mi bir "selamı, sabahı" yok?
Bu, basın özgürlüğüne baskı değil, nezaketin, özenin hatırlanacağı bir ilişkidir, hoş sedadır.
Büyük başkentlerde diplomatik misyonların, bulundukları yerin medyasıyla üst düzeyde ilişkiler kurabildiği dönemlerde, böyle yayınların grafiği iniştedir.
Hadi bu olmadı...
Hiç değilse, önümüzdeki günlerde bu deyim için birkaç üzüntü satırının yayımlanması sağlanmalı.
Belki yazanlar için de ölçüsüz satırlara, başlıklara fren yaptırılabilir.
Bu duyarlılığın beklentisi ve umuduyla bir not düşelim:
Türkiye - Fransa ilişkileri neredeyse Hasan Işık dönemini anımsatan bir gerilim yansıtıyor.
Le Monde'un manşeti de bu etki altında olabilir.
Şimdi manşetin altına geçelim.

Eteğin altı
Sayfanın tepesinde bir karikatür. "Fondaki camiler ve Türk bayrağı önündeki genç ve güzel kadın, 12 yıldızlı Avrupa bayrağı altındaki erkeğe ellerini açarak, adeta onu kucaklayacak gibi koşuyor. Eteğin altından ise bir polis çıkmış, üzerinde 'KÜRTLER' yazılı şişman, toparlak, başı poşulu birini copluyor."
Karikatürün ve haber - yorumun mesajı şu:
"Türkler Kıbrıs'ta referandumla AB üyeliği için olumlu bir adım attılar...
Ama...
Hemen ardından DGM, DEP milletvekillerini tahliye etmeyerek bu adımın etkisini sıfırladı.
Türkiye'nin tam üyeliği yerine tam üyeliğe yakın bir özel statü verilmelidir."
Belirttiğim gibi...
Fransa'yla ilişkiler giderek soğuyor.
Bu nereye kadar gider? Ankara'dan girişimler var. Siyasi ve ekonomik... Bu özel ilişkileri TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger düzenlemekte ve yürütmekte.
Ve... Kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Chirac'ın da Türkiye'nin durumu için bir açıklama yapması bekleniyor. Kaygı duyulduğu kadar köşeli ve katı bir açıklama olmayacak.
Fransa, Türkiye için meydanı sadece İngiltere ve Almanya'ya bırakamaz.
Temel bu... Ama bizim tarafın da o temel üzerine bir diplomasi mimarisi kurabilmesi ve bunu beşeri ilişkilerle uygulayabilmesi gerek.

g.civaoglu@milliyet.com.tr









Taha AKYOL
Töre cinayetleri

Çetin ALTAN
Yoksulluk sınırının altındaki yargıçlar...

Melih AŞIK
Sarmal'a girdik...

Fikret BİLA
Baykal: Muazzam bir tablo yakaladık

Hasan CEMAL
Sınav!

Yılmaz ÇETİNER
Schröder'in muhalefeti güçsüz parlamento istemiyor

Güneri CIVAOĞLU
Çirkin manşet

Can DÜNDAR
Kolej... Piknik... Papazın Bağı...

Hurşit GÜNEŞ
Tekel'e kim talip olacak?

Doğan HEPER
'Annan'dan iyisi, yine 'Annan'

Hasan PULUR
Dolmuşa binmeyelim dolduruşa gelmeyelim!

Derya SAZAK
Avrupa'da AKP, CHP

Yaman TÖRÜNER
Bankalar Birliği ne istiyor?

Güngör URAS
Ekonominin kırılganlığı görüldü

Serpil YILMAZ
'Yunanistan'ın lokomotifi Fransa'ydı, bizim Almanya olacak

M. Ali BİRAND
Fazla gülmeyelim, bugünkü ortam 6 ayda değişir

© 2004 Milliyet