
|
|
|
 |
|
|
Eve gelen yabancı
Sokak / AHMET TULGAR
Hepimiz paket servisi ile yemek istiyoruz, getirtiyoruz evlerimize. O çocuklara, o "eve servis elemanları"na, yüzlerine bakar mısınız, bakıyor musunuz? Daha çok iştahla beklediğiniz pakete takılıyorsunuz, belki bahşiş verdikten sonra, reaksiyonunu ölçmek için bir bakıyor ve kapıyı kapatıyorsunuzdur, umursamadan çoğunlukla. Nasıl sessiz, hatta tedirgindir o çocuklar da hep. Sadece borcunuzu söyleyip sorulduğunda, siz hâlâ ona bakmazken, o da, size değil ama evinizin içine ister istemez kaçamak fakat yine de mütecessis olmayan bakışlarla bir bakıyordur, o kadar.
Konuşmaz bu çocuklar, çünkü konuşacakları, söyleyecekleri bir şey yoktur, bırakılmamıştır onlara. Çünkü biz onu değil, çalıştığı kurumu muhatap almışızdır. Çocuk bu kurumsal ilişki içinde hiçleştirildiğinin farkındadır. Demin "tedirgin" demiştim, üzgündür de hatta.
Yerindeki sıcağı aramak
Kurum, marka onu elindeki ürüne o kadar yabancılaştırmıştır ki, neredeyse yasak gibidir ürüne ilişkin konuşması. Fiyatı dışında bir şey söylemesi. Utanır da bu yüzden. Sonra her zaman suçlanmaya uygundur eve servis elemanları. Çünkü müşteri, yani biz hep asıl yerindeki tadı, sıcaklığı ararız pakette de. Ama olmaz.
Oysa eskiden kurumsal değil, bireysel kimlikler olarak gelirdi kapımıza satıcılar. Nane şekerci bile gelirdi de her gün, sokak sakinleri için kişiye özel maniler bularak duyururdu bir de geldiğini. Çünkü bilirdi herkesin derdini, tasasını, beklentisini, hayattan ne beklediğini.
Üzerine konuşma yetkisine sahip oldukları, çoğunun bizzat ürettiği ürünler vasıtasıyla bu satıcılar konuşma partnerlerimiz olmuşlardı, anlatırdık onlara, ilgiyle dinler, sorarlardı onlar da.
O zamanlar alışveriş bahane gibiydi, sohbeti ise şahaneydi.
AB ve Taksim'e sokulmayanlar
1 Mayıs günü gazetelerde AB'nin yeni üyeleri olan eski sosyalist ülkelerden bahsediliyordu biraz da küçümsemeyle. Oysa Türkiye onca çabaya rağmen girememişti. 1 Mayıs günü solcular da Taksim Meydanı'na giremediler. Valilik izin vermedi. Acaba bu iki giremeyiş birbiriyle ilintili midir?
Diyarbakır Olimpiyatları
Bir ara internette bir video dolaşıyordu: "Diyarbakır Olimpiyatları" diye. Kürt aksanıyla konuşan bir sunucu ve arka planda da bir tepeden toprak zemine çakılan Afrikalılar. Kaynağı, üreticisi çok merak ediliyordu bu klibin, bu Kürt sunucu, Afrikalı sporcu kombinasyonunun. Hatta ayrımcı ve Kürtleri ve Afrikalıları aşağılayan bir iş olduğu yorumları yapılıyordu. Meğer bu videoyu tam tersine Güney Afrika'da 'Mezopotamya' isimli lokanta da işleten Abdülkadir Kalay isimli bir Diyarbakırlı Kürt çekmiş.
Diyafondan sokağa
Alman televizyonlarından birinde izledim: Bir sokakta, kaldırımda yürüyenler aniden irkiliyorlar. Çünkü bir binanın kapı diyafonundan bir erkek sesi, yalvarırcasına ve mütemadiyen "Kimsiniz, kim o?" diye bağırıyor. Oysa kapıda zili çalan kimse yok. Adam sokağa bağırıyor yani. Eğlence için çekilmişti ama yalnızlığı da o kadar iyi anlatıyordu ki bu görüntüler.
Sezen Aksu Beyoğlu'nda
Sezen Aksu, trendleri, toplumdaki yeni eğilimleri iyi takip eder. Beyoğlu'nda-ki müthiş hareketliliğe, dinamizme kayıtsız kalmayacağı da aşikârdı. Nitekim Yeni Melek konserlerine başlarken repertuvarına epey bir Beyoğlu şarkısı alan Aksu, semtte bir de ofis açıyor.
|
|
|


|
|