|
 |
|
|
Ligimizin topları 'köşeli'mi?
Ligimizin "son"una doğru sanki "köşelenen" topları yuvarlayamıyoruz belki. Ama "köşelenen" toplarla işte "yuvarlanıp" gidiyoruz. Bu maçın topu da köşeli mi yoksa diye düşünüyorum vallahi de billahi de maç öncesi. Hadi paranoyak demiyelim ama sanki paranoyak gibiyiz hepimiz veya biz ya da "biz"i bırakalım, paranoyakım ben. Topun bir köşesinde mesela federasyonun başı, bir köşesinde MHK'ninki, bir diğerinde bilmem kiminki, yoksa bir köşesinde de Faal Futbol Hakemleri Derneği'nin "başı" olan maçın hakemi mi var acaba. Birine yatacaklarsa, Trabzon'dan önce İstanbulspor'a yatsalar bari diyenlerin sayısı öyle çok ki. Kafamızı bu kadar karıştıran, bu kadar bulandıran bu düşünceleri kafamıza sokanlara lanet olsun. İşte maçın hakemi bile vıcık vıcık bir "politiklikten" daha yeni çıkmadı mı.
"I love you"cu Çulcu'nun ne idüğü belirsiz ve de bence gereksiz bir derneğin son kongresinde kimlerin itmesiyle başkan seçildiğini bizzat bu derneğin eski başkanı, "bir faal futbol hakemi" söylemedi mi. Bu işlere harcayacak zamanı olan "boş" biri bu "I love you"cu desem ben de şimdi, haksız mıyım yani. Evet, maçı belki bir "başkan" yönetiyor ama dedikodulara göre de o "başkanı" da başka "başkanlar" yönetiyor...
Ya tribünler, "temiz" mi sanki. İşte oldukça kalabalık olan "karşımdakiler", "25" gibi Trabzon diye inliyor aniden.
Bu ne şimdi peki?
Tabii sonra da Fenerbahçe'ye "iş" koyuyorlar. Al işte, İstanbulspor'un golü tam o sırada gelmiyor mu? Üstelik golün öncesinde de Hasan Şaş topu kaptırmıyor mu? Dilin kemiği yok ki... Seyirci hala Trabzon diyor. "Bir hafta sonraki rakibine "yat mı" bu, ya da "yatın mı" bu. Şimdi biri çıksa "takımı" da bu hafta "İstanbul"u kolluyor, İstanbul'a "yatıyor" dese peki...
Kimse alınmasın, takılmasın da. Veya alınsın, veya da takılsın... Belki böyle düşünmüyorum ben, böyle düşünmemek için de oldukça fazla çaba harcıyorum ama yine aynı ben. Bu hale gelmişiz, bu hale getirilmişiz. Sanki bir "pisliğin" içindeyiz. Sanki "pislik" gibi de düşünüyoruz. Allahtan 30 küsürde Ayhan atıyor da "şimdilik" de olsa uzaklaşıyoruz bu "pislik"ten. 55 küsürde Necati öyle bir vuruyor ki gelişine topa, "köşe"li top yuvarlaklaşıyor aniden sanki. Bir ohhh çekiyoruz hepimiz. Galatasaraylı futbolcular da o kadar seviniyor ki. Utanıyoruz kafamızdan geçenlerden. Ama bir dakika ya geçiyor, ya geçmiyor Yordanov "bu nasıl bir gol" gibilerinden bir gol atmıyor mu. Hagi'nin bile "Ben o durumdayken futbolu bırakmıştım" diye "sulandığı" "sahadakileri" ben de pas geçiyorum tabii... Zaten "Bir"i belki seneye lig değiştirecek, "diğeri" seneye belki takımın tamamını değiştirecek...
Beraberlik belki İstanbulspor'u kurtarmadı, belki Galatasaray'ı da kurtarmadı. Ama maçı "kurtardı" hiç olmazsa.
Bağlayalım. Bizi sanki paranoyakımsı yapanlara yuh olsun. Ligimizi sanki şaibeli, "top"larını sanki "köşeli" hale getirenlere lanet olsun. Söyleyene değil, söyletenlere takın kafanızı. Bana hele hiç takılmayın. "Binlerin" düşündüğünü "biri" de söyledi işte deyip, geçin.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|