Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 03 Mayıs 2004 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
BDDK'yı zayıflatmanın maliyeti ağır olur


Son bir yıldır ekonomide yaşanan aşırı iyimserlik bankacılık sektörünün gözetimi ve denetimi alanında ortaya çıkan bazı gelişmelerin hafife alınmasına neden olmuş gözüküyor. İmar Bankası skandalıyla yıpranan gözetim otoritesinin henüz kendini toparlayamadan ortaya çıkan yeni gelişmeler, kurumun karar alma ve uygulama süreçlerini zorlaştırıyor.
Geçtiğimiz hafta Danıştay genel kurulu, BDDK'nın iki bankayla ilgili olarak 2000 ve 2001 yıllarında aldığı fona devir kararlarını, kendi ihtisas dairesinin tersine görüşüne rağmen, hukuka aykırı ve haksız bularak bozma kararında ısrar etti.
Bozma kararlarından bir tanesinin gerekçesi oldukça ilginç. Gerekçede kriz öncesinde ve sonrasında uygulanan ekonomi politikalarının ve bankalarla ilgili işlemlerin yerindeliği tartışılıyor. Danıştay genel kurulu kriz öncesinde ve sonrasında ekonomi politikalarının daha farklı olması halinde bu bankanın batmayacağını ileri sürüyor.
Yerindelik denetiminin Danıştay'ın yetki alanına girip girmediğinin takdirini hukukçulara bırakıyorum. Ancak durumu bankacılık sisteminin geleceği açısından değerlendirmekte yarar görüyorum.
Bankalar tasarruflarımızı emanet ettiğimiz müesseselerdir. Banka sahibi bizim tasarruflarımızı başka kesimlere borç vererek değerlendirir. Her borcun belli bir oranda geri dönmeme riski vardır. Dolayısıyla bankalar bu kredileri dağıtırken bu riski en düşük seviyede tutmak zorundadırlar. Sadece sahipleri tarafından hortumlanan bankalar değil, bu riski iyi yönetemeyen bankalar da batar. Durumu iyi görünen bir banka konjonktürdeki ani değişme veya bankayla ilgili beklentilerin kötümserleşmesi sonucunda çok kısa sürede sıkıntıya düşebilir. Sorunlu bankalarla ilgili olarak zamanında ve hızlı karar alınmazsa kötümserlik tüm bankalara yayılarak sistemin tamamını etkiler.

En önemli risk likidite
Gerekçenin de son paragrafında bankanın krize kadar iyi durumda olduğu ön plana çıkıyor. Bankacılık risk yönetimidir. Kriz olasılığı da bankacılar tarafından dikkate alınması gereken bir risktir. Para rejiminin değiştiği 2000 başında açıkça ilan edilmiştir. Yeni rejimde kur sabittir. Faizler serbestçe dalgalanacaktır. TCMB nihai likidite sağlama fonksiyonunu kullanmayacaktır. Yeni çerçevede likidite riski en önemli risk olmaktadır. Kaldı ki o dönemde bankanın sorununu çözmek amacıyla hem Hazine hem de TCMB tarafından geri alım ihaleleri düzenlenmiştir. Dünyada riskini iyi yönetemeyerek bir gecede batan, sahipleri iyi niyetli, bankaların çok sayıda örneği vardır. Gözetim otoritesi burada hızla davranmazsa sıkıntı bütün sisteme yayılır.
Bu nedenle tüm dünyada bankacılık diğer sektörlerden farklı olarak devlet tarafından getirilen kurallarla günlük işleyişine en fazla müdahale edilen ve en yoğun denetlenen sektördür. Bu sektörde normal şartlarda kötü olarak algılanan bir düzenleme kriz döneminde gerekli olabilir. Örneğin normal dönemlerde bozucu etki yapan devlet garantisi, kriz döneminde sistemin çöküşünü önleyebilir.
Süratle değerlendirme yaparak karar almanın gerekli olduğu bankacılık sektöründe dünyada giderek artan ölçüde düzenleme ve gözetim görevini bağımsız kurumlar yerine getiriyor. Bu hem siyasetle, hem makro politikalarla, hem de sektörle çıkar çatışmasını önlemede en etkin yol olarak görülüyor. Bu çerçevede hukuka aykırılık olmadığı sürece alınan kararların ekonomik olarak yerinde olmadığı gerekçesiyle iptali, kurumun hem kanun koyucunun çizdiği hukuki çerçeve içinde karar alma özgürlüğünü daraltması, hem de kamuoyunda güvenilirliğini azaltması bakımından ciddi riskler taşıyor.
Diğer taraftan görüş almak üzere çeşitli kuruluşlara gönderilen bağımsız kurumlarla ilgili yasa tasarısının içerdiği söylenen kurumların ikincil mevzuatla ilgili düzenleme yetkilerini ve mali özerkliklerini kısıtlayan tedbirlerin BDDK'ya uygulanması durumunda kurumun zamanında karar verme ve değişen şartlara uyma kabiliyeti daha da azalacaktır.
1990'lı yılların başından itibaren gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde yaşanan krizlerin temelinde bankacılık sektörünün etkin düzenleme ve denetimden yoksun olması yatar. Dolayısıyla ülkelerin bu alandaki gelişmişliği sermaye hareketlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Çağdaş normlara uygun olarak kurulan BDDK'nın elini kolunu bağlamanın bu ülkeye faturası ağır olabilir.

foztrak@yahoo.com







Taha AKYOL
Hangi Atatürk?

Çetin ALTAN
Boşluk

Fikret BİLA
CHP ne yapacak?

Yasemin CONGAR
Genişleyen AB, ABD ve biz (1)

Mehmet Y. YILMAZ
Bugün Milliyet'in 54. kuruluş yıldönümü

FAİK ÖZTRAK
BDDK'yı zayıflatmanın maliyeti ağır olur

Hasan PULUR
7 milyarlık tecavüz!

Derya SAZAK
Irak'ta savaş suçları

Ece TEMELKURAN
Tencere dibin kara, seninki benden beter!

Yaman TÖRÜNER
Bankaları iade sürecine sokan belge

Osman ULAGAY
Başkan Bush'un dindarlığı seçim kozu olacak mı?

Güngör URAS
'Avrupa'daki Türkler' AB üyeliğimize 'ilgisiz'

© 2004 Milliyet