|
 |
|
|
Gidenin not defterinden-2
Kadınlar iktidarı nasıl sever?
Birçok erkek diyecektir ki, "Kadınlar iktidara tapar". Doğrudur, kimileri tapar. Ama erkekler iktidarı ele geçirmek için debelenirken, iktidara tapan kadınların istediği, iktidarı ele geçirmek değildir. Sanıldığı gibi iktidar kendilerine ait olsun istemezler.
İktidara tapan kadınlar ona sahip olanı ele geçirmek isterler. Onlar, yönetmek değil, yöneteni yönetmek isterler. Mesele şu ki, "İktidara tapıyor" diye taşlanan kadınlar, hatta yöneteni ele geçirmiş olanlar bile aslında ne kadar "iktidarsızdırlar". Yöneteni bağcıklarından beynine kadar her şeyiyle kendine bağlamış kadınlar bile, yani iktidarı bağlama becerisinin azizesi Eva Peron bile bilir ki, erkekler istedikleri zaman onları oyundan atabilirler. Tek bir hareketle... Tek bir espri, bir tek gülüşme ile...
İş sonrası içki
Herkes bilir ki, iş, bütün işler, erkeklerin oyunudur. İstediğiniz kadar kadın kotası koyun, "ayrımcılık karşıtı yasalar" yazın, bu yasaları uygulamak için istediğiniz kadar cevval komiserlikler oluşturun; iş, erkeklerin küçükken sokakta oynadıkları oyunların tekrarıdır. O oyunlara ne kadar dahil olabiliyorduysanız küçükken şimdi de aynı yerde duruyorsunuz aslında. O ofislerde, büyük çantalarınızla, pantolon-ceket takımlarınızla, master dereceleriniz ve yıldızlı pek iyilerinizle, müthiş iletişim becerileriniz ve inanılmaz liderlik yeteneklerinizle çıkın çıkabildiğiniz kadar tepeye. Tepeye en tepeye... Ama paydos zili çalıp iş yeri dağıldığında ne yaparsanız yapın dahil olamayacaksınız, işin aslında bağlandığı "kulübe". Bütün terfilerin kararlaştırıldığı o futbol arası esprili fısıldaşmalarda var olamayacaksınız. Yaklaşın istediğiniz kadar göbeklere, istediğiniz kadar alttan alın belden aşağı esprileri, çalışıp anlayın "ofsaytın" ne olduğunu, istediğiniz kadar "fanatiği" olun patronun takımının, "sağlam içici" olun... İş, sadece iş olsaydı, evet, kadınlar en tepede olurdu. Ama iş, sadece iş değildir. Bu bir oyundur ve kadınlar fazla ciddiye aldıkları için, ciddi olmayan (?) kısma katılamadıkları için asla tamamen dahil olamazlar "ofise".
"Kadın köşe yazarı?"
İsmet Berkan Radikal'da yazdı önceki gün. Kadınların uğradığı haksızlıkları azaltmak için pozitif ayrımcılık ilkesinin anayasal bir kural olarak düzenlemesi üzerine. Sormuş, "Kadın köşe yazarları neredeler? Niye yazmıyorlar bu konuyu?" diye...
Aşktan, kadınsal sırlardan, mümkünse seksten bahsetmesi beklenen... "Bir renk, bir doku" olarak mümkünse boydan poz vermesi dilenen... Nuray Mert gibi orta yaşlı (Nuray'ın kendi ifadesidir) olanlarına bile Mehmet Barlas tarafından canlı yayınlarda "küçük hanım" diye hitap edilen... Mümkünse sadece popüler kültür yazıp "eğlencelik" takılması istenen... Güzel laf geçirmeci olunca "zeki" beratı verilen...
Kim bilir, belki bıkkınlık gelmiştir onlara da... "Kadınları öldürmeyin. Onları öldürünce de insan öldürmüş sayılıyorsunuz" diye özel bir açıklamaya ihtiyaç duyan bir ülkenin oyunlarından... Ha, pozitif ayrımcılık anayasal kural olsun mu? Olsun tabii. Tabii tabii.
Ama esas bu oyun bozulsun mu? Ona kaç "erkek" köşe yazarı hakikaten ama hakikaten "evet" oyu verir acaba? Çünkü bu oyunu değiştirmek ve kızlı-erkekli oyunlardan birini düzenlemek/yönetmek/çevirmek kadınların en iyi yapabildiği şeyler arasında. Ve erkekler... Onlar kolay itiraf etmezler ama o "aptal" evcilik oyunlarında rol almayı çok severlerdi aslında...
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|