Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 05 Mayıs 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Piyasalardaki 'hıçkırık' hastalık belirtisi ise..


Son bir hafta - on gün içinde bizim mali piyasalarda yaşanan gelişmeleri bir 'hıçkırık nöbeti' olarak nitelemek mümkün. Hıçkırık deyince çoğu kez yemeği fazla kaçırmaktan ya da sinirsel bir tepkiden kaynaklanan, geçici bir rahatsızlık gelir akla. Bunu geçirmenin de bir an için nefesi tutup bir yudum su içme ya da limon yalama gibi bilinen bazı yöntemleri vardır.
Ancak ciddi bir rahatsızlığın ya da hastalığın belirtisi de olabilir hıçkırık nöbetleri. Bu nedenle, basit yöntemlerle geçmeyen hıçkırık nöbetlerinin ciddiye alınması gerekir. Hastalık belirtisi olan bir hıçkırık nöbeti ciddiye alınmaz ve zamanında tedavi edilmezse kötü sonuçlar da doğurabilir.
Öncelikle Türkiye'nin ocak ayına ilişkin ödemeler dengesi verileriyle ABD faizlerindeki olası artışların tetiklediği 'hıçkırık nöbeti'nin geçici olduğunu ve fazla önemsenmemesi gerektiğini savunanlar olduğu gibi, bunun önümüzdeki döneme damgasını vuracak ciddi rahatsızlıkların ilk belirtisi olduğunu iddia edenler de var. Birinci görüşü savunanlar, "paniğe kapılmaya, hatta ciddi önlemler almaya gerek yok, piyasalar kendi dengelerini bulur" derken ikinci görüşü savunanlar zaman kaybetmeden acil önlem alınmasını öneriyorlar.

Hıçkırığın nedeni
Uzunca bir süredir öncelikle iyimser beklentileri satın almayı tercih eden bono -tahvil piyasasıyla borsada ve döviz piyasalarında sinirleri biraz bozan ve 'hıçkırık' yaratan gelişmelerin başlıcaları şunlar:
  • Ocak ayına ilişkin dış ödemeler dengesi cari açık rakamının hayli yüksek çıkması (783 milyon dolar) ve bu açığın şubat ve martta daha da büyüyeceğinin sanılması
  • Cari açık büyürken ödemeler dengesi "net hata ve noksan" kaleminin de 1.2 milyar dolar eksi bakiye vermesi ve bunun ülkeden sermaye çıkışının göstergesi olarak algılanması
  • Derecelendirme ("rating") kuruluşu Moody's'in bu gelişmeleri kaygı verici bulduğunu açıklaması
  • ABD faizlerindeki yükseliş beklentisinin Türkiye gibi 'yükselen pazar' ülkelerinin euro tahvillerinden çıkışı gündeme getirmesi ve bunun tahvil fiyatlarına aşağı çekmeye başlaması
  • Kıbrıs'ta umulan en iyisi sonucun alınamaması ve Avrupa Birliği'den (AB) tam üyelik görüşmeleri için tarih almayı uman Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin kritik bir döneme girmesi
  • Hükümetten kaynaklanan bazı açıklamaların IMF ile ilişkilerin geleceği konusunda kuşku yaratması.

  • Bu noktada iki soru akla geliyor: (1) Bu sonuçları yaratan gelişmeler bir defalık, geçici nitelikte gelişmeler mi, yoksa yeni bir trendin ilk sinyalleri mi? (2) Bunlar, Türkiye'nin ya da TC hükümetinin etkileyebileceği gelişmeler mi? Bu iki soruya vereceğimiz cevaplara göre, Ak Parti hükümetinin bu gelişmeler karşısında önlem almasının gerekli olup olmadığını da saptayabiliriz.

    Önlem gerekli mi?
    Bir kere bu gelişmelerin hemen hepsi yeni trendlerin ilk sinyalleri gibi görünüyor, yani önlem alınmadığı taktirde etkilerinin geçici değil en az bir süre için kalıcı olması muhtemel.
    İkincisi, Ak Parti hükümetinin bu gelişmelerin bazılarını (örneğin ABD faizlerini ve bunun etkilerini) doğrudan etkileme gücü yok ama çoğunun sonucunu etkileyecek gücü var. Örneğin, cari açıktaki tırmanışı durduracak önlemleri alabilir hükümet. Cari açığın büyümesiyle döviz kurları ve ülkeden sermaye çıkışı arasındaki ilişki hesaba katıldığında bu önlemlerin önemi daha da artıyor. Bu konuda zaman faktörü de çok önemli, çünkü alınacak önlemlerin, örneğin iç talebi ve dolayısıyla ithalatı frenleyecek adımların, istenen sonucu verebilmesi için belirli bir sürenin geçmesi gerekiyor. Önlem almayıp "piyasalar kur mekanizması yoluyla bu düzeltmeyi yapar" diye beklemenin bedeli 'hıçkırık nöbeti'nin kalıcı hale gelmesi olabilir ve bir kez daha 'hasta ekonomi'den söz edilmesine yol açabilir. Bu duruma düşmeden gerekli önlemleri almak herhalde daha akıllıca bir çözüm olacaktır.

    oulagay@milliyet.com.tr







    Taha AKYOL
    YÖK tasarısı

    Çetin ALTAN
    Dalları bastı kiraz

    Melih AŞIK
    Tektip eğitim!

    Fikret BİLA
    Kadın erkek eşitliği

    Hasan CEMAL
    İşkence...

    Güneri CIVAOĞLU
    İHL'ye öpücük

    Abbas GÜÇLÜ
    Tarihi hesaplaşmada YÖK yalnız kaldı

    Hurşit GÜNEŞ
    Piyasalardaki asimetri

    Nail GÜRELİ
    Mezarlıkta değil, yaşamın içinde anmalı

    Sami KOHEN
    KKTC dünya (siyaset) pazarında...

    Mehmet Y. YILMAZ
    Peki, ya Türk işkenceciler!

    Hasan PULUR
    "Rektörler selam duracak!"

    Ece TEMELKURAN
    Kadınlar iktidarı nasıl sever?

    Osman ULAGAY
    Piyasalardaki 'hıçkırık' hastalık belirtisi ise..

    Güngör URAS
    Ekonomi 'ısınmamış' olabilir

    Serpil YILMAZ
    Mansız ile Japon pazarına girebilir miyiz?

    M. Ali BİRAND
    Kuzey Irak'taki PKK artık gündemde değil

    © 2004 Milliyet