|
 |
|
|
4. İktisat Kongresi: Dağ fare mi doğurdu?
Dünden Bugüne / Sabri Yetkin
Çok uzun zamandır başlaması beklenen 4. İktisat Kongresi nihayet gerçekleştirildi. Kongre öncesinde ismini, toplantı yerini, kongre salonuna alınacak sandalyelere kadar şekilsel birçok konuyu kıyasıya tartıştık ve birbirimizi kırıcı ifadelerde bulunduk. Ancak kongrenin içeriği, düzenlemeyi üstlenen DPT'nin takındığı tavır, katılımcıların tespitindeki esaslar, yerel örgütlerin dışlanması gibi asıl tartışmamız, değerlendirmemiz gereken konuları ne yazık ki görmezden geldik. 6 Mayıs 2004 tarihli gazeteler kongrenin sönük başladığını, tatil havası yaşandığını ifade ederken, köşe yazarlarının sert eleştiriler içeren yazılarını okuduk.
Güngör Uras'ın, Milliyet'teki köşe yazısında şu eleştirel cümleler göze çarpmakta: "Kongreye katılımda, kamu görevlileri ve kamu ile sıkı ilişki halindeki yarı kamu kuruluşu görünümündeki dernekler, birlikler ağırlıklı. Deneyimi ve birikimi olan iktisatçılar, akademisyenler kongreye çağrılmadı. İşçi, esnaf, çiftçi, halk, gençlik doğru dürüst temsil edilmiyor... IMF yetkililerinden, OECD uzmanlarından ders dinlemek için 4 trilyon lira harcayarak İzmir'de 'turistik toplantı' düzenlemeye ne gerek var? İddialı bir kongre. Türkler uzun vadeli kalkınma stratejilerini tartışacak. Ama bunları yapacak Türk bilim adamları, düşünürler, plancılar, iktisatçılar ortada yok. Ortada olanlar IMF Başkan Yardımcısı, OECD Genel Sekreteri, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı, bu kuruluşlardan çok sayıda temsilci, politikacılar, yüksek bürokratlar, hükümete yakın iş çevreleri ve protokol! Böyle kongreden birşey çıkmayacağını söylemek için kahin olmak gerekmez. Yapmış olmak için yapılan kongreden ne çıkabilir ki?"
Kongrenin açılışının yapıldığı 5 Mayıs günü İzmirliler için sanki hiçbir şey ifade etmiyordu. Herkes gündelik yaşantısını sürdürmekte, kentte yaşayanların büyük bir çoğunluğu İzmir'de bir iktisat kongresinin düzenlendiğinin farkında bile değildi. Bunun en önemli nedeni, kentli katılımını sağlayacak hiçbir şey düşünülmemiş, konuyla ilgili kentteki bilim ve meslek kuruluşları bir anlamda dışlanmış, Ankara tepeden inmeci bir tavırla programı oldu bittiye getirerek, yasak savma amacıyla kongre düzenlemişti.
Bu ortam karşısında ister istemez tarihçi gözlüğüyle ilk kongrenin coşkusunu, düzenleme komitelerinin çalışmalarını, delegeleri, basının üstlendiği rolü anımsadım. Birinci kongrenin düzenlenmesi için dönemin iktisat vekaleti özel bir örgütlenme modeline gitmiş ve geniş bir katılımın sağlanması amacıyla bir talimatname hazırlamıştı. Talimatname, kongreye her kazadan 8 temsilcinin katılmasını ön görürken, katılımcıların niteliklerini de belirlemişti. Bir tüccar, bir sanatkar, bir amele, bir şirket, bir banka, üç çiftçi temsilcisi. Temsilcilerin seçim yoluyla belirleneceği, servete bakılmayacağı ifade edilirken, kongreye delege olarak seçilememiş olanların da görüşlerinden yararlanılması istenmişti. İktisat Vekaleti'nin talimatı gereği vilayetlerde kurullar oluşturulmuş, 20 Ocak 1923'e kadar kongre delegelerinin seçimleri tamamlanmıştı.
81 yıl önceye bakın
İzmir adına kongreye katılacak delegeler Vali Mustafa Abdülhalik Bey'in başkanlığında toplanan ticaret, ziraat odaları, Belediye, Vilayet İdare Meclisi, Müdafaa - yı Hukuk ve Borsa azaları tarafından saptanmıştı. Talimatname seçim istemesine rağmen, İzmir delegelerinin kurul tarafından saptanması ve seçim yapılmaması sert eleştirilere neden olmuştu. Bu eleştiriler bir anlamda kongre için İzmir basınının hak arayışını ve demokratik katılımcılık talebini yansıtmaktaydı. Dönemin gazetecilerinden Mehmet Şevki Bey, 1 Şubat 1923 tarihli köşe yazısında, tüm ülkede seçim yapılmasına karşın, İzmir'de delegelerin kurulca belirlenmesini eleştirmekteydi: "...Seçim için az çok halkın her sınıfını temsil eden cemiyetler var. Seçimleri yapan bu heyet, cemiyetlerden birer ikişer zat isteseler herhalde daha iyi olurdu. Fakat mevcut cemiyetler ve heyetler bu hususun ihmalinden hayli kırgınlar."
Aynı yazıda kongrenin içeriğinin konu edildiğini ve delegelere düşen sorumlulukların işlendiğini görmekteyiz. "Bu kongrede her sınıf halkı temsil eden delegeler bulunacaktır. Burada, her sınıf halkın iktisadi ihtiyaçları ve memleketin iktisadiyatındaki rolleri, güçleri ve kabiliyetleri, üretim, müstahsillerin durumları, üretilen mamullerin kıymeti, tüketiciler, zorunlu ihtiyaçlar, aracılar, tüccarlar ve rolleri, bankalar, sermayeleri ve bütün bunlarla beraber amelenin hali, mevkii, kudreti, istikbali gibi konular münakaşa olunacaktır. Bu kadar mühim meselelerin münakaşası herhalde kolay değildir. Her sınıf halkı temsil eden murahhasların, temsil edildikleri sınıfın her şeyine vakıf olmaları lazım gelir fikrindeyiz."
Basından öneriler
1923 koşulları Türkiye için çok ağırdı ve nüfusunun yüzde 87'si kırsal kesimde yaşayan geri bir tarım ülkesiydi. Uzun savaş yıllarının getirdiği yıkım Türk köylüsünü perişan etmişti. Kalkınmanın köyden başlaması gerekmekteydi, bunun için dönemin İzmir basını kongrenin gündemini belirlemek için yayın yapmaktan geri durmuyordu. Nitekim 16 Şubat 1923 tarihli Ahenk gazetesi dönemin İktisat Vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey'e ithafen bir açık mektup yayınlamıştı. Mektup, tarımın gelişmesini engelleyen sorunları ve çiftçilerin yaşantısını zorlaştıran koşulları işliyordu. Bunları cehalet, atalet (uyuşukluk), kredi sorunları, nitelikli tarım işçisinin yokluğu, yolların yetersizliği başlıklarıyla belirterek, çözüm önerilerinde bulunmuştu.
İnanç ve heyecan vardı
1923 yılındaki ilk İktisat Kongresi yalnız İzmir'de değil yurt çapında bir heyecan kasırgası yaratmıştı. Bu kongre, savaşlar sonrasında siyasal bağımsızlığına yeni kavuşmuş ve yeni bir devlet kurma arifesindeki inançlı bir toplumun heyecanlarını, duygularını ve beklentilerini yansıtıyordu. Kongre toplumun tüm kesimlerini ve demokratik katılımcılığını yansıtan bir özelliğe sahip olduğu için, toplum nezdinde kabul görmüş ve itibarı yüksek olmuştu.
Bugün kendisini ulusal olarak isimlendiren İstanbul gazetelerinin satır aralarına sıkışan kongre haberleri, 1923'ün tüm olumsuzluklarına ve iletişimin geriliğine rağmen İstanbul gazetelerinde çarşaf çarşaf yer bulabilmekteydi.
1923 İktisat Kongresi'nin ruhu iktisadi ve siyasi açıdan tam bağımsızlık ve buna bağlı olarak ulusal ekonomiyi, ulusal pazarı ve ulus devleti oluşturma üzerine yoğunlaşmıştı. İlk kongreden bugüne köprülerin altından çok su akmış, bugünkü kongrede 81 yıl önce İzmir'den dünyaya verilmek istenen mesajların tam zıddı söylemlerin ifade edildiğini görmekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti için ulusal ekonominin temellerinin atıldığı İzmir'de IMF, OECD ve Dünya Bankası temsilcilerine şirin gözükmek için ulusal ekonomi ve bağımsızlık gibi sözcüklerin geçmemesi, herhalde kaderin bir cilvesi olsa gerek.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|