Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Milliyet'in gözü: Fotoğraf servisi

Milliyet Fotoğraf Servisi'ndekiler anlatıyor: "Bu işin gecesi gündüzü yok. Her an hazır asker gibi olmamızı bekliyorlar. Bir an dehşetin içinde fotoğraf çekerken birkaç saat sonra kendimizi bambaşka, cicili bicili bir dünyada bulabiliyoruz"

Aslı Çakır

Sekiz kişiler. Görevleri "dünyanın" fotoğrafını çekmek. Ekonomi, siyaset, magazin, sağlık, eğitim... Onlar için fark etmiyor. Gazetenin tüm yazarları, muhabirleriyle işe gidiyorlar. Başbakan, bakan takiplerinde ya da sadece bir karenin peşinde uykusuz geceler geçiriyorlar. Öğlen belki bir felaket, cinayet, bir ölüm fotoğraflarken akşam bir davette ünlü isimleri çekebiliyorlar. Geceleri gündüzleri yok, her an işleri çıkabiliyor, kimseye randevu veremiyorlar. Onlar Milliyet gazetesinin fotoğraf servisinde çalışıyorlar. Şefleri Yalçın Çınar. Yazı işleri ile ilişkileri kuran ve işlerin düzgün ilerlemesini sağlayan kişi ise Engin Bol. Ve foto muhabirleri Garbis Özatay, Ercan Arslan, Bünyamin Aygün, Ahmet Dumanlı, Mustafa Seven ve Yurttaş Tümer. Bir de şimdi askerde olan Ozan Güzelce...

"200 muhabirle çalışıyoruz. Hepsinin huyunu suyunu bilmemiz lazım"
Ne iş yaptığınızı sizin ağzınızdan dinleyelim.
Yalçın Çınar: Biz gazetenin vitrinini oluşturuyoruz. Fotoğraf servisi olarak gazetenin birinci sayfasından son sayfasına kadar, ekler dahil hepsinin bir profesyonelin elinden çıkması gerektiğine inanıyoruz. Hem ekipman hem bakış açısı olarak.
Ercan Arslan: Herkes fotoğraf servisindeki foto muhabirlerini hazır asker gibi düşünüyor. Foto muhabiri gittiği bir işte saniyenin bazen 8 binde birini, bir anı dondurup getiren insan. Diyelim bir başbakan takibindesiniz, diyelim attan düştüğü an... Muhabirin yapacağı pek bir şey yok. İsterse iki saat sonra oturup haberi toparlayabilir ama foto muhabirinin öyle bir toparlama şansı yok. İşin kritik anı bizim üzerimizde.

Daha iyi fotoğraf çekebilmek için birlikte göreve gittiğiniz muhabirle ilişkiniz de önemli değil mi?
Y. Çınar: Muhabirle foto muhabirinin birbirleriyle iyi bir diyalog içinde olması lazım. Göz göze geldiklerinde bile eksikliğin ne olduğunu anlayabilmeliler. Tam sahnedeki iki oyuncu gibi olmaları, birbirlerinin tepkilerini anlamaları lazım.
Bünyamin Aygün: Bu binada çalışan en az 200 kişiyle işe çıkıyorsunuz. Herkesin huyunu suyunu bilmeniz lazım.
Garbis Özatay: Tabii bizi kızdırmamaları da lazım. Bir gün bir arkadaşla işçilerle polislerin çatışması haberindeyiz. Bana sürekli "Onu da çek, bunu da çek" diyor, telaş yapıyor. Ben o sırada polislerin yanına gittim. "Kim bu adam? 'Onu çek, bunu çek' diyor, provokatör müdür nedir?" dedim. Gittiler, benim meslektaşı aldılar, panzere götürdüler. O oradan bağırıyor "Garbiis, Garbiiiis" diye, hiç oralı olmadım.

Bir de takipleriniz oluyor sizin. Uykusuz geceler... Mesela başbakanın bir anını yakalayabilmek için belki de soğuk bir havada saatler geçiriyorsunuz...
E. Arslan: Takip ve bekleme balığa gitmek gibi bir şey. Bazen balina yakalarsınız bazen de aylarca hiçbir şey takılmaz oltaya.
Mustafa Seven: Özel bir durum olduğu zaman kalabalık gruplar halinde çalışıyorsunuz. Başka yayın organlarının muhabirleri oluyor. Başbakanın korumalarıyla beraber sayı 30-40 kişiyi buluyor. Bir elinle fotoğraf çekerken bir elinle korumayı aşmaya çalışıyorsun. O sırada o seni kenara itiyor, onunla uğraşırken bir yandan da diğer muhabirleri aşmaya çalışıyorsun... Bu kadar kişinin içinde başbakanın her anını görebilmek zorundasın. Tabii ki biraz fiziksel güç lazım. Devasa korumalarla uğraşıyorsun.

"Kadın foto muhabirine ihtiyaç duyduğumuz yerler de oluyor"
O yüzden mi aranızda hiç kadın foto muhabiri yok?
Y. Çınar: Yoo, biz çok istedik, gelenler oldu ama yürütemeyip ayrıldılar. Biz gerçekten istiyoruz çünkü bazen kadın gazeteciye ihtiyaç duyduğumuz yerler oluyor.
Ahmet Dumanlı: Mesela Tansu Çiller başbakanken camiye gidiyor. Erkekler dışarıda kalıyoruz ama başka gazetenin kadın foto muhabiri onunla birlikte içeri girebiliyor.
E. Arslan: Özellikle harem-selamlık yerlerde, fotoğraf çektirmek istemeyen kadınlar olduğu zaman kadın foto muhabiri gerekiyor. Anadolu'ya gittiğin zaman yanında kadın varsa işin kolaylaşıyor.
M. Seven: Ama bu gerçekten çok zor bir iş. Fiziksel olarak da şartları açısından da. Bir kadının bunu kabullenip bu işe girmesi gerekiyor. Gece, hiç olmayacak bir yere de gitmek zorunda kalabilirsin fotoğraf için.

Peki, sizi korkutan, kaçırtan olaylar da olmuştur herhalde...
A. Dumanlı: 1996 yılında 1 Mayıs'ta bir tarafta polis, bir tarafta göstericiler. Bir yandan taş yağıyor, bir yandan gaz bombası... Ben fırına kaçtım.
Y. Çınar: Bir polis-gecekondu çatışması... Gecekonducular ellerinde taşlarla polisleri kovalamaya başladılar. O sırada dört tane polis, bir adamı kargatulumba almış, getiriyorlar. Ben de fotoğraf çekiyorum. Öyle bir fotoğrafın tabii ki gazetede çıkmasını istemezler. Bir anda göz göze geldik. İki tanesi adamı bıraktı, bana doğru gelmeye başladı. Ben o durumda elime bir taş aldım ve başladım gecekonducuları taşlamaya, "Ne istiyorsunuz polisten!" diye. O zaman polisler rahatladı. O filmi öyle kurtardım.

Çalışırken bol bol "abicim, ablacım" kullanıyorsunuzdur.
Y. Çınar: Ben bir ölü evinde ölen kişinin vesikalığını almak için oturup onlarla ağladığımı da biliyorum. Yalan söylediğimiz oluyor. Bazen kendimi leş kargası gibi hissettiğim de oldu. O başka dertte, ben başka dertte. Maksat fotoğraf alabilmek, oysa ki oradakiler acı içinde.
M. Seven: İnanılmaz gelgitler yaşıyoruz biz bu işi yaparken. Cezaevi olaylarında çalışmıştım. Bütün gün göstericileri, jandarmayı izledik. İnsanların kolay kolay şahit olamayacağı manzaralar gördük. 24 saat orada çalışıyorsun. Sonra gazeteye döndüm ve gece güzellik yarışmasına gittim. Bambaşka bir dünya. Bir uçtan bir uca... Dehşetin içindeyken bir saat sonra cicili bicili bir dünyanın içine giriyorsun.
G. Özatay: Ben abicim, ablacım yapmak yerine mümkün olduğunca görünmeden, sinsice çalışmayı tercih ederim. Gazeteci olduğumu bile kimseye belli etmem.

Artık dijital makinelerle çalışıyorsunuz. Avantajları neler?
Y. Çınar: Çektiğiniz bir fotoğrafı dünyanın neresinde olursanız olun 10 dakika sonra gazeteye ulaştırabilme imkanınız var. Eskiden kapalı kutuydu, şimdi çektiğimizi anında görebiliyoruz. Maliyet düştü. Eskiden kaldığımız otellerde tuvaletleri karanlık oda yapardık; fotoğrafları basalım, tarayıp gönderelim diye. Bir de şimdi çektiğimiz fotoğrafları elimizden almak isteyenlerden saklamak daha kolay. Parçalar daha ufak. Eskiden filmleri iç çamaşırımıza koyardık, kemerimizin içinde saklardık.
M. Seven: Zaten polisler bu dijital makineleri çok iyi bilmiyor şimdilik. Mesela bir kere yanımızda bir kameramandan kaseti istediler, adam çıkarıp aküyü verdi, polis alıp gitti.

"Bu mesleğe gireceklerin 10 bin dolar sermayesi olması lazım"
Üzerinizde pahalı şeyler taşıyorsunuz.
Yurttaş Tümer: 10 bin doları aşan ekipmanla dolaşıyoruz.
E. Arslan: Bizim borcumuz hiç bitmez. Makineyi alırız, ekipman alırız, tam taksitleri biter, bu sefer elimizdekiler yıprandığı için yenilerini almak zorunda kalırız. Kendimizden önce makineyi koruruz. Biz düşersek iyileşiriz ama makine düşerse tamir edilemeyebilir.
Y. Tümer: Artık bu mesleğe başlamak, teknik açıdan sıkıntı yaşamamak, iyi fotoğraf çekmek isteyen insanın bir sermayesi, en az 10 bin doları olması lazım.
Y. Çınar: Bu binada sürekli yatırım yapmak zorunda olan bir birimiz. Çocuğumuzdan, kıyafetimizden, eğlencemizden keseriz, işimize yatırırız.

Size fotoğrafçı denmesine kızıyorsunuz...
B. Aygün: Biz foto muhabiriyiz, gazetecilik yapıyoruz. Stüdyo fotoğrafçısı da, fotoğraf sanatçısı da, şipşakçı da, düğün fotoğrafçısı da fotoğrafçı.

"Bu işin gereği evde biraz 'taşfırın' oluyorsun"
Seyahatlerdesiniz, geceniz gündüzünüz belli değil. Tatiliniz az. Tehlikeli bir iş üstelik. İlişkilerinizi nasıl götürüyorsunuz?
Y. Çınar: 30 yıllık evliyim. Bir oğlum, bir kızım var. Evlendiğim zaman da çalışıyordum. Karım işimi biliyordu. Benim bu durumlar için bir prensibim vardı; karıma geldim, gittim diye haber vermedim hiçbir zaman. Bu işin gereği biraz taşfırın oluyorsun. Ben ilk çocuğumun doğumunu göremedim. Seyahatteydim. Geldiğimde çocuğu hazır buldum.
Y. Tümer: Sonuçta sevgilin hem seninle hem de işinle birlikte oluyor. Birbirimize anlayışlı davranıyoruz.
G. Özatay: Artık alıştı hanım bizim işin düzenine. Ben çoğunlukla hanıma haber vermeyi bile unuturum. Gittiğim yerde ikinci günde falan aklıma gelir onu aramak.
Y. Çınar: O aramıyor ama onun eşi bizi arayıp nerede olduğunu, ne zaman döneceğini soruyor.
B. Aygün: Diyelim ki flörte başladın. İlk başlarda anlayışlıdır. Buluşmaya gidemezsin, doğum gününü kaçırırsın iş yüzünden, anlayışla karşılar. Ama bunlar birkaç kez tekrarlandığı zaman ilişkimiz de işimiz yüzünden çatırdamaya başlıyor. O yüzden etraftaki pek çok foto muhabiri ya evlenip ayrılmış ya da bekar. Ben gazeteci ile evlenmem.
E. Arslan: Beş senedir evliyim. Ondan öncesinde de dört senelik bir beraberliğimiz vardı. Benim işimin ne olduğunu, gecesi gündüzü olmadığını biliyordu. İlk başlarda biraz zorlandık ama sonra oturdu. Bir de nerede, hangi işte olursam olayım mutlaka arayıp haber veriyorum.
M. Seven: Şu anda benim bir sevgilim yok. Ben randevu vermem kesinlikle. Kendim de bunu kabullendim, hayatımı da buna göre kuruyorum. Benim saat 8'de nerede olacağım belli olmuyor ki.
A. Dumanlı: Geçenlerde arkadaşlar beni bir kızla tanıştırdılar, işimden konuşmaya başladık. "Irak'a da gidiyormuşsun, gece de çalışıyormuşsun, 10 gün bilmem nerede kalıyormuşsun" deyip "Hep böyle mi devam edecek?" diye bitirdi. İşte bunu dediği anda her şey bitiyor. Evet, hep böyle devam edecek. Akıllı kızlar sonunda bizden ayrılır.

"Filmi kurtarmak için çamaşırımın içine sakladım"

Yalçın Çınar (56)
Fotoğraf servisinin şefi. 34 yıldır bu işi yapıyor, 29 yıldır Milliyet'te. Bir haber için kadınlar koğuşunu ziyaret etmek üzere cezaevine gitmiştik. İSKİ skandalının yıllarıydı. Oradayken Ergun Göknel'in de fotoğrafını çekmek istedik ama izin vermediler. Daha sonra ben dolaşırken duvarın üzerine çıktım ve toplam iki kare basabildim. Bu karelerde volta atan Göknel, yanında Selim Edes, yine aynı skandaldan birisi daha vardı. Bana bağırmasından anladığım kadarıyla bir de koruması... Hemen filmleri çıkardım, yerine başka film taktım. Fotoğrafların olduğu filmleri de iç çamaşırıma sakladım. Savcı çektiğimiz fotoğrafların filmini isteyince yeni taktığım boş filmi verdim.

"Babalarıyım deyince inandım, para verdim"

Yurttaş Tümer (26)
12 yıldır bu işi yapıyor, 8 yıldır Milliyet'te çalışıyor. Gana'da sokakta oynayan çocukların fotoğrafını çekmek istedim. Tam o sırada bir adam bana "Çekme" diye bağırdı, çok sinirliydi. Çocukların babası olduğundan, çok zor şartlarda geçindiklerinden bahsetti. Adama beş dolar verdim. Hem onlara yardımım dokunacak hem de istediğim fotoğrafı çekecektim. Adam parayı aldı ve çocuklarına bir şeyler almak için bakkala gideceğini söyleyip uzaklaştı. Çocuklar bu arada kahkahalarla gülmeye başladılar. Meğer adam babaları falan değilmiş. Bölgeye gelen turistlere hep bu numarayı yaparmış.

"Bir güdü beni geri döndürdü"

Bünyamin Aygün (34)
17 yıldır bu işi yapıyor. 1 yıldır Milliyet'te. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın programını takip ettiğimiz günlerden biriydi. Akşam bir arkadaş benimle değişmeye geldi. Tam ayrılırken 10 adım attım ve durdum. İnsanın hayatında önemli anlar vardır. Düşünmeden bir karar alırsın. Bunun adı güdüdür. Geri döndüm ve kalabalığın arasına tekrar daldım. Pistte başbakan ve malum at duruyordu. Başbakan'ın atı seveceğini düşündüm. "İyi ki döndüm. Arkadaşım bu kareyi çekemeyecekti" diye düşündüm çünkü o hâlâ girişteydi, geliyordu. Çitin üzerinde oturan bir çocuğu aşağı indirip yerini aldım. Başbakan ata biniyordu. Huysuzlaşan at, en az başbakan kadar beni de heyecanlandırıyordu. Parmağımı deklanşörden almadan fotoğraf çekmeye başladım. Başbakanın fırladığını gördüğümde ise heyecanım doruk noktasına ulaştı. Bu olayı sadece Milliyet gazetesi ve Anadolu Ajansı kare kare fotoğraflamış. AA'dan olan arkadaşımız katıldığı tüm yarışmalardan bu fotoğraflarla birincilik ödülü aldı. Ben yarışma tarihlerini bilmediğim için hiçbir yarışmaya katılmadım.

"200 kare içinden bu çıktı"

Mustafa Seven (30)
12 yıldır bu işi yapıyor, 6 yıldır Milliyet'te. Milliyet'in Cağaloğlu bürosundaki akvaryum. Akvaryumun 200 kare fotoğrafını çektim, aradan bu da çıktı.



"Hastanedeki deli kralı sadece ben çektim"

Garbis Özatay (58)
38 senedir bu işi yapıyor, 27 senesi Milliyet'te geçti. Bir gün patronum Kadri bey (Kayabal) bana, "Sana bir fotoğraf söyleyeceğim, dünyada henüz hiç kimse çekemedi. Ortaköy Şifa Yurdu Hastanesi'nde Ürdün eski kralı Tallal yatıyor. Delidir" dedi. O günden sonra hep o fotoğrafı düşünmeye başladım. Yıllık iznimi aldığımda hastanede bahçıvan olarak işe girdim. Dördüncü gün kralın odasının yerini öğrendim. Bahçıvan Kerim efendi de bana şöyle bir hikaye anlattı: Deli meli, yine de Müslüman. Karşıdaki mescidi kapattılar çünkü ezan okununca dışarı çıkıp balkonda asker gibi selam veriyordu." Ertesi gün içine ezan sesi kaydettiğim teybi odasının yakınlarında bir yere koydum. Ben de makinemle birlikte bir ağaca tırmandım ve pozisyon aldım. Teypten gelen ezan sesini duyan Kral Tallal dışarı çıkıp asker gibi selam durdu. Fotoğrafları çekerken çok heyecanlanmıştım. Olay bittikten sonra da korkudan uzun bir süre ağaçtan inemedim. Bu fotoğraflardan 1971-1972 yıllarında elime 5 milyon lira geçti. Ve fotoğraflarım tüm dünya basınında yayımlandı.

İstanbul'da bir yaz hafta sonu

Ercan Arslan (34)
9 yıldır bu işi yapıyor. Hep Milliyet'te çalıştı.
Bir yaz, hafta sonu fotoğrafı için İstanbul'da denize girenlerin fotoğraflarının iyi bir fikir olacağını düşündüm. Tek fotoğrafla bunu anlatabilmek için Üsküdar'ı mekan olarak belirledim. Gazete bu fotoğrafı kullanmadı ama Deniz Ticaret Odası'nın düzenlediği yarışmada birincilik aldı.

17 Ağustos depremi sonrası çaresizlik

Ahmet Dumanlı (35)
13 yıldır bu işi yapıyor, 10 yıldır Milliyet'te çalışıyor.17 Ağustos depreminden birkaç saat sonra İzmit Devlet Hastanesi bahçesi; herkes çaresiz, herkes bitkin, korkulu, telaşlı... Bu fotoğrafım manşet oldu.


PAZAR
Milliyet'in gözü: Fotoğraf servisi
"Hülya'dan sonra star gelmedi"
Daha önce denizi görmemiş kum midyesi avcıları
Lüksün temsilcisi 100'üncü yılında
Bu dergi hem Hans'ı hem Hasan'ı güldürecek
"Cep telefonsuz kalacağıma aç kalmayı tercih ederim"
"Ağrılı cinsel ilişkide erkeğin rolü önemli"
Bilkent'te Türk dili dersi veren Lüksemburglu
İspanyollar geliyor!
Yaşama bir mum yakmak
Dalyan Club yaz için yenilendi
Pastanızı kapıp annenize gidin
3 kuşağa bedava konaklama
Anneeeeeeeeeeeeeeeeeee...
Şans'ta beyaz kuşkonmaz mevsimi
Biraz gecikmek iyi mi olur?
"Yanlış zamanda, yanlış yerdeydim"
Dalavera Memet'in Bodrum'u





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
© 2004 Milliyet