Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Daha önce denizi görmemiş kum midyesi avcıları

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan gelip İzmir'de kum midyesi avcılığı yapan işçiler: "Hayatımızda denize girmedik. Üstelik yüzme de bilmiyoruz ama şimdi sudan çıkmıyoruz"

Banu Şen

İzmir'in İnciraltı, Bostanlı kıyılarında yüzlerce adam bir ellerinde kürek, bir ellerinde elek, soğuğa aldırmadan deniz dibinde ekmek paralarını arıyor. Bütün uğraşları günde iki kilo kum midyesi çıkarabilmek için. Bu midye avcılarının çoğu Van, Diyarbakır, Muş, Ağrı, Kars, Erzurum gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden gelmiş İzmir'e. Nedeni basit: İşssizlik. Aralarında daha önce denizi görmeyenler var. "Hayatımızda denize girmedik. Üstelik yüzme de bilmiyoruz ama şimdi sudan çıkmıyoruz" diyorlar.
Başta iki çift laf etmeye korkar gibiler. En önde, kıyıda kalın korumalı giysileri üzerine geçirmiş acemiler çalışıyor. Biraz ileride balık adam kıyafetli tecrübeliler var. En sonda da tekneler ve çevresinde dalan ustalar... Kıyıdakilere ulaşabiliyoruz ancak, yani acemilere. "Abla bu daha yeni" deyip Esat'ı gösteriyorlar. "O nasıl olsa fazla bir şey çıkaramıyor daha" diyerek gülüşüyorlar. Gerçi bir süre sonra tedirginlikleri azalıyor, onlar da katılıyor sohbete.
Kıyıya çıkan Esat "Benim korkum yok. Ne var ki korkulacak? Gazeteye çıkmışsın, ne var bunda? Ben anlatırım" diyor. 24 yaşında, iki çocuğu var. Genç yaşına rağmen saçları ağarmış. "Erzurum'un Karaçoban ilçesinden yeni geldim" diyerek konuşmaya başlıyor: "Üç gün oldu geleli. İlkokul mezunuyum ama öyle bir okurum ki... Biri elimden tutsa, Reha Muhtar gibi, su gibi okurum vallahi. Çıkarım televizyona. Herkes şaşırır konuşmama. Ama elimden tutanım yok. Hiç olmadı. İnşaatta da çalıştım ama
o da tükendi. Şiir, şarkı sözü bile yazarım. Beste de yaparım, klip bile yazarım."
"Peki Esat, nereden duydun bu midye avcılığını da geldin buralara?" deyince, midye çıkaranlar arasından birini gösterip devam ediyor anlatmaya: "Kardeşim Metin iki-üç aydır burada. Ondan duydum. Bana 'Gelme, yapamazsın' dedi. Ama para kazanmam gerek. Televizyondaki maceralar gibi sandım. Hani şu belgeseller var ya, onlar gibi! Denize aynı o adamlar gibi dalıp midyeleri çıkaracağız sandım. Nereden bileyim, bu çok zormuş abla, sandığım gibi değilmiş. Ben midyeyi sevemedim. Ben iyi bir meslek istiyorum. Garsonluk da olabilir. Mesleği olsa adam denizi ne yapsın?"
Esat da diğerleri gibi hiç deniz görmemiş daha önce. Omzundaki beyaz tortuyu gösteriyor, "Bu deniz ne hoş bir şeymiş. Bak kolumda tuz gibi bir şeyler oldu kuruyunca" diyor. Diğerleri yine gülüyor Esat'a. Daha ikinci gününde başına gelen esas macerayı anlatmak istiyorlar ama Esat hemen söze giriyor: "Suyu taşırta taşırta bir gemi göründü. Herkes bir o yana bir bu yana kaçıştı. Ben de gülüyordum bunların haline. Meğer sahil güvenlikmiş. Sonra bana da 'Kaç' dediler, ben de kaçtım."

Aylık kazanç 500 milyon lira
Artık diğerleri de karışıyor sohbete. Bir yandan küreklerini suya daldırıp bir yandan anlatıyorlar: "Sen geldin, midyeler çoğaldı mı ne?" Onların bu yorumu üzerine "Ben de geleyim yanınıza. Bakalım zor mu midye bulmak?" diyorum. Esat'ın lastik kıyafetini giyiyorum. Diğerleri vermek istemiyor çünkü. "O nasıl olsa tüm gün çalışıp ancak 250 gram midye çıkarabiliyor" deyip gülüyorlar yine.
Sabah 08.00'den akşamüzeri 15.00-16.00'ya kadar kadar çalışmaları gerek. 16.00'da bir araba gelip hepsini teker teker toplayacak ve eleğin başındaki esas adama midyelerini teslim edecekler. Günde 2-2,5 kilo midye çıkartıyorlar. Kilosundan 9 milyon lira kazanıyorlar, aylık kazançları ise ortalama 500 milyon lira.
Küreği ve eleği alıp giriyorum suya. Hem onların işini hem de kendi işimi yapmaya çalışıyorum. Uzaktan göründüğü gibi değil. Hava soğuk, ayrıca başka zor tarafları var bu işin. Eleği sol elinle tutacaksın, sağ elinle de küreği. Sağ ayağınla küreği suya saplayıp suyun yüzeyine dizinle çıkaracaksın. Eleğe boşalttığın kürekten, kumlar denize akıp gidince geriye kalan midyelere bakacaksın...
"Bu midyeler nereye gidiyor?" diye sorunca hepsi birden karışıyor söze, sanki biraz da gururlanıyorlar. "İtalya'ya makarna sosu için gönderiyorlarmış... Teknelerle uzaktan çıkarılan kara midyeler de dolma oluyor. Onu Mardinliler yapıyor."
Ömer'le konuşuyoruz biraz. 17 yaşında. Bu sene başlamış avcılığa. Lise 1'inci sınıftan terk. "Annem babam Diyarbakırlı, ben İzmirliyim" diyor. Babası 25 senedir bu işin içinde. Midyelerini babasına veriyormuş, babası satıp parayı alıyormuş. "Boş günlerde ne yapıyorsun? Kazandığın paradan bir gün de olsa hiç harcamıyor musun?" diyorum. Ömer yanıtlıyor: "Ben veriyorum, babam satıyor midyeyi. Çalışmadığım gün, bizim bir ev var, onun inşaatında çalışıyorum. Babam bana cep telefonu aldı."

İki-üç kişilik barakalarda yaşıyorlar

Gitme saati yaklaşınca, paydostan sonra ne yaptıkları sorusu geliyor aklıma. Barakalarda yaşadıklarını söylerken biraz hüzünleniyorlar: "Akşamüzeri bir araba gelip bizi alır. Esas eleğin başına götürür. Bostanlı'da çalışanlar da vapurla o buluşma noktasına gelir. Herkes midyeleri teslim eder. Sonra yaşadığımız barakalara gideriz. Bazıları iki, bazıları üç kişiliktir. Yemekliğimizi, ekmeğimizi alırız. Sırayla aramızdan biri yemeği yapar. Erkenden uyuruz, ertesi gün yine aynı şeyler...
500 kişi kadar varız bu işi yapan."
"Memlekettekileri ne zaman görüyorsunuz?" diye sorduğumda sessizlikten yine Esat sıyrılıyor: "Abla
çoğu dört-beş aydır evini görmemiştir. Kardeşim Metin, askerden döner dönmez buraya geldi. İki çocuğu var. Benim de... İzzet iki yaşında. Adem daha 10 günlük. Hediye benim hanımın adı. Yazar mısın selamımı be abla. Onları çok özlüyorum. Yeni geldim ama her gece rüyamdalar."
Midyeler çıktıkça neşeleri de yeniden yerine geliyor. Metin başlıyor türküsüne... İşin en güzel tarafının mayısta bitmesi olduğunu söylüyorlar. Mayıstan eylüle kadar memleketteler. "Hava ısınınca bitiyor bu midyeler" deyip ekliyorlar: Başında kızan, bekleyen biri yok çalışırken. Rahatsın, kimse karışmıyor. Sohbet et, türkü söyle, bir yandan sigaranı iç..."

PAZAR
Milliyet'in gözü: Fotoğraf servisi
"Hülya'dan sonra star gelmedi"
Daha önce denizi görmemiş kum midyesi avcıları
Lüksün temsilcisi 100'üncü yılında
Bu dergi hem Hans'ı hem Hasan'ı güldürecek
"Cep telefonsuz kalacağıma aç kalmayı tercih ederim"
"Ağrılı cinsel ilişkide erkeğin rolü önemli"
Bilkent'te Türk dili dersi veren Lüksemburglu
İspanyollar geliyor!
Yaşama bir mum yakmak
Dalyan Club yaz için yenilendi
Pastanızı kapıp annenize gidin
3 kuşağa bedava konaklama
Anneeeeeeeeeeeeeeeeeee...
Şans'ta beyaz kuşkonmaz mevsimi
Biraz gecikmek iyi mi olur?
"Yanlış zamanda, yanlış yerdeydim"
Dalavera Memet'in Bodrum'u





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
© 2004 Milliyet