
|
|
|
 |
|
|
Herkes güzel olmak ister...
Güzelleşenleri 'plastik çiçek'leşmekle eleştirenler, makyajsız sokağa çıkmıyor
Ömer Özgüner
Yalan söylemek yok. Kim çirkin olmak ister? Filmlerde bile mânâlı karakter rolü biçilen, hep Tarık Akan'ın kız ayarlarken etrafında dolaştırdığı figuran olmaya aday kim var? Çirkinliğin ancak yanına bir kral damgası konularak pazarlandığı bir dünyada hele. Öne çıkan kimse yok görünen. O zaman güzel güzel ilerleyelim.
Siyasette, gazetede, televizyonda, işte, sokakta rastladığımız herkes aslında kendini yenileştirme çabasında. Yorgun görünüyorsun. Yaşlanmışsın. Biraz kilo ver. Biraz da al. Saçların açılmış. Gözlerinin altı kırışmış. Havaların iyiliği, kötülüğünün yanı sıra günlük konuşmaların en can alıcılarıdır bunlar. Uykusuzum. Spora başladım. Şampuanım kötü de bu olumsuz cümlelere karşı geliştirilmiş zavallı birer paratoner.
Ben güzelim, ya sen?
Maksat, kendini sana bakana da, kendine de iyi göstermektir. Bu çaba kiminde abartılı bir azme dönüşüyor. Baştan yaratma hikâyesi. Değiştirilen burunlar, botokslar, solaryumlar, güzellik rejimleri hatta çene düzeltilmesi. Bu yazıya da konu olan iki örnek aslında çok belirleyici tartışmaları anlamak açısından. Birincisi, şarkıcı Neco'nun, kızları kadar genç kalmayı başaran eşi Oya Germen Özyılmazel'in, güzellik olayını kitap çıkarmaya kadar götürmesiydi. Kitabın adı da olumsuz manada kışkırtıcı: Ben Güzelim Ya sen? Bu koca kitap Hıncal Uluç'un aileyi öven yazısı sayılmazsa tepki çekti.
İkincisi de yakında eski diye anılacak olan Beşiktaş başkanı Serdar Bilgili'nin gözaltı torbalarını aldırmasıydı. Bu durum da başkanın eğlenme ya da Şamdan merakı kadar başını ağrıttı. Bütün bunlardan önce gerçekleşen bir örnek de vardı ki, ilk ikiye girmese de, bu yazıda özel bir önem taşıdığı için anılması şart: Dini fikirleriyle çok sayıda kişiyi etkileyen, Yaşar Nuri Öztürk'ün büyük bir cesaretle saç ektirmesi. Hatırlayın, fırtına koptu. Göz önünde olup da kendilerine bu tür estetik müdahalelerde bulunanların ödeyeceği bir bedel var ve onlar da bunu zaten mevzu olarak yeterince ödüyor. Ödüyorlar da iş bununla bitmiyor. Bir kızgınlık dalgası. Ajda Pekkan'ın yüz gerdirmeleri, mizahçıların malzemesi oldu. Alay edildi çoğu zaman. Ama süperstara engel olamadılar. Hatta her albümden sonra, "Bu kadın asla ölmez, hiç yaşlanmıyor" sözlerini de aynı insanlar söyledi.
Sezen Aksu'ya ne demeli peki? Cümle alem yaptığı botoksların farkında. Ama o gidip kamunun önünde yeni halini sergileme meraklısı değil. Demek ki çevresindeki otuz kişiye daha güzel, daha genç görünmek istiyor. Hatta belki de sadece kendisine.
Güzellik mutlaklaştı
Dünyanın da aklının karıştığı bir mevzu aslında bu. Estetik nerede başlıyor, güzellik kavramı nasıl örgütleniyor? Krem reklamlarında güzel bacaklı kızların görünmesi bizde eleştiri konusuydu mesela. İngiltere'de tam tersi yapıldı. Normal ev kadınları bilboardlarda kullanıldı. Kızlar kiloluydu. Bu sefer de İngilizler ayağa kalktı obeziteyi meşrulaştırıyor diye. Zayıflamaya çalışsan suç, şişmanlığı övsen ayrı suç. Karşısındakini plastik çiçek gibi güzelleşmekle suçlayanlar makyajsız sokağa çıkmıyor. Üstelik Yaşar Nuri örneğinde olduğu gibi muhafazakar çevrede, her şeye rağmen güzelleşme çabasından vazgeçemiyor. Hocalarına ektirdiği saçlarından ötürü kızsalar da, yüzü türbana uygun olan Tuba Ünsal'a benzemeye çalışıyorlar. Bütün bunlar güzelliğin mutlaklaşması. Arzunun nesnesine dönüşmek.
Artık herkesin ezberlediği bazı şeyler de var: Piyasının kadının güzelliğini kışkırtması. Sistemin güzellik diye bir şeyi pohpohlayıp sonra da her türlü güzellik ürününü satması. Kadınlar arasında rekabetin bu estetiklerle iyice pekişmesi, sağlığın zorlaması. Yaşar Nuri cephesinde de Allah'ın işine karışmanın ayıplığı. Dahası günahı. Bu yazılanlar boş değil elbette. Durumu izah ediyor. Ama insan denilen varlığa çok değmiyor bunlar.
Yani tartışma teorik bir hal aldıkça içinden çıkılması da güçleşiyor. Çıkış yolu olarak gördüğüm psikloji burada devreye giriyor. Eğer psikolojiye, Yılmaz Erdoğan'ın filmindeki gibi, 'Psikolocik Deli' olarak bakmıyorsanız tabii. İnsan daha genç, daha güzel, daha barışık olmak istiyor kendiyle. Birilerine göstermesi de şart değil. Sadece kendi için bile olabilir. Teorik olarak onlara kızsak bile insani olarak yargılamaktan vazgeçebiliriz böylece.
Yorgun görünüyorsun. Aynı yaştayız ama sen daha ihtiyar duruyorsun. Güzelliğini kaybetmişsin. Saçların seyrelmiş gibi ahiret cümlelerini duymamak bile onları anlamak için yeter. Üste de kendilerini mutlu hissetmeleri kalır. Bu da teorik olarak izah ettiğimiz bazı acı gerçekler kadar önemlidir...
|
|
|

|
|