
|
|
|
 |
|
|
'New Age' kültürünün parolası:
Ruhu gevşet, bedeni sıkıla!
Tarot falları, tütsüler, mumlar, meditasyon, pozitif enerji, fitness, diyet... Bir mânâ arıyoruz giderek ruhsuzlaşan hayatın içinde
Aksu Bora
Tarkan, Karma albümünü çıkarır da Serdar Ortaç ondan aşağı kalır mı? O da çıkardı işte: Çakra! İlkinin anlam zenginliğinin yanında ikincisi pek gariban kalmış ama biraz fark olacak tabii... Onlardan çok daha önce aslında Sertab Erener de Turuncu demişti -Budizmin rengi.
Türkiye'de kentli ve modern orta sınıfın gündelik hayat pratiklerindeki değişimler, toplumsal değişimleri izlemeye çalışanlar için her zaman çok ilginç ve öğretici olmuştur. Çocuklarına koydukları isimler, dekorasyon ve giyim zevkleri... 1980'ler örneğin, 'material girl' günleriydi: 'profesyonel' olunuyordu, yani amansız, sert bakışlı, sivri topuklu... Jane Fonda tipi vahşi egzersizler, diyetler, bedenin tam bir tahakküm altına alınmasını sağlıyordu. 'Fit' olunuz!
Neyse ki ideal tipler hiçbir zaman gerçekte varolmazlar. Aynı dönem, kelebek tokalar ve taytlarla da geçti. Michael Jackson'un hıçkıra hıçkıra topuğunun üstünde döndüğü, Madonna'nın mosmor makyajla yarı çıplak performanslar sergilediği zamanlar...
1990'larda, 'trend' değişti. Belki 'hırs-hırs' yaşamaktan yoruldu insanlar, belki biraz gevşemek istediler. İlk gençliğimizde 'eksantrik' bazı kadınlara has sandığımız tarot falları, tütsüler, mumlar revaç bulmaya başladı. "Kendinizi tanıyın", "Kalbinizi dinleyin" lafları dolaşır oldu.
Gevşemek dediysem, o kadar da değil tabii. Beden yine tahakküm altında; bu kez 'yaşam tarzı'na dönüşmüş sağlık takıntısı ile. "Bir ay sık dişini, fit ol" devri geçti, 'yaşam boyu brokoli' devri geldi. İş burada kalsa yine iyi. Bedenle ruhun aslında bir olduğu keşfedilince, 'ruhların brokolileşmesi' de gündeme geldi. Sabah akşam meditasyon, pozitif enerji, ona sevgi buna sevgi...
Sözde sevgi, özde şiddet
İnsanın çıkarlarının peşinde bir varlık olduğu, aklın da çıkarlarını bilmek anlamına geldiği yolundaki iki yüz yıllık efsanenin yıkılması çok iyi olurdu aslında. Ama bütün bu sevgi, duygu, içine bakma, farkındalık. laflarının sonunda gelip dayandığı yerde insani potansiyellerin gerçekleştirilmesine ilişkin bir şey görmek zor. Sinik olmak istemem ama orta sınıflarımız bu kadar sevgi doluyken memleketin hepten şiddet cenneti haline gelişi nasıl mümkün olabiliyor diye de soruyor insan. Şiddete, zulme, yoksulluğa, dışlanmaya bu kadar kör kalan bir 'farkındalık' mümkün mü? İnsanın arzuları ve korkuları hakikaten bu kadar 'kişisel' olabilir mi? Gel de feministlerin 'kişisel olan politiktir' sözünü hatırlama!
Can Kozanoğlu yazmıştı İnternet, Dolunay, Cemaat'te, 'new age' hakkında yazmak zor diye. Doğru. Bütün bunların hangi ihtiyaca cevap verdiğini anlamak önemli. "Ruhsuz bir dünyanın ruhu" denmişti din için. Bu ruhsuz dünyaya tahammül etmek kimse için mümkün değil. Okmeydanı'ndan Fatih'teki bir hocanın sohbetlerini dinlemeye giden gencin dediği gibi, "Bir mânâ arıyoruz." Bu mânâyı kimin nerede aradığı ve bulduğu ise, o kadar da 'kişisel' bir mesele değil anlaşılan. Aksine hayli 'politik' bir mesele bu.
|
|
|

|
|