
|
|
|
 |
|
|
'Filtreli Orhan Gencebay' yılları
'Yürekten Olsun', artısıyla eksisiyle eski lezzete yakın bir albüm. Onca yılda onca şey değişirken, tam eskisi gibi olamazdı zaten. Olmaması da lazım. Yeter ki, 'yürekten olsun'...
Can Kozanoğlu
Geçen hafta, Orhan Gencebay'ın klasiklerini yaratmaya giden yoldaki serüvenini hatırlamıştık. Yolun başında, Samsun'da berberlik yapan bir opera sanatçısının verdiği mandolin ve keman dersleri vardı. Sonra Neşet Ertaş, Arif Sağ gibi halk müziği üstadları; İsmet Sıral, Burhan Tonguç gibi cazcılar, Okay Temiz, küçük yaştaki Arto Tunçboyacıyan, Vedat Yıldırımbora gibi Mısır müziğine ve arabeske yatkın bir müzisyen, Erkin Koray... Şöyle demiştik: "Opera sanatçısı berberden Batı müziği eğitimi, bağlama üstadları, Mısır müziği, caz, rock, alaturka... Müthiş bir zenginlik."
Orhan Gencebay, tanrı vergisi yeteneğini bu zenginlikle besleyip '60'ların sonundan '80'lerin başına kadar, unutulmaz eserler yarattı. Arabeskin, 'öz kitlesi' dışında kalanlar tarafından en fazla küçümsendiği yıllarda bile farklı ve saygın bir konum edinmeyi başardı. O saygınlığı hep korudu. Ama '80'lerden itibaren bir şeyler değişmeye başladı.
O zaman 'hit' diye bir kelime kullanmıyorduk gerçi; Orhan Gencebay son büyük 'hit'ini 1981'de patlattı: Mevsim Bahar Olunca... 1981 arabesk ve popüler kültür açısından önemli bir yıldı. 12 Eylül eski tip siyaseti bitirmişti. Yıllarca hep siyaset ağırlıklı tartışmalar yapmış olanlar, cezaevine düşmeyenler için söylüyorum, o yasaklar döneminde gündelik hayatı ve popüler kültürü tartışmaya başladılar. Popüler kültür denince akla öncelikle arabesk geliyordu. Arabesk denince de Orhan Gencebay.
Doğallık erozyona uğradı
Böylece, o güne kadar yalnızca dinlenen, milyonlarca insan tarafından hayranlıkla dinlenen Orhan Gencebay müziği, hem dinlenen hem tartışılan bir müziğe dönüştü. Burada yine ayrıcalıklı bir konumu vardı Orhan Gencebay'ın: Arabesk kategorisine dahil edilen müzisyenler içinde, kendi müziğini tartışacak birikime sahip tek şöhret oydu.
Arabesk ve Orhan Gencebay çok tartışıldı. Ünlü aydınlar Gencebay'la söyleşiler yaptı, makaleler yazıldı, Meral Özbek'in Orhan Gencebay müziğini konu edinen çok değerli tezi kitaplaştı. Sonra başka makeleler, kitaplarda özel bölümler, ikisinde benim de görev aldığım belgeseller...
Tüm bunlar, tahmin ediyorum ki, Türkiye'nin genel olarak etkilendiği bir dönemin yanında, Orhan Gencebay'ın da özel bir dönemine denk düştü. Şöhreti yakalamış çoğu sanatçının yaşadığı türden bir şey: Yıllardır yaptıklarınızdan farklı bir şey yapmak istiyorsunuz. Benzer şeyleri tekrarlayan insan durumuna düşmek istemiyorsunuz. Ama diğer yanda da yadırganma riski var. Orhan Gencebay çok değişmeyi değilse de, yeni arayışlara yelken açarken biraz farklılaşmayı tercih etti. İş arabesk-rock sentezi aramaya kadar gitti.
Ve, bence, bu noktada çok önemli bir şey yaşandı: Orhan Gencebay'ın müziğindeki doğallık erozyona uğradı. Kendisini ve müziğini, yukarıda sözünü ettiğim zenginliğin eşliğinde, çok bilinçli bir şekilde geliştirmişti yıllar boyunca. Ama besteler, sözler, müziğinin genel havası tam içinden geldiği gibi, tam yüreğinden aktığı gibiydi.
Oysa yeni Orhan Gencebay, yine 'bence' demeliyim, artık 'şöyle olmalı, böyle olmalı' filtresini daha sık kullanıyordu.
Klasiklerini yarattığı 15-20 yıl boyunca, doğal sesler ve doğal sözlerle bir bütün oluşturmuştu; o bütünün içinde hayata, dünyaya bir bakış vardı. Yeni Orhan Gencebay, doğal seslere-sözlere daha felsefî bir anlam katmaya çalışıyordu. Belki de, aydınlar mevkiindeki arabesk tartışmalarının etkisiydi bu. Ama o felsefî müdahale çabası, Orhan Gencebay müziğine çok fazla şey katmadı, açıkçası. Hatta belki de, tam tersine...
İçinden geleni yazmıştır
Orhan Gencebay, o zaman da çok sözü edilmişti, Batsın Bu Dünya'nın Orhan Gencebay Klasikleri'ndeki yorumunun başına kısa bir konuşma ekledi. Daha güzel bir dünya için "Batsın bu dünya" demiş olduğunu söyledi. Neyi niçin dediğini en iyi kendisi bilir tabii ki, kimsenin itiraz hakkı olamaz. Yine de şunu yazmak durumundayım: Orhan Gencebay'ın vaktiyle o şarkıyı yazarken, ne dünyanın batmasını istediğini sanıyorum ne de daha güzel bir dünya özlemini dile getirmek istediğini. O an içinden gelen söz odur, onu yazmıştır. Böyle tahmin ediyorum. Ve 1980 sonrasının Orhan Gencebay şarkılarında böyle içten gelişlerin maalesef biraz filtrelendiğini, törpülendiğini düşünüyorum.
Yeni albümün adı, bu açıdan anlamlı: Yürekten Olsun... Geçen haftaki yazıda, eski lezzete yakın bir albüm olduğunu söylemiştim. Artısıyla eksisiyle, eski lezzete yakın. Onca yılda onca şey değişirken, tam eskisi gibi olamazdı zaten. Olmaması da lazım. Yeter ki, 'yürekten olsun'...
Orhan Gencebay'ın '80'den sonraki arayışlarına, değişim isteğine, risk almasına, onca şöhretin üstüne eklediği gelişim çabasına tabii ki büyük saygı duyuyorum. Ama müzikte hiçbir şey tam içten gelenin yerini tutmuyor galiba.
|
|
|

|
|