Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Şiir kahveleri sessiz sedasız çoğalıyor
Şuara fışkıracak toprağı sıksan!..

Beyoğlu'nun arka sokaklarındaki şiir kahveleri, bu toplum insanının şiirle asırlardır süren ilişkisinin yeni bir çehresi

Hasan Bülent Kahraman


Türkiye'de edebiyatçılar arasında yaygın olan bir deyiş vardır. Mehmet Akif'in tanınmış Çanakkale Şehitleri'nde düşürdüğü 'şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda' mısraı, nasılsa ve kim tarafından 'çevrilmişse', 'şuara (şairler) fışkıracak toprağı sıksan şuara' haline sokulmuştur ve epey bir gerçeği yansıtır. Türkiye'de herkes yaşamının belli bir döneminde şiirle uğraşmıştır ya da şiirle uğraşanlara muhatap olmuştur. Şairlerin veya edebiyatçıların, şiirlerini dinletmek isteyen 'amatör şair'lerden nasıl kaçtığı, o çevrelerde biraz olsun bulunmuş herkesin malumudur. Gerçekten de, Türkiye'de, halkın şiirle ciddi ölçüde ama ciddi mi, gayrı ciddi mi olduğu belirsiz yoğun bir ilişkisi var.

Profesyonel şairler
Bu ilişki şimdi epeyce 'somutlaşmış' durumda. Akşamları, Beyoğlu'nun arka sokaklarında dolaşanlar iki şeyle karşılaşıyor bir süredir. Tam bir salgın olan ve her şeyin üstünü örten Türkü Kahveleri ile o kadar ilgi çekmeyen, sadece meraklısının gidip bulduğu fakat içerisinin bir hayli kalabalık olduğu Şiir Kahveleri.
Gençlerin, her kuşaktan insanın, fakat daha ziyade orta sınıftan olanların rağbet ve devam ettiği mekânlar burası. Çoğunda içki içiliyor. Ortada genellikle bir 'profesyonel şair' var. Daha sonra kahveye gelenler teker teker çıkıp kendi şiirlerini okuyor. Arkada bulunan, genellikle benim gittiklerimde saz çalan bir müzisyen bu 'okuma'lara eşlik ediyor. (Bazı kahvelerde gitar da gördüm.) Çoğu duygusal, aşk şiiri olan bu 'çalışmaların' ikinci büyük grubunu da toplumsal/ siyasal yergiler meydana getiriyor. Çok ağır hakaretamiz şiirlere pek izin verilmiyor. Zaten onlar da bir hayli az.
İnsan, sayısı bile bilinmeyen, kimin aklına geldiği meçhul bu kahvelerin hangi toplumsal ihtiyaçtan doğduğunu, neyin karşılığı olduğunu düşünmeden edemiyor. Şöyle bir bakınca akla ilk elde gelen birkaç husus var.

Halk şiiri zirvede
Her şeyden önce, şiir, Türkiye'de, 'yüksek kültür'e, belli bir düzeydeki 'şiir eğitimi'ne tekabül eden bir şey değil. Tam tersine, daha ziyade Türkiye'de feodal kesimde ve dönemde gelişmiş bu olanağın ana kaynağını sözellik oluşturuyor. Şiir, belli bir duyuşu, ondan daha önemlisi düşünceyi önce dile getirmenin sonra da aktarmanın en keskin, en etkili yöntemlerinden, yollarından birisi. Halk şiirinin dayandığı hece vezni, özellikle o vezinlerin üzerine oturduğu kafiye bu oluşumu ve ihtiyacı gideren en önemli araçlar arasında. Divan şiirinin ağdalı ve artık 'dil dışı' kalmış olan dizelerinin ve söyleminin zorlayıcılığı, ayrıca karşılık geldiği zihinselliğin aşılması nedeniyle de halk şiiri saltanatını koruyor.
Birisinin (Divan şiiri) soyut ve bir hayli eğitim gerektiren yapısına karşılık ötekinin (halk şiiri) somutluğu ve anlaşılırlığı, şiirin bir ifade biçimi olmaktan çok bir iletişim aracı olmasının kapısını sürekli olarak aralık tutuyor. Bu, şiirin üretilmesinde rol oynayan çok önemli bir parametre. Bu açıdan bakınca halkın gündelik hayatta ürettiği şiire, şiir demek zor. Daha ziyade işlevsel yanı ağır basan bir araç o. Eğitimin artmasıyla birlikte, şiirin, insanın ve toplumun yaşamında hızla çıktığını görüyoruz. Hatta, bu konuda tam bir çelişkiden söz edilebilir. Yüksek kültüre ait sayılabilecek şiir kitaplarının baskı ve satış oranları aşağı yukarı 500 adete düşmüş bulunuyor.

Şiirdeki arabesk
İkincisi, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden olan gelişmeler.
Türkiye, insanını, devletin aşırı derecede güçlü ve mutlak olması nedeniyle bir hayli ezen, hırpalayan bir ülke. Ekonomik yetersizlikler de insanın kendi içinde tıkanmasına etken olan diğer unsurlar arasında. Bu ikili, çok ciddi bir soruna yol açmakta ve insanın kendisini ifade etmesini olanaksızlaştırmakta. Türkiye'de herkes, bütün toplumsal süreçlerde, çok ciddi ve ağır bir baskının altında yaşıyor. Bunu, en geniş anlamda toplumsal kimliği ile ilgili bir bastırma diye nitelendirmek mümkün. Dinsel, dilsel, etnik kimlikten cinsel kimliğe kadar her şey bu süreçte mayalanıyor. Buna, toplumsal ilişkilerin feodal boyutu, içe kapanmayı gerektiren özellikleri eklenince insanın tek çıkışı, kendisini ifade etmesinin tek yolu, yazdığı şiir oluyor. O nedenle bu şiirler, neyi işlerse işlesin sonunda bir öfkeyi barındırıyor. Şiir kahvesinde çıkıp şiir okuyan kişi, o anda, üstündeki, arkasındaki bütün bir tarihi silip, ilk kez kendisi olabilmiş insan niteliği kazanıyor. Mikrofonu eline alanın susmaması ve herkesin şiir okuma süresinin önceden belirlenmiş olması bu nedenle.
Üçüncüsü, sanırım, ilk iki koşulun bir toplamı: eziklik! Gerek bu kahvelerde okunan, gerekse sağda solda karşılaşılan bütün şiirlerde içerilen duygu ve duygusallık, çok ciddi bir maraziliği yansıtıyor. Orta Doğu kültürlerine has bir kavram olan 'kurban kültürü', bu oluşumun zihinsel fonu. Herkes, hakkının yenildiğinden, terk edildiğinden, değerinin bilinmediğinden, kısacası, 'kurban edildiğinden' yakınıyor bu şiirlerde. Derhal göze çarpan bir ilenme, bir çaresizlik ve onu yüceltme şiirlerin neredeyse tek gerçeği. Çilecilik, özezerlik, vazgeçme gösterilen tek tavır. Belki marazi ama hiç değilse bu bile bir boşalma olanağı veriyor. Özgürleşme değil ama hiç değilse bir rahatlama, elde edilen sonuç.
Son unsur ise galiba şu: bütün o şiirlerde, o şiir okuma tekniğinde, hal ve tavırda müthiş bir arabesk gizli. Bu bir gerçek ve öteye itelemeyecek kadar ağır. İkincis, okunan şiirlerin özelliği. Bir bölümüne değindim. Ama asıl önemli olanı şimdi söyleyeyim: erginleşmemiş, gelişmemiş bir toplumsal kimliğin dışavurduğu müthiş bir çocuksuluk. Gene de, o halleriyle bile, bir ihtiyacı gideriyorlar.
İnsan, bütün bunlardan sonra düşünüyor: ya şiir kahveleri olmasa?

Şiirin alternatif mekânları

Dilin en yoğun ve en etkin kullanım alanlarından biri de edebiyattır. Görselliğin ön planda olduğu günümüzde, popüler kültür içinde yazım ve edebiyata ayrılan mekân gittikçe daralmakta. Sanal ortamda yer alan siteleri ve az bütçeyle çıkan birkaç şiir ve edebiyat dergisini, edebiyat ve şiirle ilgilenler için alternatif mekânlar olarak düşünebiliriz. Wesvese, Atlılar, Şair Çıkmazı, Hişt, Öteki-siz, Rüzgâr, bunlar arasında ilk akla gelenler. Bu dergileri ortak bir tanım altında toplamak çok zor. Düşük bütçeyle hazırlanmaları ve amatör şair ve yazarlara yer vermeleri dışında ortak fazla şey söylemek pek mümkün değil. Fakat bu yayınların görselliklerinin, bu dergilerin içerikleri ile örtüştüğünü söylemek ise iddialı bir söylem olabilir.
Tasarımı açısından, Hişt'den çok farklı bir noktada durmayan, 2 aylık edebiyat dergisi Atlılar derginin kapağı dışında, dergide yer alan tek fotoğraf İsmet Özel fotoğrafı ve Mekke'ye Giden Yol, Malcom X gibi kitap kapaklarının görüntüsü ile ancak bir bütün oluşturduğu söylenebilir.
Rüzgâr, Wesvese gibi dergilerde de, görüntünün şiire fon olarak kullanımına sıkça rastlanılabilir. 'Küçük bir kız oturmuş...' dizesinin yanına konulmuş, küçük bir kız fotoğrafına bakıldığında, şiirdeki dil ile yanında kullanılan görselin dillerinin aynı şeye işaret eder gibi dursalar da, birbirinden çok farklı yan anlamlar taşıdığı açıkça görülebiliyor. İkisi de kız çoçuğu ama çağrışımları ve bağlamları birbirinden farklı. Bu noktada, onları buluşturanın hızlı karar veren bir tasarımcı olduğu anlaşılıyor.
Sözcüğün her kullanımı aslında varolanın yeniden üretimidir ve o sözcüğün daha önce yer aldığı cümleleri, mekânları, görüntüleri beraberinde getirir. Görselliği bir dil olarak kabul edersek, her görüntü , sözcük gibi beraberinde onlarca görüntüyü-sözcüğü izleyiciye taşıma potansiyeline; okuyan ya da bakan kişi de, bu sözcükleri algılama ve yorumlama gücüne sahiptir.


Şiiri duymak kadar görmek de lazım!


Şiir yayınlayan gazete ve dergilere, son yıllarda giderek sayıları artan şiir sitelerine baktığımızda; şiirin artık tek başına kullanılmadığı görüyoruz. Şiir, mutlaka bir ilüstrasyon ya da bir fotoğrafla birlikte kullanılıyor
'Şiir demeti/şiir bahçesi/şiir perisi/gönül sayfam' gibi isimler taşıyan bu sitelerde, okuyucu şiirleri 'sizlerden gelenler' ya da 'amatörler' başlığı altında yayımlanırken; edebiyatımızın klasikleşmiş şiir örneklerine de 'profesyoneller' ya da 'ustalar' başlığı altında yer veriliyor. Bu sitelerde, 'en çok okunan 20 şiir' ya da 'en yeni 10 şiir' başlıklarına rastlamak da mümkün. Sitelerde kullanılan resimlerse şiirin birebir görsel dile çevirisi gibi. Dudaklardan bahsediliyorsa illa bir dudak resmi şiirin yanına konuluyor. Kadın resimleri, gözler, batan güneş, dolunay, kalpler, deniz manzarası, mürekkep gibi kağıda damlayan kan gibi 'kitch' ilüstrasyonlar yapay/plastik bir görsellik içeriyor.
Şiir, doğası gereği içinde mantık dışı bir boyut, bir tür 'romans' barındırıyor. Ama çoğu kez de, derinliğini yitirmiş, klişeleşmiş bir romantizmi yeniden üretiyor. Gazetelerde ve dergilerde, internet sitelerinde evlilik ilanlarının yanında okuyucu şiirlerine yer veriliyor. Almanya'da da, Türkler'in çıkardığı gazeteler şiir ekleri veriyor. Çok satan gazetelerden Türkstar'ın bir şiir eki var; Sevgi Rüzgârı. Sayfalarını incelediğimizde, okuyucu mektuplarından birbirinin şiirlerini takip eden ('gönül dostları kulübü' adlı) bir kitlenin varlığı dikkat çekiyor. Bu ekte, şiirlerle birlikte kullanılan kadın fotoğrafları genellikle erotik ve Nicole Kidman, Julia Roberts, Charlize Theron gibi ünlü Holywood oyuncularına ait. Geleneksel güzellik anlayışımız da pek değişmiyor; yine batılı bir şarışın oluyor aşık olduğumuz kadın. Bu resimlerin yanında, kadın okuyuculardan gelen 'sevmiyorum' ya da 'uyku tutmuyor' gibi başlıklar taşıyan şiirler yer alıyor. Şiirlerin cinsel çağrışımlar içermesi ve erotik kadın resimleriyle birlikte basılması, bu sitelerin ve eklerin ilgi görmesinin nedeninin, şiirin içinde 'saklı' cinsellikle ilgili olduğunu gösteriyor.
Hem gazete ve dergilerde, hem de sanal adreslerde, erotik kadın fotoğraflarıyla birlikte yayımlanan bu okuyucu şiirlerinin işaret ettiği bazı önemli noktalar var. Birçok insanın 'içini döktüğü', samimiyetle yazıp gönderdiği şiirler, tasarlanıp yayımlanırken şairin denetiminden çıkarak kitle kültürünün yeniden üretimine hizmet ediyor. Öncelikle, okuyucunun erkek olarak tasarlandığını söylenebilir. Okuyucu, kadın da olsa, şiiri erkek gözüyle okuyup, resme erkek gözüyle bakıyor. Acılı, karamsar, marazi bir dilde yazılan, 'arabesk' şiirler genç\güzel\ünlü kadın fotoğraflarıyla yanyana. Karikatürleşmiş bir anlatı var.
Aslında şiirin resimle yanyanalığı her şeyi özetleyen keskinliğe sahip... Mesela, Nicole Kidman'ın boya yaparken görüldüğü bir resimde, Sibel adlı okuyucunun, "doğduğumdan beri hiç gülmedim/bu yaşıma kadar hep ezildim/sevdim ama hiç sevilmedim/çile çekmek için mi yaratıldım ben?" ile başlayan şiiri yer alıyor. Ortaya 'absürd' bir soru çıkıyor; Nicole, çile çekmek için mi yaratıldı?
Şiir, belki de tam bu noktada şairinin onu kurguladığı eksenden, yani soyutlandığı düzlemden çıkarak, şiir olmaktan uzaklaşıyor. Barındırdığı imgelerden çok, popüler kültürden beslenen ve cinselliğin saklandığı, kodlandığı bir yeni alan olarak karşımıza çıkıyor. Cinselliğe, aşka, şehvete, kadına ve erkeğe yüklenen anlamların tuhaf bir tezahürü olarak şifrelendiriliyor.


POPULER KÜLTÜR
"Yattıklarımızla kardeş gibiydik"
Ebu Gıreyb'de aynalar
Annelerimiz seksileşiyor!
İnceldiği yerden kopsun!
Dönmeler kurtlar sofrasında
Herkes güzel olmak ister...
Ruhu gevşet, bedeni sıkıla!
Yeni starımız klişeler
'Filtreli Orhan Gencebay' yılları
Hasan Kaçan'ı yakalamak!
Şuara fışkıracak toprağı sıksan!..
Sevgi, hava gibi, su gibi olsa
Anneler Günü
Cumhuriyet tarihçiliği
Popun Yarım Asrı / 1982
Rüştümüzü ispat etmenin gururuyla
Ahmedo Bira anısına!..
'Pop'la 'Son Tango'
Sydney'de yayınlanan dini bir TV programında gençleri etkilemek için seksten söz ediliyor
'Klasikler'in yanında ne alırsınız?!




© 2004 Milliyet