Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
P rof. Ünsal Oskay, özel günlerle modern hayatın ilişkisini yorumladı
Sevgi, hava gibi, su gibi olsa

Özel günlere rağbet, kapitalist sistemin tüketimi artırma motivasyonu dışında, içimizi kaplayan yalnızlık duygusundan da kaynaklanıyor

Melis Çelebi


Hayatın akışı içinde en yakınlarımızın yerini iş-güç, telaş, geçim derdi vs. aldıkça, büyük olasılıkla tüketimi artırmaya yönelik düzenlenen özel günlerin önemi de artıyor. Gündelik hayatın koşuşturması içinde gösteremediğimiz ya da dile getiremediğimiz sevgimizi, bu günlerde açığa çıkarma olanağı buluyoruz. Henüz tam modernleşmemiş bir toplum olduğumuz için de, özel günlerle gelenekler içiçe geçiyor. Töre cinayetleri işlenen bir toplumda insanlar Sevgililer Günü'nü kutlamaya teşvik ediliyor örneğin. Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Ünsal Oskay, "Modern toplumun getirdiği geleneklerle eski toplumun birdenbire çözülmediğini düşünürsek, hem yeniye göre yaşayacağız, hem de yaşadığımız hayatın eskiden de destek alarak sürmesine özen göstereceğiz" diyor.

Özel günlerin hayatımızdaki yeri nedir. Niye bu tarz günlere ihtiyaç duyuyoruz?
Düzayak bakacak olursak, bu tarz günlerin tabii ki bir ekonomik boyutu var. Modern toplumda, tüketimin çeşitli motivasyonlarla belli bir düzeyde tutulması gerekir. Bunu bir insan sorunu olarak ele alırsak, bu kutlamaların trajik bir boyutu var: Hayatın telaşından ve işleyişinden ötürü sistem içindeki yerimiz, ömrümüzün ve enerjimizin büyük bölümünü bir sünger gibi çektiği için, en yakınlarımıza bile yeterince sevgimizi gösteremiyoruz.
İşyerindeki hayatımız daha çok enerjimizi alıyor. Hayatımızın bütünüyle ilgili gelecek projelerimizde işyeri çok belirleyici bir alan haline geldi. Ekmeğimizi, toplumsal konumumuzu, terfi etme olanaklarımızı, ücretimizin artışını belirleyen ortam, yakınlarımızla kurduğumuz ilişkilerin dışındaki ortam. Geleneksel toplumdaki yakın ilişkilerimiz eşimiz dostumuz olmalıyken, anonim ilişkiler öne çıkıyor. "Genel Müdür'ümü çok seviyorum, dur ona bir kravat hediye edeyim. Hanımıma bir imam bayıldı yaptırayım da, bir porsiyon Genel Müdür'e götüreyim" diyemiyoruz. Hayatımızın bu alanı, enerjimizi, zamanımızı aldığı için, yakınlarımızla olan ilişkilerimize eskisi kadar özen gösteremiyoruz. Özel günlerin bu kadar tutması, sadece kapitalist sistemin tüketimi artırma motivasyonundan değil, bu yalnızlıktan ve yakınlarımızla kültürel ve insani olarak eskisi gibi yakınlık içinde yaşayamamızın yarattığı eksiklik duygusundan kaynaklanıyor. Keşke başka türlü bir hayat olsa ve annelerimizi yalnızca Anneler Günü'nde, babalarımızı yalnızca Babalar Günü'nde sevdiğimizi söyleyerek ya da hissettirerek yaşamasak da, sevgi gündelik hayatın içinde su gibi, hava gibi her zaman olsa.

Tarihte bu tarz özel gün kutlamaları var mı? Bunun, kapitalizmin bir oyunu olmasından öte, insanlar bu kutlamalara nasıl başladı?
Buna 'kapitalizm oyunu' değil, 'iktidar ve statü farkı' diyelim. Her şeyi bu farklılıklar yaratıyor. Ben hiçkimsenin oturup da Anneler Günü gibi bir şey yaşadığını sanmıyorum. Kadınların günü var, savaşta ölmüş askerleri anma günleri var. Atina'da, Makedonya'da Perslerin Yunan yarımadasına girişini 300 Makedon askeri önlemiş. Bunlar için anma törenleri yapılıyormuş.
Aile ve yakın çevre hayatımızdaki önemini kaybettikçe, eğitimden terfi etmemize, iyi bir işte çalışabilmemize kadar birçok alandaki yetki, aile ve yakın çevreden toplumsal sisteme doğru kayıyor.

Modern toplumun bizi aileyle, eş dostla olan yakın ilişkilerden uzaklaştırdığını söylüyorsunuz. Dolayısıyla özel günlere ihtiyaç duyuyoruz. Peki ya Anadolu'daki durum ne?
Modernleşmenin girdiği her yere bunlar girer ama bu İstanbul'da daha yoğundur. Anneler Günü'yle ilgili bizim bildiğimiz anma günü geçerlidir. Kayseri'ye, Erzurum'a yavaş yavaş bu adetler girer, eski adetler de devam eder. Özel günlerle gelenek ilişkisi içiçe girer. Ünlü sosyal bilimcilerimizden Mübeccel Kıray, bunlara 'tampon kurum' diyor. Modern toplumun getirdiği geleneklerle eski toplumun birdenbire çözülmediğini düşünürsek, hem yeniye göre yaşayacağız, hem de yaşadığımız hayatın eskiden de destek alarak sürmesine özen göstereceğiz. Dolayısıyla, eski usul anne sevgisi devam ederken, moderni de gelecektir. Neden? Eski usul annemize duyduğumuz sevgi, annemiz için bile yeterli olmayacaktır. "Müdürün karısına çocukları Anneler Günü'nde bluz almış, benim çocuğum niye almıyor" diye sorabilir. Modern hayatın getirdiği beklenti ona da iniyor.

Türkiye'de bir yandan Sevgililer Günü kutlamaları teşvik ediliyor. Öte yandan töre cinayetleri işleniyor. Bu nasıl bir çelişki. Yine geleneklerle modern toplumun çakışması mı bu?
Herhalde kızını öldüren insanlarla Sevgililer Günü'nde sevgilisine hediye alan insanlar aynı değil. Sana, bana bu günleri aşılamaya çalışıyorlar. Töre cinayetlerinin işlenmesinde aklıyla, vicdanıyla hâlâ bu cinayetlerden yana tavır koyanlar herhalde Sevgililer Günü'nde sevgilisine parfüm almayı falan düşünmüyor. Sen parfüm alırsın, töre cinayetlerindeki adam almaz. Ama ortak noktamız var; artık hepimizin ekmek parasını, itibarını, geleceğini güvence altına alabilmesi toplumsal sistemin dolayımıyla oluyor. Kimse karnını tarlasındaki patatesle, beslediği koyunla filan doyurmuyor.

Neden anneleri bir günle anma ihtiyacı duyuyoruz? Babalar Günü hiçbir zaman bu kadar popüler olmadı. Bu babayı ikincilleştiren mi, yoksa aslileştiren bir şey mi. Ataerkillikle ilgisi var mı?
Hiçkimse babasını unutmaz. Babasının önemi azalmaz. Babamızı sevdiğimizi babamız çok daha iyi biliyor. Çünkü, kimse darılmasın, babamızı sevmekten başka çaremiz yok. Ekmeğimiz, evin nafakası, eğitimimiz büyük ölçüde babamızın kazancına ve toplumdaki yerine bağlı. Buna karşın, annemizin bizim için sarf ettiği emekler çok göze girmiyor. Pek fark etmiyoruz ama belki de içimizde duygusal bir acı beliriyor. Annemize bu yakınlığımızı daha iyi belirtme ihtiyacı duyuyoruz. Anne, olumlu ve olumsuz yönleriyle hayatımızda çok daha belirleyici bir unsur olduğu için, annelerimizi daha dikkatli, daha incelikle anmaya çalışıyoruz.
Ataerkillikteki otorite ilişkisinde sevgi değil, itaat söz konusudur. Annemizi severiz, babamıza itaat ederiz. Freud bile ne diyor: "Bir erkek çocuğun dahi ergin olması için, baba katli aşamasından geçmesi lazım." Sonsuza kadar babaya bağımlı kalmazsan, sadece parayla değil, psikolojik bakımdan da, babayla cinsellik dahil birçok alanda rekabete girip onun otoritesinden kurtulabilirsen, hayata hazır bir ergin haline geliyorsun. Bunu yapamazsan, toplumun her zaman olumlu karşılamadığı kişilik bozuklukları falan ortaya çıkıyor. Bu bozukluklar tarihin her döneminde böyle değildi. Yakın tarihe baktığımızda, babasıyla boğuşup onu alt etmeden hayata geçen erkek pek başarılı olamıyor. Ama bunun anlamı, babamızı yatırıp da keselim falan değil; onun otoritesine karşı dengeleyici bir otorite haline gelmek, kendimizi yetkinleştirmek.
Her şeye rağmen, ataerkillik devam ettiği için, gerçekten babamızı düşünürsek sevdiğimizi anlıyoruz. Annemizi zaten her an sevmeye hazırız, o sevginin içindeyiz.







POPULER KÜLTÜR
"Yattıklarımızla kardeş gibiydik"
Ebu Gıreyb'de aynalar
Annelerimiz seksileşiyor!
İnceldiği yerden kopsun!
Dönmeler kurtlar sofrasında
Herkes güzel olmak ister...
Ruhu gevşet, bedeni sıkıla!
Yeni starımız klişeler
'Filtreli Orhan Gencebay' yılları
Hasan Kaçan'ı yakalamak!
Şuara fışkıracak toprağı sıksan!..
Sevgi, hava gibi, su gibi olsa
Anneler Günü
Cumhuriyet tarihçiliği
Popun Yarım Asrı / 1982
Rüştümüzü ispat etmenin gururuyla
Ahmedo Bira anısına!..
'Pop'la 'Son Tango'
Sydney'de yayınlanan dini bir TV programında gençleri etkilemek için seksten söz ediliyor
'Klasikler'in yanında ne alırsınız?!




© 2004 Milliyet