
|
|
|
 |
|
|
Eurovision'a dair
Rüştümüzü ispat etmenin gururuyla
Onlarca festivalin yaşandığı İstanbul'da bir büyük konser salonu olmadığını düşünmeden müziğimizi Eurovision'la kabul etsinler istiyoruz
Orhan Kahyaoğlu
İçimizi sıkacak, bunaltacak, heyecanlandıracak fazla bir şey yok artık. Otuz yıla yaklaşan bir süredir devam eden, Eurovision'a dair 'milli mücadelemiz' zaferle sonuçlanmıştı. Sertab Erener sayesinde nihayet Batı'ya rüştümüzü ispat etmiştik. O ne büyük heyecandı. Değme bir futbol veya magazin yıldızı bile, havaalanında bu denli şaşalı ağırlanmamıştı. Konvoylarla taksime gelindi. O 'sakıncalı' alanda özgürce yaşanan şenlik için tabii ki izne bile gerek yoktu. İngilizce yazılıp, söylenen bir şarkının 'milli marş' olmasından devlet erkânı bile, ancak bu kadar hoşnut olabilirdi! Bu, tam otuzuncu yılda ulaşılan bir zaferdi! Binbir uğraştan sonra 1974'te ilk kez bu yarışmaya katılma izni geldiğinde zaten bir seferberlik başlamıştı. Gerçi bu yıl yetişememiş, büyük girişimimiz bir yıl sonra gerçekleşmişti. Büyük bir milli seferberlikti bu. Nihayet bizim de Avrupalı olduğumuzun ilk önemli ispatıydı. Milliyetçi basın için bir fetih başlangıcıydı bu. Viyana kapılarına dayanmıştık! Ama, allahtan aklı selim müzik insanları ve gazeteciler de o yıllarda vardı ki, onlar bu işin sadece müzik tarafıyla ilgilendiler. Pop formatı içinde oldukça önemli diyebileceğimiz Seninle Bir Dakika gibi güzel bir şarkıyla yarışmaya katıldık. Sonuç hüsran olmuştu. Sonunculuk yıkmıştı herkesi. Hatta bu yüzden sonraki iki yıl, bu 'kaka' yarışmaya katılmama kararı bile alınmıştı. Avrupa açıkça bizi dışlamaya devam ediyordu. Tepkicilik uzun sürmedi ve 1978'den itibaren mücadeleye devam etme kararı alındı. Türkiye'nin birbirinden önemli pop yıldızları, mazlumların hakkını savunmak adına bu yarışmaya gitmek için çırpındılar. En iyilerimiz bile üst sıralara çıkmayı başaramadı. Ama esas neden hep gizliden gizliye Batı'nın bize duyduğu 'düşmanlık'tı. En büyük başarıya 1997'de Şebnem Paker yoluyla ulaşmıştık. Bu önemli kamçı oldu bizler için. Milli mesele'nin sözcülerini bazen halk bazen TRT'nin kendisi seçmişti. TRT bu konuda hep huzursuz kaldı. Halka nasıl güvenilirdi. Müzik uzmanlarına bu iş bırakılınca da hüsranla sonuçlanıyordu yarışmalar. TRT, geçen yıl kendi seçimini yaptı ve bu seçim Türk ulusunu gurur dolu bir başarıya ulaştırdı. Hem de İngilizce söylenen bir şarkıyla. Bırakın ortalama milliyetçileri, aşırıları bile hoşnut kalmıştı bu işten.
Kıvanç dolu bu başarı, bizi bugünlerde bir başka hazza taşıyor. Artık bu büyük yarışma İstanbul'da gerçekleşiyor. Hem de Avrupa Topluluğu ailesi içinde yine poz verdiğimiz bu zaman diliminde. Yaşanmakta olan bir başka seferberlik. Büyük bir heyecana artık gerek yok. Belki bu yüzden, genel anlamda medyaya da rehavet çöktü. Sanki fazla önemsenmiyor artık. Tabii haberler çıkıyor. Ama, bazı yılların o coşkulu atmosferi yok. Halk da köşesine çekilip yarışmayı çok az konuşuyor.
Ska tarzını sevdirdiler
Bu yılki temsilcimizi daha rahat seçtik. Fazla ses çıkmadı, polemik olmadı. Bu seçimi TRT'nin yapmasının artık tartışılacak bir yanı olamazdı. Kararlaştırılan bu kez, son yılların genç, dinamik, popüler grubu Athena'ydı. Ne de olsa, geçen yıllarda, büyük başarılar kazanan 'basketbol milli takımımızın' marşını yazan gruptu bu. Hakkını vermek gerek, ska tarzı popu Türkiye'ye sevdiren de onlardı. Erener gibi onlar da bu yarışma için biçilmiş kaftandı. Uluslar arası ortamda müzikal kimliğimizi sunabilmemiz için yine İngilizce bir şarkı söyleyip, Batıyla tek vücut olmayı sürdürecektik. Kendi dilimizin, sözlerimizin bu işi çözemeyeceği kanıtlanmıştı. Halka, Athena üç şarkı hazırladı ve bunlardan birini seçecekti Eurovision tutkunları. Oyların çoğunu grubun For Real adlı parçası alınca, artık temsilcimiz ve şarkısı da netleşti.
Önümüzdeki günler heyecan bir nebze de olsa çoğalıyor. Avrupalı ülkelerin sayısı artınca bu kez iki aşamalı yapılacak bu yarışma. İlk heyecan 12 Mayıs'ta yaşanacak. Kalan on ülkeye, geçen yılın ilk 10'una girenler ve bu kurumun dört 'asil' ülkesi de eklenince, 15 Mayıs gecesi yine fırtına tekrar yaşanmaya başlayacak. Ama artık etmez. Ulaşabileceğimiz doruğu zaten yakaladık. Bu büyük 'ticari' pop organizasyonu görkemli biçimde İstanbul'umuzda da gerçekleşecek.
Artık gözümüz zaten arkada değil. Önemli olan ülkemizi bu yolla tanıtıp, Avrupalılığımızı bir kez daha kanıtlamak. Sağolsun, TRT, haftalardır Abdi İpekçi Spor Salonu'nu bambaşka bir çehreye döndürüyor. Onlarca festivalin yaşandığı bu kentte tek bir büyük konser salonu olmadığını hiç düşünmeden.
Yeter ki bir gece de olsa kendimizi görkemli bir biçimde dünyaya lanse edelim. Sonrası önemli değil. Her türden has müzikseverler, 'büyük bir konser salonu' diye yıllardır çırpına dursun. Ama, bunun ne önemi var. 'Müziğimizi' Eurovision yoluyla duysunlar, bizi kabul etsinler, yeter!
|
|
|

|
|