|
 |
|
|
Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp...
SON 70 yıldaki politik söylemlerin en belirgin yönlerinden biri de, çok hızlı kalkınmakta olduğumuz...
Önce anayurdu baştan başa demir ağlarla örmüştük. Türk daima önde, Türk daima ilerideydi. Nurlu ufuklara doğru şahlanmıştık. Güzel günler yakındı. Dünya bize hayran oluyordu.
***
Havalı bir delikanlı, üstü açık spor arabasıyla otoyollarda saatte 200 km'yi aşan bir hızla giderken; olağanüstü güzel, otostopçu genç bir kız görüp, hemen durmuş ve yanına almış kızı...
Havalı delikanlı, daha da havalanmış ve arabanın hızı saatte 250 km'yi geçmeye zorlanınca...
Ve kızla da, ileri bir samimiyet koyulaşınca...
Spor araba sağa sola savrulup, yol kıyısının biraz ötesindeki bir ağaca bindirmiş.
***
Akordeona dönen arabanın yanına bir köylü yaklaşmış; bilincini yitirmiş gibi sıkıştığı koltuğundan, sağa sola şaşkın şaşkın bakınmakta olan delikanlıya:
- Vallahi, demiş, Tanrı'nın sevgili kulu olmalısın. Görünüşe bakılırsa, pek bir şey olmamış sana da; hanım arkadaşın da, arabadan tarlaya fırlamış; maşallah sapasağlam, ne yarası var, ne beresi...
Delikanlı birden:
- Yandım, mahvoldum, diye bağırmaya başlamış.
Köylü:
- Sevinip Tanrı'ya şükredeceğine, neden öyle yakınıp bağırıyorsun ki, demiş.
Delikanlı:
- Tarlada bulduğun kız sapasağlam ama, artık ben değilim, demiş. Bir de kızın avucunda ne tuttuğuna baksaydın...
***
Biz de hızla nurlu ufuklara doğru uçarken, önce yanımıza Washington'u almıştık...
Derken bir yığın kaza, darbeler marbeler, idamlar falan...
Neyse, arabayı onarıp yine yola koyulduk...
Kimsenin de avucuna falan bakmadık, acaba bir şeyimiz orada kaldı mı, diye.
Bu kez de gözümüz AB'de... Erkek millet olarak hızla devam ediyoruz yola...
***
Nasreddin Hoca'ya YÖK tasarısı hakkında "Kışla" parfümlü siyasetle, "Cami" parfümlü siyaset arasındaki görüş ayrılığını sormuşlar.
Hoca:
- Oldum bittim, hep böyle bu, demiş. Şimdi de yine "Kışla" parfümlü siyaset, "Cami" parfümlü siyasete:
"- Sizin hukuk anlayışınızda, çok az laiklik var, diyor.
Karşı taraf da:
"- Sizin de laiklik anlayışınızda, çok az hukuk var, diyor.
***
5 yaşlarında bir oğlan çocuk, gidip annesine sormuş:
- Sen nasıl dünyaya geldin anne?
Annesi, küçücük oğlunun bu beklenmedik sorusu karşısında, biraz şaşırmış:
- Şey, demiş, bir gül demeti içinde geldim.
Oğlan pek inanmamış bu söze, gidip babasına sormuş:
- Baba, sen nasıl geldin dünyaya?
Babası da, biraz afallamış:
- Ben, demiş, bir lahananın içinde geldim.
Çocuk, beklediği yanıtı alamamaktan suratı asık, gitmiş büyük ablasını bulmuş:
- Sende mi, demiş; bir gül demeti, yahut bir lahana içinde geldin dünyaya?
Ablası:
- Ne gül demeti içinde geldim, demiş, ne lahana içinde. Beni bir leylek getirdi dünyaya...
5 yaşındaki oğlan içini çekmiş:
- Eğer doğru anladıysam, demiş; hiç normal bir doğum olmamış bu bizim garip ailede...
***
Türkiye'ye de demokrasinin nasıl geldiği hep tartışılır ya... Ve bir türlü net bir yanıt çıkmaz ya... Ola ki bir gül demeti, yahut bir lahana içinde gelmiştir o da; yahut bir leylek getirmiştir. Normal bir demokrasiye benzemediğine göre...
***
Birkaç ünlü söz:
"Seçimleri kazanamamış adaylar için en büyük teselli, nutuk söylerken vermiş oldukları onca sözü tutma zorunluluğundan kurtulmuş olmalarıdır."
***
"Kadınla erkek, tıpkı bir para cüzdanı fermuarının iki yandaki dişlileri gibi sarılırlar birbirlerine sımsıkı"...
***
"Namuslu birçok insan, ateşe verebilir bir evi, şayet çorbasını ısıtmak için, başka çaresi kalmadıysa"...
***
Guillaume Apollinaire'den, Oktay Akbal'ın çevirdiği, "Kedi" şiiriyle bitirelim yazıyı:
İsterdim olsun evimde
Bir kadın halden anlar
Kitaplar arasında bir kedi
Cümle dostlar her mevsimde
Dilediğim yalnız bunlar
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|