|
 |
|
|
Bir mum yakmak!
FLORANSA
Toskana'da, Rönesans'ın doğduğu topraklarda Avrupa'yı, Türkiye'nin Avrupa'dakini yerine tartışmak...
Belki daha anlamlı.
Fransa'daki son Türkiye tartışmalarından söz ederken şöyle diyor:
"Rönesans'ı, Reform'u yaşamamış, Aydınlanma'dan geçmemiş bir Türkiye, Avrupa kültürünün bir parçası olabilir mi? Böyle bir Türkiye Avrupa Birliği'ne nasıl girebilir?"
Sorguluyor.
Ama nazik...
"Türkiye hiç Müslüman kimliği ile AB'ye üye olabilir mi? Olamaz" diye bodoslamadan dalabilirdi konuya...
Dikkat ediyorum.
Terbiyeli olanlar, Türkiye'nin AB üyeliğine dönük kuşkularını daha üstü örtülü belirtiyorlar. Örneğin hep şeytanın avukatı olarak söze başlıyorlar. Ama doğrusu salonda şeytanın avukatlığını yapanların sayısı hiç de az değil.
Evet Türkiye, Rönesans - Reform - Aydınlanma sürecinden özellikle Batı Avrupa gibi geçmedi. Ama bizim bu duraklara hiç uğramadığımızı söylemek de gerçeği çarpıtmak olur.
Batı'yı örnek alan laikleşme, modernleşme çabalarımız iki yüzyıl öncesine, Osmanlı dönemine gidiyor. Seksen yıl önce başlayan laik Cumhuriyet reformları herhalde Türkiye'nin Aydınlanma Devrimi sayılır. Dini vicdanlara iten çabalar, bazı çarpıklıklarıyla birlikte Türk reformu değil mi? İslam dünyasında bunu bizim gibi başarabilen bir başka ülke de yok zaten...
Ayrıca altmış yıl önceki çok partili demokrasiye geçiş, ekonomik ve siyasal liberalleşme, hukuk devleti atılımları, eksiğiyle gediğiyle bütün bunlar olmasa, Türkiye'nin AB'ye adaylığı 1999 yılı sonundaki Kopenhag zirvesinde resmen kabul edilir miydi?
Şunu da unutmayın:
Bu konularda, son olarak 1 Mayıs'ta AB'ye giren on ülkeye Türkiye'nin birçok açıdan fark attığı da bir gerçek...
Floransa ne güzel bir şehir.
Her seferinde büyülenirim.
Rönesansın doğduğu topraklar... Estetik duygusunun damgasını vurmadığı bir yer görmek olanaksız. Her şeyin bu denli zevkli, ince olması insanın içinde isyan duygusunu tomurcuklandırıyor. Belki daha açıkçası, komplekslendiriyor!
Hava açsa, sokaklara düşsem...
"Hiç merak etmeyin" diyor sakin bir sesle, "AB'nin Türkiye'ye ekonomik açıdan da ihtiyacı büyük olacak. Çünkü Asya gitgide ekonomik bir dev haline geliyor. Avrupa, Asya'yla rekabet edebilmek için sizi içine alacak. Türkiye'yle ekonomik adalesini güçlendirecek."
Türkiye'nin jeopolitik önemine de küresel güç olmak için AB'nin ihtiyacı yok mu?.. Biri, "Üyelik, Türkiye'yi Amerika'dan çekip Avrupa'ya daha yakınlaştırır" diye yapıyor değerlendirmesini...
Hava ilginç.
AB tarih verir, vermez?
Bu konuda olumsuz bir hava yok. Komisyon raporunda Türkiye'yle müzakerelere başlanması için yeşil ışık yanacağı genel kabul görüyor. "AB, Türkiye'ye verdiği sözü tutmak zorunda!" cümlesi kulaklara çalınıyor.
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü'yle Sabancı Üniversitesi bünyesindeki İstanbul Politika Merkezi'nin her yıl ortaklaşa düzenledikleri Türkiye - AB toplantısının seyri böyle... Tartışmalar 'tarih'le değil, daha çok tarih sonrası ile ilgili. Müzakereler başladıktan sonraki sürecin çok uzayabileceğine dair öngörüler, sanki bazen üstü örtülü temenniler olarak ifade ediliyor.
Olabilir.
AB konusunda Türkiye'yi eskiden beri yakın takipte tutan birinin sözleri kulağımızı okşuyor:
"Türkiye, Gümrük Birliği'ni yapamaz dendi. Ama bunu bir başarı öyküsüne çevirdi Türkler.. Türkiye, tarihin gerektirdiği reformları yapamaz dendi. Bunu da başardılar. Son örneği, Anayasa paketi... Şimdi de merak etmeyin, müzakereler çıkmaz ayın son çarşambasına kadar sürer diyenler var. Onları da yanıltacak Türkiye. Yine sanıldığından çok daha çabuk yapacak gerekenleri..."
İyimserliği elden bırakmayın. Bardağın dolu tarafını görün. Karanlıkta ıslık çalmak yerine, bir mum da siz yakın.
Türkiye kötüye gitmiyor.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|