Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Bizınıs" alemlerinin trendleri ve insanoğlunun çaresizlikleri
Neo-liberal olmazsa Neo-zen olur!

Kendi anti-kapitalist hissiyatımı hiç katmadan anlatacağım bu kez. Böylesi çok daha eğlenceli oluyor. Bakalım iş alemlerinde neler oluyor?


Şubat krizinden beri, bir "hobi" olarak iş dünyasındaki psikolojik trendler ve ruh halleriyle ilgileniyorum. Türkiye'deki aynalı binalardan, yabancı basından, "insan kaynakları" membaından ve "bizınıs" alemlerinin parlak çocukları arkadaşlarımdan beslenerek hem Türkiye'deki hem dünyadaki "değişen adetlere" bakınıyorum. İşte buraya yazıyorum, müthiş eğlenceli bir hobi bu, çok tavsiye ediyorum. Nasıl çocuk eğitiminde teoriler varsa ve nihayet işler ilerleyip geliştikçe tam da bu teorilerden habersiz anneanneleriniz sizin annelerinizi nasıl eğittiyse oraya dönülüyorsa, veyahut da günde kaç bardak su içmeniz gerektiğine ilişkin "bilimsel tartışmalar" yıllarca sürdükten sonra "susayınca su iç" gibi bir "altın orana" varılıyorsa iş alemleri de öyle. Denene denene, nihayet varılıyor başlangıçta en ilkel, en "imajsız" sayılan hakikatlere. Şöyle ki...

Yar bana bir eğlence...
Ne yapsalar olmuyor. Ne mayalasalar tutmuyor. İnsanlar daha iyi arabalar alınca, daha pahalı markalar giyinince, daha çok seks yapıp daha lüks otellerde konaklayınca mutlu olmuyor. Motor hep yağ sızdırıyor ve neo-liberalizmin insan sağlığına hiç de iyi gelmediği, tersini kanıtlamaya gayret eden bütün denemelere rağmen hep yeniden netleşiyor. Azalan yağ sebebiyle çarklar birbirine sürtüyor, nihayet çarkların dişleri kırılıp insana, insanoğluna azap veriyor. Misal, dünyada en mutlu olması beklenen David Beckham. En güzel göğüslü kadınla evli, başarılı, şahsen en iyi satan "marka", çok kazanıyor, çok harcıyor, çok yakışıklı, yeryüzünün yarısı kendisine aşık, daha çok, daha çok sahip oluyor istediklerine, ama ne? Allah'ın günü keyfi kaçıyor. Performans manyağı bir dünyada bir kadın "Onun yatakta bir sırrı var. Söylersem mahvolur" diyor ve bütün "mutluluk kulesi" yerle bir olabiliyor. Bu sistem Beckham'ı, en başarılı elemanını bile mutlu edemiyorsa geriye ne kalıyor?
Neyse ne, iş alemleri yeni ufukları durmadan araştırıyor. Peki sonunda nereye varılıyor? Hapishanelere!

Gardiyan, çalışanları topla!
Morgan Stanley adlı finans şirketinin Avrupa Yatırımları bölümünün başındaki Amerikalı David Landman bir sabah kalkıp yola çıkıyor. Nereye gidiyor? Hapishaneye! Ne işi var bu adamın hapishanede? Financial Times gazetesinde 4 Mayıs günü yayımlanan habere göre, hapishane yönetimine "mentorluk" (kılavuzluk) yapmaya gidiyor. Landman diyor ki "Bu iki taraflı bir kılavuzluk. Bizim işler izin verirseniz çok tüketici olabiliyor. Yeni perspektifler arıyoruz."
Morgan Stanley hapishanelerle bilgi alışverişi yapan tek firma değil. İngiliz Havayolları, Guardian medya grubu,
BMW ve daha birçok çokuluslu şirket var "mapushane damlarına" düşen. Çünkü fark etmişler ki, (hakikaten haberden aktarıyorum, kendi anti-kapitalist hissiyatımı karıştırmadan. Çünkü böyle daha eğlenceli oluyor!) hapishane yönetmekle şirket yönetmek arasında çok ortak nokta varmış!

İş alemi 'Parkta Yatıyorum' şarkısını söylüyor artık
Yukarıdaki, Tanju Okan'ın çok popüler olmayan ama şahsen benim pek sevdiğim bir şarkısının sözüdür. Sanırım iş alemleri de sevmeye başlamış. Zira bir başka "iş aleminde mutluluk arayış trendi" Independent'a göre şöyle:
New York'ta Peacemaker Center
("Huzur Merkezi" diye çeviresim geldi) adlı bir yer, Zen Budizm'inin takipçisi imiş. Efendim bu merkez, çok yüksek rakımlı mevkilerde iş yapan şahsiyetlere bir servis sunuyormuş. İş dünyasının yırtıcı ve fazla cilalı mecralarından sıkılanlar merkeze gidip, 150 dolar verip, evsizler ve dilencilerle birlikte sokakta yatıyorlarmış. Burada amaç, iş dünyasındaki "Al gülüm ver gülüm. Vermezsen alamazsın gülüm!" tarzı ilişkilerin yarattığı ahlaki vahşeti tersine çevirmek imiş. "Tatil" olarak adlandırılan hafta sonlarını şu ana kadar 300 kişi yaşamış. Bugünlerde 200 dolarlık Londra hafta sonu projesi başlatılıyormuş. Amerikalı iş alemi kahramanları Londra sokaklarında dileneceklermiş.

"Nefis terbiyesi" tatilinde yapılacaklar, yapılmayacaklar
Peki "huzur merkezi"nin bu "nefis terbiyesi tatili" için kahramanlara gönderdiği "yapılacaklar-yapılmayacaklar" listesini görmek ister misiniz? Şöyle:

1. Sokakta geçireceğiniz hafta sonundan önce tıraş olmayın ve saçlarınızı yıkamayın. Böylece tatiliniz önceden başlamış olacaktır!
2. Eski giysileri ne kadar gerekiyorsa o kadar üst üste giyin ve değiştirmek için yanınızda başka kıyafet getirmeyin.
3. İyi ama yeni olmayan yürüyüş ayakkabıları giyin.
4. Cep telefonu ve para getirmeyin.
5. Üstünüzde herhangi bir mücevher bulundurmayın. Saat ve küpe dahil.
6. Yanınızda sadece bir naylon poşet getirebilirsiniz; çöpten yiyecek toplamak için. Lütfen yanınızda kitap getirmeyin.
Ötekinin hayatına bir hafta sonu tatili! İşte iş alemlerinin bulduğu müthiş icat!
Bu sefer ek olarak bir şey söylemeyeyim diyorum. Gerek yok diye düşünüyorum!

ecetem@hotmail.com







Çetin ALTAN
Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp...

Melih AŞIK
Öylesine lügat

Fikret BİLA
Ne oldu?

Hasan CEMAL
Bir mum yakmak!

Güneri CIVAOĞLU
Perde

Can DÜNDAR
"Yattıklarımızla kardeş gibiydik"

Abbas GÜÇLÜ
İmam hatipler kapatılsın, seçmeli din dersi konsun

Mehmet Y. YILMAZ
Tanrı'ya çok şükür ki; anneler var..

Hasan PULUR
Hiciv mizah üzerine...

Derya SAZAK
Erguvan Kapısı

Ece TEMELKURAN
Neo-liberal olmazsa Neo-zen olur!

Osman ULAGAY
Hükümet ekonomiyi nasıl raydan çıkarır?

Güngör URAS
Dolar fiyatı "halkımızın başını döndürüyor"

Serpil YILMAZ
Olumsuz görüşler su yüzüne çıkıyor

© 2004 Milliyet