Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 12 Mayıs 2004 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Kartal'ın 101. yılı

Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün tarihini yazanlar, belki on yıl sonra bu "Yüzbirinci Yıl"ın gerçeklerini de derinlemesine aktaracaklardır meraklılarına...
Beşiktaş'ın şampiyonluğu kaybetmesiyle sonuçlanan, yönetimde büyük kaos yaratan olaylar zincirinin, sadece futbolla tanımlanamayacağı, o gerçeklerin sadece futbol alanına sığmayacağını hepimiz biliyoruz...
Yaşadığımız, tanık olduğumuz olayları bir yap boz oyununun parçaları gibi birleştirdiğimizde, bazı boşlukların ve loşlukların ortaya çıktığını görüyoruz.
Akıl yürütme yoluyla, el yordamıyla tuttuğumuz gerçekleri analiz edip birleştirme yoluyla bulduğumuz parçaları, şimdilik en azından şeklen boşlukları doldurmaya yetmiyor. Ana tablodaki çizgilerle bire bir örtüşmüyor.
Zamana ihtiyacımız var.
Şu kadarla ki, futbolun sadece futbol olmadığı gibi, hayatın da sadece futbol olmadığı gerçeği var gözümüzün önünde.
Hayatın futbol dışındaki derin gerçekleri, kuşkusuz futbolu da etkiliyor.
Beşiktaş tarihinin yakın gelecekte yazılacak sayfaları bunun örnekleriyle dolu olabilir.
O zaman, Serdar Bilgili'nin yönetimiyle birlikte olağanüstü kongre kararı alıp görevi bırakmasını salt küfre karşı bir onur bayrağı olarak nitelendirme duygusallığını da bir kenara koyar, farkında olmadan yaşadığımız gerçeklerle daha dürüstçe yüzleşiriz.
Şimdilik geleceğe bir not düşme olarak kenara koyalım bu yazıyı...
Yaşarsak, hep birlikte göreceğiz.

Hepsi Beşiktaşlı
Yüzbirinci Yıl'ın ortasına yaklaşırken şimdilik üç adaylı bir seçim kulvarına giriyor Beşiktaş...
Geleceğini yeniden yazmaya hazırlanıyor.
Üç adayı da tanıyorum.
Hepsi de sapına kadar Beşiktaşlı, Siyah - Beyazlı kulübe aileden, atadan - babadan hizmeti olan insanlar.
Fikret Orman, Yıldırım Demirören, Erol Kaynar...
Bu tabloda Nevzat Demir de olmalıydı. Ama onun vizyonu ile Orman ve Demirören'in misyonu uyuşmadı. Senkron tutturamadılar.
Nevzat Demir, Divan Başkanı Şeref Nasır'ın düzenlediği toplantıda, iki genç arkadaşına şunları söyledi:
"Arkadaşlar, gelin birlikte elele vererek Beşiktaş için birleşelim. Beşiktaş'ın yepyeni bir vizyona, yeni bir kadroya ihtiyacı var. Bunu hayata geçirmek için diyelim, ben 25 lira koyayım ortaya... Sizler de 10'ar lira ile katılın. Ortaya çıkan bu kaynağı akıllı biçimde Beşiktaş için kullanalım ve özlediğimiz ortamı hazırlayalım."
Ne Orman, ne de Demirören bu sıcak öneriyi kabul ettiler. İkisi de Demir'in başkanlığında birlikte çalışmaktan yana değildi. İkisi de kendi başkanlıklarında kendi seçecekleri yönetimlerle sorumluluk ve yetki istiyordu.
Nevzat Demir, Beşiktaş'ta bireysel ihtirasının olmadığını yeniden göstererek adaylıktan vazgeçti.
Çok adaylı seçim, elbette demokratik ortama uygundur.
O uygun tabloya Erol Kaynar da katıldı sonunda... Tanıdığım en değerli Beşiktaşlılardan biri olarak , hem akıl hem de gönül adamı kimliğiyle göreve soyundu. Onun için kaçınılmaz bir durumdu bu. Bu defa da ortaya çıkmazsa, liderliği tartışılabilir, etkinliğini yitirebilirdi.

Tercih koyamam
Kesinlikle üç adaydan herhangi biri adına niyet, eğilim ya da tercih ortaya koyamam... Mesleksel ilkelerim, buna izin vermez. Dahası Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün üyesi de değilim. Kongrede oy kullanmadan, orada oy kullanacak insanları etkilemeye hakkım olmadığını düşünürüm.
Üç aday için de pozitif ağırlıklı görüşler var... Ama üç adayın da tartışılan eylemleri var...
Geçmişte ne yapıp yapmadıkları o kadar önemli değil. Gelecek için söylemleri nedir ? Beşiktaş felsefesine uygun portre çizip, gerçekten vizyona dayalı programlarla, o vizyonu taşıyacak listelerle mi hazırlanıyorlar kongreye ?
Bu soruların yanıtını veren, Beşiktaş'ın başkanı olur...
Dileyelim, sonuç Beşiktaş için hayırlı olur!

Daum'un kavgası

Christoph Daum, Denizli'de Tuncay'ın golüyle biten o unutulmaz şampiyonluk maçından sonra Atatürk Stadı'ndaki sevinç çılgınlığının en sakin adamıydı.
Fenerbahçelilerin final olarak özlediği, doya doya yaşadığı bayram, onun beklediği starttı aslında... Buralara kolay gelmemişti.
Adanmışlık ölçüsünde seviyordu futbolu... Bıkmadan - usanmadan araştırıyor, deniyor, yanılıyor, düzeltiyor, yine deniyordu.
Almanya'da, anavatanında tekere çomak sokmanın da bedelini fena halde ödetmişlerdi kendisine...
Bayern Münih kulübünün lig şampiyonluklarından federasyon yönetimine, Dünya Kupası adaylık kampanyasından Dünya Kupası organizasyonuna, Milli Takım'a kadar futbolda herşeyi kendi kontrolu altında tutma geleneği ve inadı, Daum'a fena halde çarptı. Bayer Leverkusen Teknik Direktörü iken Milli Takım'a seçildi. Bir antrenör olarak kariyerinin doruğuna çıkacaktı. Hayır, Bayern izin vermedi...

Yeni başlıyordu
Sonrasını biliyorsunuz. Bayern München menaceri Ulu Höeness, ağzından baklayı çıkarıp kokain skandalını başlattı.
Milli Takım'daki sözleşmesi feshedildi. Beşiktaş'a geldi... Davalar, sorgulamalar, laboratuarlara örnek verme uçuşları sırasında motivasyonunu kaybetti ve görevinden ayrıldı.
Sonunda davalar bitti. Avusturya'da onu pek de tatmin etmeyen Rapid şampiyonluğundan sonra çok sevdiği Türkiye'ye geldi...
Amacı, Almanya'ya yeniden kendini kanıtlamak , 2006 Dünya Kupası'nda Milli Takım'ın başında olmaktı. Fenerbahçe bunun için iyi bir araçtı. Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu bu büyük amacına ulaşmak için araç olarak görüyordu. Fenerbahçe ile katılacağı Şampiyonlar Ligi'nde kendini gösterecek, Alman futboluna gereken dersi verecekti.
Hayır; her şey bitmemişti...
Daum yeni başlıyordu daha...
O yüzden sakin, soğukkanlı ve kararlıydı!

Tanrı'nın ayağı

Uğurcan Yıldırım, geceyi uyumadan geçirmişti. Pazar sabahı Beşiktaş formasını, kramponlu ayakkabılarını giyecek, babası Show TV yönetmeni Uğur Yıldırım onu İnönü'deki, Beşiktaş - Akçaabat Sebatspor maçına götürecekti...
Aylardan beri tanıdığı ve hayran olduğu tek Beşiktaşlı futbolcu Sergen'in elinden tutmayı, onunla sahaya çıkmayı, seremoniye katılmayı, birlikte İstiklal Marşı'nı söylemeyi istiyordu.
Show TV'nin Beşiktaş muhabiri Atakan Kurt, 5 yaşındaki Uğurcan'ı tünele götürdü, Sergen abisiyle tanıştırdı. Küçük Beşiktaşlı'nın dileğini yerine getirmesini rica etti.
Bizim süper solak bilinen nedenlerle çok keyifsizdi. Hiç olmadık yerde açtı ağzını yumdu gözünü: "Burayı da çocuk bahçesine çevirdiniz kardeşim... Bizim içimiz kan ağlıyor... Sırası mı şimdi çocuğu elinden tutup sahaya çıkarmak... Hepinizin derdi ayrı, bizimki ap - ayrı... Olmaz!"

Kaan tuttu
Küçük Uğurcan şaşırmıştı. Küfrü henüz öğrenmemiş o tertemiz ağızdan tek sözcük çıkmadı. Alt dudak büküldü, buğulu gözlerde hüzün ve hayal kırıklığının kristalleri oluştu... Uzattığı o minicik el, havada kalmıştı...
Kaan Dobra tuttu o eli... Minik Uğurcan, olsun, onun elinden de tutup sahaya çıkmaya hazırdı artık. Çıktı, kel tribünlere koştu, el salladı, İstiklal Marşı'nı söyledi...
Sonra malum maç başladı...
O maçı Denizli'de TV'den izliyordum... Bir ara Sergen'in yere düştüğünü, destek aldığı sağ elinin üzerine de birinin bastığını ve süper solakın canını fena halde acıttığını görüp irkildim..
Uğurcan'ın elinden tutmayan o sağ ele basan ayak, galiba Tanrı'nın ayağıydı!

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
YILDIRIM'A EMANET!
İstenmeyen adam Lucescu
Hagi'nin affı yok
'Senet bile imzalardık'
Trabzon'dan ilk bomba
Şu kadere bak!
Jeton yeni düştü!
Şahin'e sert yanıt
'Ersun Yanal ruhu bozdu'
Tesis müjdesi
Maçlar Olimpiyat'a
Haber turu...
Kartal'ın 101. yılı
At yarışları
Avrupa Ligleri
Kandemir ayrılıyor
İkinci Lig Puan Durumu
Kings sallanıyor
Filenin Sigorta'sı!




 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Atilla GÖKÇE
Kartal'ın 101. yılı
Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün tarihini yazanl...



 Dünya Kupası 2002
 İstatisliklerle lig
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2004 Milliyet