|
 |
|
|
Üniversite için yumuşama
BAŞBAKAN Erdoğan'ın yaptığı son konuşmayı hatalı buluyorum; bu kadar sert üsluba gerek yoktu. Bu üslup, Başbakan'ın haklı bazı eleştirilerini de gölgede bırakmıştır.
Öte yandan, "zinde kuvvetler" ideolojisinin bu meseleyi bir rejim savaşına dönüştürmek istediği de görmezlikten gelinemez. Ama Başbakan'ın tepkisi böyle olmamalıydı.
Bu kutuplaşma sürerse YÖK meselesi içinden çıkılmaz bir "ak - kara" ikilemine sürüklenir, aklın yerini çatışma alır.
Yürüyüş yapan öğretim üyelerinden biri TV'lere diyor ki:
- Cumhuriyet'i yıkmayı amaçlayan bu kanun çıkarsa bizim de uymama hakkımız doğar!
Hayır Sayın Profesör! Hukuk devletinde herkes kanunları eleştirebilir ama uymak zorundadır. Cumhuriyet'e aykırı ise onu Anayasa Mahkemesi iptal eder.
Veto yetkisine sahip Cumhurbaşkanı ve iptal yetkisine sahip Anayasa Mahkemesi Atatürkçülüğün geçit vermez kaleleri değil midir? Bu telaş niye?
Üstelik, YÖK konusunda çeşitli fikirler vardır ve biri ötekine otomatikman üstün değildir.
***
GENELKURMAY sadece katsayı düzenlemesine karşı çıkmadı, aynı zamanda "YÖK'e ait bazı yetkilerin üniversitelere devrine imkan veren değişikliğe" de kuşkuyla baktığını açıkladı.
Üniversitelerin daha özerk, sistemin daha adem - i merkezi hale gelmesi Genelkurmay'ı niye ilgilendirir, niye rahatsız eder?!
Öte yandan, yürüyüş eylemi yapan öğretim üyelerinden Prof. Mustafa Altıntaş diyor ki:
"Biz YÖK'ün demokratik üniversiteye olanak verecek ölçüde yetkilerini daraltarak yalnızca bir eşgüdüm kurulu konumuna düşürülmesini bekliyorduk..."
Mustafa Altıntaş da inanmış bir Kemalisttir.
Öğretim üyeleri dernekleri arasında görüş birliği yoktur.
Demek ki, YÖK tasarısına karşı çıkanlar "Cumhuriyet'i korumak" gibi hukuki tarifi olmayan bir sloganda birleşseler de, üniversite konusunda farklı düşünüyorlar. Üniversite konusunda fikirler çok çeşitlidir.
Kutuplaşma bu geniş yelpazeyi dar bir ikileme hapsediyor.
***
TÜRKİYE'DE henüz liberal çoğulculuk, tarafsız hukuk devleti gibi çağdaş değerler tam oturmuş, hele de "zinde kuvvetler" geleneği tarafından hazmedilebilmiş değildir.
YÖK oligarşisinin hala savunulması, Anayasa Mahkemesi'ne Meclis'in üye seçmesine karşı "koruma kollama" çağrıları bunun örnekleridir.
Başbakan gerilimi düşüren bir konuşma yapmalıydı.
Elbette Meclis tasarıyı yasalaştırabilir. Asker bildiri yayımlayınca hükümetin geri adım atması da demokrasimizi zedeleyen bir imaj oluştururdu. Sonunda nasıl olsa hukuka uygunluk denetimi var.
Başbakan, karmaşık YÖK reformu için bundan sonra diyalog kanallarını açan bir yol haritası ortaya koyarak tansiyonu düşürmelidir.
Konuyu 'laiklik savaşı'na dönüştürenlere gelince... YÖK Başkanı Erdoğan Teziç hükümete haklı bir soru yöneltti:
"Çoğunluk mu, çoğulculuk mu?"
Aynı soru üniversite hayatımız için de geçerlidir: Tek görüşlü ve hiyerarşik bir YÖK düzeni mi, çoğulcu ve 'yerinden yönetilen' bir üniversite düzeni mi? Herkes bu konuda net konuşmalı...
Hareket noktası bu olursa, mevcut gerilimi aşmak ve diyalogla hür üniversiteler yaratmak mümkün olur. İlk adım gerilimi düşürmek olmalı.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|