|
 |
|
|
Sorunların temelinde 'güvensizlik' yatıyor
Ne iktidar YÖK ve üniversitelere güveniyor, ne de YÖK ve üniversiteler iktidara... İktidar Meclis'teki sayısal üstünlüğünü, üniversiteler de anayasal güçlerini koz olarak öne sürüyor
Eğitimde 100 yıllık tartışma / 6
Hükümet, YÖK'ten sonra üniversitelerle de diyaloğu hepten kopardı. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Tüm sorunların temelinde güvensizlik yatıyor. Ne iktidar, YÖK ve üniversitelere güveniyor ne de YÖK ve üniversiteler, iktidara güveniyor. Güven erozyonu, gücü gücüne yetenin birbirini dövmeye çalıştığı sokak kavgasına dönüştü. İktidar parlamentodaki sayısal üstünlüğünü, üniversiteler de anayasal güçlerini koz olarak öne sürüyor.
Pamuk ipliğine bağlı diyalog süreci ise artık yok. Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Ayhan Alkış ve arkadaşlarının YÖK ile hükümet arasındaki uzlaşma çabaları ise tam anlamıyla ters tepti. Alkış ve arkadaşları, ne YÖK'e ne de hükümete yaranabildiler. Her iki taraf da arabulucu rektörleri adeta suçlu ilan etti. Şimdi bu aşamadan sonra, aklı başında birinin ya da birilerinin, böylesi bir arabuluculuk misyonuna soyunması çok zor.
Kim yalan söylüyor?
Başbakan Erdoğan, rektörlerin kendisini dört kez aldattığını söyledi. Rektörler de Başbakan'ı kendilerinin değil, mesai arkadaşlarının yanılttığını söylediler. Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Alkış, kendinden emin. "Sayın Başbakan, herhangi bir konuda kendisini aldattığımı ortaya koysun, tüm görevlerinden istifaya hazırım" diyor. Diğer rektörlerin söylemleri de bu yönde. YÖK Başkanı Prof. Dr. Teziç de göreve geldiği andan itibaren hükümetle diyaloğu sürdürdüğünü söyledi. Milli Eğitim Bakanı Çelik ise gerilim yaratanlara bedduada bulunuyor...
Anlaşılan o ki bu süreçte hemen herkes kendini haklı görmeye devam ediyor. Kendi söylemlerinin doğru olduğu, karşı tarafın söylemlerinin ise yanlış olduğu görüşünde ısrarlılar.
İşte bu yüzden son günlerde ortaya çıkan güven erozyonu nedeniyle en fazla duyduğumuz söz, "Aldatıldık' oldu. Kim kimi aldatıyor? İş arapsaçına döndü.
YÖK'ün, üniversiteleri son dakikaya kadar oyaladığı kesin. Hükümet ne zaman taslak hazırlama ve Meclis'e getirme aşamasına gelse, "Biraz bekleyin, birlikte hazırlayalım" önerileri geldi. Bir yıl kadar önce aynen şu satırları yazdım:
Kim kimi aldattı?
YÖK, daha önceki hükümetleri olduğu gibi AKP iktidarını da oyalamaya devam ediyor. Sınava birkaç ay kala, "Bu yıl için zaman geçti. Gerekli düzenlemeyi gelecek yıl yaparız" diyebilir. Aman dikkatli olun.
Nitekim söylediklerimiz bir bir çıkıyor. YÖK, hükümeti aylarca oyaladıktan sonra, YÖK Başkanı Prof. Dr. Teziç kanalıyla, "Sınav öncesi öğrencilerin kafasını karıştırmayalım. Zaten yeterli zaman da yok. Gerekli düzenlemeyi gelecek yıla bırakalım" dedi. Hükümet de bu duruma çok kızdı.
Bu konuda da yani son dakikaya kalma konusunda YÖK'ün ustaca manevralarının yanı sıra hükümetin taslak hazırlama konusundaki acemiliği de etkili oldu.
Hükümet kendi hazırladığı taslakları, her defasında çöpe attı. Örneğin Erkan Mumcu'nun yasa taslağını, bir sonraki Bakan Hüseyin Çelik hiç dikkate almadı. Yine aynı şekilde Çelik'in hazırladığı taslaklar da Bakanlar Kurulu ve Başbakanlık'ta ilk halinden çok fazla uzaklaştırıldı.
En komiği de kıyametler koparan 11 maddelik tasarının başına geldi. Tasarı, Bakanlar Kurulu'ndan geçtikten sonra, sadece AKP'li üyelerin katıldığı TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nda 15 noktada delindi.
Gerilimi yaratan kim?
Düşünün, üzerinde 17 ay konuşulan bir konuda ne Milli Eğitim Bakanlığı ne de Bakanlar Kurulu, yeterince bilgi sahibi değil ki, tüm bakanların onayını taşıyan 11 maddelik kanun tasarısı, aradan 3 gün geçmeden 15 noktada tadilata uğruyor!..
Hükümet, kendisini oyaladığı için YÖK'e ve üniversitelere kızabilir. Haklı gerekçeleri de olabilir. Ama çuvaldızını önce kendisine batırması gerekiyor. Eğer bu noktada biraz soğukkanlılığını koruyup bir özeleştiri yapmaz ise önümüzdeki günlerde başı bugünkünden çok fazla ağrıyabilir.
Başbakan, öteden beri "Gerilim istemiyorum" diyor. Haklı da. Peki ama gerilim yaratanlar kim?
Kendisi de dahil tüm ilgili tarafları objektif bir şekilde değerlendirmeye almalıdır. Patlama noktasına getirilmiştir. Haklıdır da. Ama sorumluları bulma konusunda taraf olmaması gerekir...
Arabuluculuğa soyundu, bin pişman oldu
Hükümet ile YÖK arasında gerginlik doruğa çıkınca, tüm dikkatler Çankaya'ya yöneldi. Cumhurbaşkanı Sezer, hakem olursa bu sorun çözülür beklentisi doğdu. Ama o gelişmelerin hep uzağında durdu. MEB ile YÖK arasındaki tartışmaların uzaması üzerine bu boşluğu Başbakan Erdoğan doldurdu ve kendisini hakem ilan etti. Ama tarafsızlığını koruması uzun sürmedi. Bu kez arabulucuk misyonunu Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Ayhan Alkış üstlendi. YÖK'ün ve şahin rektörlerin karşı tutumlarına rağmen, hükümet ile üniversiteler arasında sıcak bir diyaloğun oluşmasına olanak sağladı. Ama son katsayı krizi, tüm girişimlerin sonu oldu. Başbakan Erdoğan da, YÖK Başkanı Prof. Dr. Teziç de kendisine değişik imalarda bulundu. Öylesine bunaldı ki, "İyi niyetimin dışında herhangi bir talebim ya da hareketim varsa, ortaya konsun, öğretim üyeliği de dahil tüm görevlerimi bırakmaya hazırım" noktasına geldi.
Bütün kavga bu tablo için
Meslek lisesi mezunlarının, ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, genel başarı oranları yüzde 5'i bulmuyor. Yani 5 kişiyi memnun etmek için 95 kişi bir yarışa itiliyor
Hükümet ile YÖK ve üniversiteler arasında gerilime neden olan katsayı krizinin temelinde 28 Şubat sürecinde alınan kararlar yatıyor. 1999'a kadar hiçbir sınırlama olmadan, her fakülteye girebilen meslek lisesi mezunları, YÖK'ün aldığı ani bir kararla bir anda dar bir alana sıkışıp kaldı. Bırakın farklı alanları, kendi alanlarıyla ilgili fakültelere bile kolay kolay giremeyen öğrenciler, adeta şok yaşadılar. Sadece 2 yıllık meslek yüksekokullarına mecbur edildiler. Bu meslek yüksekokullarının pek çoğunun da meslek liselerine ikinci bir tabela asılarak oluşturulması, öğrencilerin isyanını daha da artırdı.
Söz konusu dayatma, öylesine süratli yapıldı ki, bazı bölümlerin iki yıllıklarının açılması bile unutuldu. Bunlardan biri de iletişim meslek liseleriydi. 2 yıllık meslek yüksekokulları olmadığı için tam anlamıyla ortada kaldılar.
Bu konuda öğrenciler tarafından YÖK aleyhine binlerce dava açıldı. Ama ÖSS kılavuzundaki bir uyarı maddesi nedeniyle davaları kaybeden taraf hep öğrenciler oldu.
Bu madde şöyle: Yükseköğretim Kurulu (YÖK), sınavların içeriği ve katsayılara yönelik olarak her zaman bir değişiklik yapabilir.
Hedef imam hatiplerdi
Yandaki iki tablo incelendiğinde YÖK'ün hedefine ulaştığı dikkati çekiyor. YÖK, imam hatiplerin önünü kesmek istemişti. Bunda da başarılı oldu. Ama bu arada tüm meslek liseleri de mağdur edildi. Bu yüzden söz konusu katsayı düzenlemesini sadece imam hatiplere indirgemek yanlış olur.
Aslında meslek lisesi mezunlarına tüm fakültelerin önünün açılması, umut tacirliğinin ötesinde bir işe yaramıyor. Ne kadar başarılı olursa olsunlar, genel başarı oranları yüzde 5'i bulmuyor. Yani 5 kişiyi memnun etmek için, 95 kişi sonu olmayan bir yarışın içine itiliyor. Bu kör yarış yüzünden ne mesleklerine ısınabiliyorlar ne de üniversiteyi kazanabiliyorlar. Oysa farklı alanlara değil de kendi meslek alanlarıyla ilgili fakültelere yönlendirilip artı puan verilse, hem kazanma oranları artacak hem de eğitimde devamlılık olacağı için, başarı oranları çok daha yüksek gerçekleşecek.
İmam hatiplerin önüne set çekilmesi, yandaki tabloda da görüldüğü gibi, bu okul mezunlarının hukuk, siyasal, kamu yönetimi ve öğretmenlik gibi kamuyu çok yakından ilgilendiren bölümlere yönelmesinden sonra gerçekleşti. İmam hatip mezunlarının son yıllarda en az rağbet ettikleri fakültelerden birinin de ilahiyat fakültesi olması ve girenlerin sayısının giderek azalması da üzerinde durulması gereken bir başka nokta olarak ele alınıyor.
Bundan sonra neler olur?
Başbakan Erdoğan'ın yasa tasarısının sonuna kadar arkasında olduğunu açıklamasından sonra şimdi tüm dikkatler TBMM'ye çevrildi.
Tasarı, eğer istenirse birkaç gün içinde TBMM Genel Kurulu'ndan geçerek Cumhurbaşkanlığı'na sunulabilir hale gelebilir. Cumhurbaşkanı Sezer'in kendisine gönderilen yasaları 15 gün inceleme süresi var. Bu süreyi sonuna kadar da kullanabilir. Hemen de kararını verebilir.
Tasarının bu haliyle Meclis'ten geçmesi halinde, Cumhurbaşkanı Sezer'in veto etmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu durumda tasarı iktidar tarafından yeniden Meclis'e getirilerek tekrar Çankaya'ya gönderilebilir. Ama genel beklenti; tıpkı kolejlerde 10 bin öğrencinin bedava okutulmasını öngören yasada olduğu gibi yasanın Çankaya'ya ikinci kez gönderilmeyip soğumaya bırakılacağı yönünde.
Kapsamlı bir revizyon
Bu durumda, yeni yasama döneminde YÖK yasa tasarısı çok daha geniş kapsamlı masaya yatırılarak kapsamlı bir revizyon yapılacak.
Ortaya atılan bir başka görüş ise, tasarının süratle Meclis'ten geçirilerek ÖSS'den önce yürürlüğe sokulacağı şeklinde. Ama bu durumda da Cumhurbaşkanı ya da CHP'nin başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı gündeme gelecek...
Öğrenciler, ekonomi, siyaset ve kamuoyu, haftalarca sürecek gerginliği kaldırır mı? Evet demek çok zor. Her ne kadar aksi yönde sinyaller olsa da olası bir kabine değişikliğiyle tansiyon düşürülecek diyenler de az değil.
Öyle ya da böyle, YÖK ve üniversiteler, daha uzunca bir süre Türkiye'nin gündeminde yer almaya devam edecek...
YARIN:
Son değerlendirmeler. Batı üniversiteleri neyin peşinde, biz neyin kavgasını yapıyoruz?..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|