Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 13 Mayıs 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Mammaaaaa!


Sahne 1
Mutfakta iş yaparken onu seyrediyorum; hafif topallıyor, eskiye göre biraz ufalmış gibi geliyor bana. Kendi kendime "Tanrım, insan nasıl bu kadar ağır hareket edebilir?" diye düşünüyorum.
Yapacak yığınla işim varken burada oturmuş; komşularıyla ilgili saçma sapan, sıkıcı hikayelerini dinliyorum. Ne sinir! Birden içimde ona karşı acıma ya da şefkat değil, düpedüz öfke duyduğumu fark ediyorum. Yaşlandığını görmek sinirimi bozuyor. Biraz utanıyorum. "Anne, sana yardım edeyim mi?" Ona nazik davranarak içimi kemiren suçluluk duygusundan biraz olsun kurtulmaya çalışıyorum. Gözlüklerinin üstünden bana bakıyor: "Sen mutfaktan ne anlarsın?" Ardından sesini alçaltarak "Yumurta bile pişiremezsin ki!" diye ekliyor. Şimdi çatlayacağım... Televizyonda yemek programları yaptığımı, konuyla ilgili kitaplar yazdığımı bilmezmiş gibi!
Tartışmaya hiç gerek yok... Onun için beceriksiz, küçük bir kızım hâlâ... Bir sigara yakıyorum. Sesi (annelerin acaba arkalarında da mı gözleri var?) kulağımda yankılanıyor: "Sigara içme... Zararlı." Ee, bu kadarı da fazla ama... Sanki kendisi yüksek tansiyonuna rağmen fosur fosur sigara içmiyor.
"Söyleyene bak!" diyorum. Anaç bir tavırla "Bana bakma, sen gençsin ve sağlığını düşünmek zorundasın" diye cevap veriyor. "Mamma, yeteeer!" diye bağırıyorum. Arkası dönük, hınzır hınzır gülüyor bana....
Bu arada benim için nefis yemekler pişiriyor. Özellikle kendi tarifiyle hazırladığı soslu kuşkonmaz olağanüstü. "Nasıl yapıyorsun?" diye soruyorum. Duymazlıktan geliyor (işine gelmediği zaman sağır olabilir), kafamı uzatıyorum (bu tarifi okuyucularımla mutlaka paylaşmalıyım!). Kupkuru bir sesle sorduğu soru dikkatimi dağıtıyor:
"Donatella, evinin vergilerini ödedin mi?" Buyurun bakalım. "Evet" diyorum. Israrla "Emin misin? Baban son faturanın eksik olduğunu söylüyor" diye devam ediyor. "Evet, ödedim" diye konuyu değiştirmeye çalışıyorum ama nafile...
Birden, eskiden bir şeyler itiraf etmemi istediğinde yaptığı gibi elindeki kaşığı bana doğrultarak "Emin misin Donatella?" diye soruyor. O anda vergileri gerçekten ödemediğimi hatırlıyorum, tıpkı çocukluğumdaki gibi bir suçluluk duygusuna kapılıyorum. Ve sonunda patlıyorum: "Yeter artık! Ödeyip ödemediğimden size ne? Hem benim evim değil mi? Benim işlerime burnunuzu sokmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Artık çocuk değilim ki ben!"
Akşam yemeği mükemmel ve benim vergilerimden gece boyunca hiç söz edilmiyor ama lanet faturaları gösterene kadar beni rahat bırakmayacaklarından eminim.
"Artık geç oldu. Gitmem gerekiyor" diyorum. Annem tüttürdüğü "masum" sigaralarının dumanları arasından dramatik bir sesle "Daha erken değil mi?" diye soruyor. "Evet, erken ama daha yapmam gereken bir sürü şey var." Kafasını sallıyor ve "Sen hiç yol yordam öğrenemeyeceksin. Masadan böyle kalkılmaz. Burası restoran değil ki!" diyor. Annemin ve babamın yanaklarına kocaman birer öpücük konduruyor, "Sizi çoook seviyorum" diyerek kalkıyorum. Bahçe kapısını kapatırken bir gün -ki o günün henüz çok uzakta olduğunu umuyorum - buraya geldiğimde artık onları bulamayacağım aklıma geliyor. Bir an içim ürperiyor, hızla oradan uzaklaşıyorum.

Sahne 2
Oğlum mutfak masasına oturmuş, ben kuşkonmaz için sos hazırlarken çaktırmadan her hareketimi izliyor. Bu arada biraz daha hardal eklememi tavsiye ediyor.
Ona kötü kötü bakıp "Sen bu sostan ne anlarsın, annemin sosu" diyorum. Neşeyle gülüyor: "Anne, ben bir aşçıyım, unuttun mu?"
"Pis ukala..." diye geçiriyorum içimden ama bir taraftan da hardalı ekliyorum.
Biraz tatsızlık çıkarmak niyetindeyim: "Sen park cezalarını ödedin mi bakayım?" "Evet" diye cevap veriyor, biraz rahatsız...
Çocukken bana yalan söylediği zaman gözlerinin içine baktığım gibi bakıyorum ve bir daha soruyorum: "Emin misin?" Elektrik çarpmış gibi yerinden fırlıyor: "Benim cezalarımdan sana ne? İşlerime burnunu sokmaktan ne zaman vazgeçeceksin? Artık çocuk değilim ben!"
Akşam neşe içinde geçiyor ve oğlum, şefinin bile bu sosu benim kadar iyi hazırlayamadığını söylüyor. Montunu giydiğini görünce "Gidiyor musun?" diye soruyorum. "Evet, işim var" diye yanıtlıyor. O anda kontrolsüzce şu kelimeler dökülüyor ağzımdan: "Hiç yol yordam öğrenemeyeceksin! Masadan böyle kalkılmaz! Burası restoran değil, anlıyor musun?" Beni neşeyle öpüyor ve bir dakika içinde ortadan kayboluyor.

Yumurta soslu taze kuşkonmaz:

Bir demet kuşkonmaz
2 katı yumurta
Yarım bardak zeytinyağı
1 küçük kaşık hardal
Yettiği kadar tuz ve karabiber
Kuşkonmazları, diplerindeki sert kısımlarını kestikten sonra haşlayın ve bir tabağa dizin. Küçük küçük kestiğiniz yumurtalar, zeytinyağı, hardal, tuz ve karabiberle hazırladığınız sosu kuşkonmazların üzerine dökün. Soğuk servis edin... Çok lezzetli ve şık bir başlangıç yemeği olduğunu siz de göreceksiniz.
Buon appetito!

donatellapiatti@hotmail.com





CUMARTESİ
Nişantaşı baharı karşılıyor
"Annem beni lunaparkta gondola bile bindirmezdi"
Tam mevsimine göre Ege yemekleri
Annelere hediyeler
"Pırlanta nefes" ile mutlu ol
Austin Powers modası
İstanbul'da müzikli "erguvan zamanı"
Annenizi pikniğe götürebilirsiniz
Hipnoz





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
© 2004 Milliyet