|
 |
|
|
"In vino veritas - Hakikat şaraptadır"
AMAN Allah, ne suçlamalar, ne iddialar, ne polemikler, ne posta koymalar, ne kafa tutmalar, ne aba altından sopa göstermeler; ne gerilim, ne gerilim...
Bakalım Eurovision yarışmaları, gündemi biraz olsun değiştirebilecek mi?
Bendenizin derdi falcılık yapmak değil ama, sanırım global sermaye, Türkiye'ye de yılda 20 milyar dolarlık yatırım yapmaya başlayıncaya, yahut Türkiye de AB üyesi oluncaya dek; bu tür gerilim ve çalkantılar sürüp gideceğe benzer buralarda; daha 15 - 20 yıl boyunca...
***
Milliyet'in dünkü manşeti, birtakım beyinsel gıdıklamalar yarattı bendenizde:
"Başbakan rektörleri, rektörler Başbakan'ı suçladı - Kim kimi aldattı - Erdoğan, YÖK tasarısıyla ilgili dört kez aldatıldığını söylerken, rektörler 'Biz aldatıldık. Uzlaşma olmadan tasarı geldi" diyor."
***
Saydamlıktan yoksunluğun, yolsuzlukların, soysuzlukların, rüşvetlerin, vurgunların, cebellezilerin, hamasi demagojilerin, bilimcilerle siyasetçilerin birbirlerini "yalancılıkla" damgalamaya kalkmalarının özünde yatan neden; acaba Türkiye'de şarap tüketiminin az olması mı?
Çünkü eski Roma'nın, yani Latinlerin şöyle bir atasözü var:
"In vino veritas - Hakikat şaraptadır"...
Şarap içen insan daha yürekten konuşur ve ayıkken söylemeyeceği şeyleri de kaçırırmış ağzından...
***
Şöyle bizim Boğaz kıyısındaki lokantalardan birinde büyükçe bir sofra kurulsa; YÖK'ün sözcüleri, iktidar partisinin önde gelenleri falan...
Militerler dahi katılabilirler sofraya...
Kadehlerde şarapların en kalitelisi dileğe göre...
Kadehler uzanarak tokuşturulsa havalarda...
***
Kadeh tokuşturmak da, 16. yüzyılda yaşamış, Gargantua'nın ünlü yazarı Rabelais'nin bir icadı...
Rabelais, 5 duyumuz var ama sadece dördüyle değerlendirebiliyoruz şarap kadehini diye düşünmüş; tutuyoruz, görüyoruz, kokluyoruz, tadıyoruz... Ya duyma?
Kadehlerin çın diye tokuşturulmasıyla, işitme duyumuzun da öksüzlüğü giderilmekte...
Ne güzel...
***
Boğaz kıyısındaki sofrada kadehler dolup dolup boşaldıkça; kimbilir söylenmedik neler çıkardı ortaya...
Harika bir tiyatro piyesi olur böyle bir sahne...
Ama ola ki birileri, yine tutturabilir, "Vatanını seven asla böyle bir şey yazmaz"; yahut "İslama saygısı olan asla böyle bir şey yazmaz" diye...
Vaktiyle Eşref ne demiş:
"Çelebi böyle olur bizde de konser dediğin."
Eh biz de:
"Böyle olur bizde de demokrasi dediğin" diyebiliriz.
***
Soğuk Savaş yıllarında, Yunanistan'da albaylar cuntası devrilip de; Fransa'da bir çeşit sürgünde bulunan, bugünkü Yunanistan Başbakanı'nın dedesi Karamanlis, Atina'ya döndüğünde; tutucu bir politikacı olmasına rağmen iki komünist partisiyle sosyalist PASOK partisini özgürleştirmişti.
Bizim o tarihte, ABD'nin Norfolk Deniz Üssü'nde davetli olarak bulunan militerlerimizden bazıları, ABD amiralleriyle generallerine, Türkiye'nin Yunanistan'dan daha güvenilir bir müttefik olduğunu söylüyor ve şöyle diyorlardı:
- Biz, sizin solcu yazarlarınızı dahi yasaklıyoruz.
***
Gerçekten de Türkiye'de Jack London'un "Demir Ökçe"siyle, Steinbeck'in "Bitmeyen Kavga"sı yasaklanmıştı.
Atanmışlar egemenliğine karşı, sosyo - ekonomik tepkilerin önü kapatılmıştı sözde...
Ve kimse de vaktiyle, 36 padişahın 14'ünden kaçının Kışla - Medrese ortaklığıyla devrilmiş olduğunun nedenlerini incelememişti.
Sadece II. Mahmut döneminde, 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın bir katliamdan geçirilerek ortadan kaldırılmasına olumlu fetva vermişti Şeyhülislam ve Medrese...
***
Karşılıklı "aldatma" suçlamaları en üst doruklara tırmandı...
Peki hakikat ne? Koltuk, yahut pozisyon sevdasıyla, onları yitirmemek hırsı mı?
Boşuna dememişler, "Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar" diye...
***
ABD Başkanı Bush'un, haziran sonunda İstanbul'da toplanacak NATO zirvesine katılacağını resmen açıkladığı bir sırada...
AB Komisyonu Türkiye temsilcisi Kretschmer'in, YÖK tartışmasına Genelkurmay'ın da bir açıklamayla katılmasını eleştirmesi...
Ve maalesef tam bir Üçüncü Dünya ülkesi görüntüsü...
Biliyorsunuz, bir de AB üyeliğinin kendi avantajlı durumlarını bozacağından kaygılandıkları için; böyle bir üyeliği, ne yapıp yapıp engellemek isteyenler var...
***
Enseyi karartmayın... Hele enerjinizi, kendi donanım alanınızda somuta dönüştüren bir mesleğe sahipseniz ve mesleğinizi evrensel piyasalarda da geçerli olacak bir kalitede uygulama tutkunuz varsa...
Nasıl olsa evrensel dinamikler, 21. yüzyılı da ıskalatmayacaklar Türkiye'ye... İlk 20 yıl biraz gerilimli ve çalkantılı da geçse...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|