|
 |
|
|
Ortak akıl
YÖK tasarısı konusunda Genelkurmay açıklamasından sonra Başbakan Erdoğan da tavrını koydu ve tasarının yasalaşması için düğmeye bastı.
Başbakan Erdoğan'ın kararlı ve ısrarlı tutumu, TSK'nın açıkladığı yaklaşımını ve tavrını değiştirir mi? Yasalaşma sürecinin yeni aşamalarında bir uzlaşma zemini doğar mı?
TSK'nın tutumundan başlarsak...
Genelkurmay'ın açıklamasından sonra, gazetecilerin sorusu üzerine, önceki gün 1. Ordu Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, dün de Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman kısa görüş bildirdiler.
Org. Büyükanıt, Genelkurmay açıklamasının bir dayatma değil saptama olduğunu belirttikten sonra, "Umarım, hükümet bu değerlendirmeleri dikkate alıp tutumunu ona göre belirler. Bu saptamaların iyi okunması gerekir" dedi.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yalman ise, Genelkurmay açıklamasının gayet açık olduğunu vurguladıktan sonra, "Açıklama Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ortak aklıdır" demekle yetindi.
Genelkurmay'ın söz konusu açıklamasıyla bu görüşler ele alındığında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tasarıyı detaylı olarak inceleyip, kendi içinde değerlendirdikten sonra, "ortak akılla kurumsal görüşünü ve tavrını" belirlediği anlaşılıyor.
Bu görüşün nasıl oluştuğu veya hangi gerekçelere dayandığına geçmeden önce, hareket tarzında etkili olan iki duyarlılığını yansıtmakta fayda var.
TSK, içinden geçtiğimiz süreçte iki duyarlılık gösteriyor:
1- Türkiye'nin AB sürecini olumsuz yönde etkileyecek konumda olmak veya gösterilmekten kaçınmak,
2- Kırılganlığı devam eden ekonomiyi olumsuz etkileyecek olumsuzlukları tetikleyecek durumlar yaratmamak.
TSK her iki alanda da "bahane, gerekçe" olmak veya o yönde istismar edilmemek için kılı kırk yararak hareket etmeyi esas olarak benimsemiş durumda. Nitekim, TSK'nın Kıbrıs sorunu sırasındaki tutumu ve dikkati de bunu doğruluyor.
Peki, bu yaklaşımı esas alan TSK, YÖK tasarısı ve imam hatip konusunda, neden yazılı açıklama yaparak tepki verdi?
Anlaşılan o ki, AB ve ekonomi alanında duyarlı davranan TSK, bu yaklaşımı fırsat bilerek, rejimle, Cumhuriyet'in temel nitelikleriyle ilgili karşı hamleler yapılmasına seyirci kalmasının mümkün olmadığının bilinmesini de gerekli görüyor.
Bu yaklaşım çerçevesinde, YÖK tasarısı ve imam hatiplerle ilgili tasarıyı, rejimle ilgili, laiklik ilkesine dönük bir girişim olarak değerlendirdiği için açıklama yapma gereği duyduğunu söyleyebiliriz.
TSK, bu bağlantıyı nasıl kuruyor?
Bu sorunun yanıtını şöyle verebiliriz:
TSK, Tevhid - i Tedrisat Kanunu'nu laikliğin güvencelerinden biri olarak görüyor. Ve bu niteliğiyle "devrim kanunları" arasında sayılan Tevhid - i Tedrisat Kanunu'nun Anayasa'nın 174. maddesi hükmüyle, anayasal koruma altına alındığına dikkat çekiyor. Bu madde hükmü, devrim kanunlarının Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağını ve yorumlanamayacağını belirtirken, ilk sırada bu kanunu sayıyor. Bu kanunun 4. madde hükmü ile gerekçesinde, imam hatip okullarının imam ve hatiplik gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi için açılmasının öngörüldüğüne vurgu yapıyor.
Bu amaca aykırı düzenlemelerin hem Tevhid - i Tedrisat Kanunu'na, hem de Anayasa'nın 174. maddesine aykırılık oluşturduğu, bu yönüyle de laiklik ilkesini koruyan kanun ve Anayasa hükümlerine ters düştüğü gerekçesiyle tepki veriyor. Ayrıca, Milli Eğitim Temel Kanunu'nun da, imam hatipleri Anayasa ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu hükümleriyle uyumlu düzenlediğini, YÖK tasarısının bu kanuna da aykırılık oluşturduğu saptamasını yapıyor.
TSK'nin tepkisi, bu hukuki gerekçelere ve laiklik konusundaki yaklaşımına dayanıyor.
Kuşku yok ki, AB süreci ve kırılgan ekonomi, hükümetin de üzerine titrediği iki alan. Bu iki konu, Türkiye'de her kesimin "ortak akıl"la hareket edilmesine katkı yapması gereken bir önem taşıyor.
Bu yaklaşımla, üstünlük kanıtlamak yerine, ortak sorumlulukla, ortak akılla, uzlaşmaya dayalı çözümler üretmek; ipi germenin kimseye ve sonuçta Türkiye'ye fayda sağlamayacağı gerçeğini görmek gerekiyor.
fbila@milliyet.com.tr
|
|
|

|