|
 |
|
|
Kriz yönetimi
"Siz bu satırları okurken dünyanın mali merkezlerinde harıl harıl Türkiye için risk analizlerini yeniliyorlar. Bunun bir tek nedeni var: Ankara'da yaşanan imam hatip savaşları. Risk analizi, bir şirketin ya da bir grubun yatırım çekebilmesi, dünya piyasalarında yeni kredi bulabilmesi için koşulların ne kadar uygun olduğunu veya olmadığını belirlemek için yapılıyor.
........
Çoğu perde önüne çıkmayan mali kuruluşlar bir ülkenin riskinin arttığını düşünüyorlar ve bunu raporlarına yazıyorlarsa, o ülke ihtiyacı olan kredi için daha fazla faiz ödemek zorunda kalabiliyor.
Krediye kefil olan uluslararası mali sigortalama şirketleri daha çok prim istiyor.
........
Bu maliyet farkı o ülkenin zaten fakir durumdaki halkı tarafından ödeniyor." Bu satırları Murat Yetkin'in dün RADİKAL'de yayımlanan yazısından aldım.
Yanlışın, gerçekçi, yalın ve doğru bir değerlendirmesi bu... Hiç yoktan üretilen bir siyasi bunalımın faturasındaki dip rakamı ortaya koyuyor. Sonunda ödeyen yine bu millet.
2001 krizi de siyasiydi, ekonomik bunalıma dönüştü. Faturasını o zamandan bu yana millet ödüyor.
Kim kazandı?
Murat Yetkin'in komşu sütununda Haluk Şahin hocanın yazı başlığı şöyle:
GERİLİM POLİTİKASI AKP'YE YARAR MI?
Şahin, "Başbakan Erdoğan'ın şimdiye kadar uyguladığı ve çok faydasını gördüğü uzlaşmacı tarzı, Meclis grubundaki son konuşması ile terk ettiğini resmen ilan etmiş olduğu" görüşünde.
"Mademki Meclis'te çoğunluk bizde, o halde istediğimizi yapabiliriz. Buna demokrasi derler" anlayışını eleştiren Haluk Şahin, "AKP'nin kendi eliyle bir karşı akım yaratarak, kendisine oy vermediği halde uzlaşmacı tavırlarını olumlu bulan kitleleri marjinallerin yanına iteceği" mesajını veriyor. Gerçekten medyaya saldıran, askerle arasını açan, üniversite ve yargıyla köprülerini atan bir tutumun AKP'ye faydası olur mu?
Türkiye'ye yararı olur mu?
İktidar olmak
Şöyle de düşünülebilir:
"İktidar partisi elbette kendi politikasını uygulayacaktır. Bunun için askerden yeşil ışık, medyadan icazet, üniversiteden fetva mı alacak?
Millet kendisine bu yetkiyi verdi...
Mehmet Barlas dünkü köşesinde bu "yanlış" değil ama "eksik" görüşe açıklık getiriyordu:
"Halkın çoğunluk oylarıyla iktidar olunabilir.
Ancak iktidarda kalabilmek için medyanın, askerin, yargının, anayasal kurumların desteği gerekir." Yanlış algılamadıysam mesajı "mealen" buydu.
Gerçekten... Biraz değişiklik yapalım... Şöyle denemez mi?
"Halkın çoğunluk oylarıyla hükümet olunabilir.
İktidar olmak ise medyanın, anayasal kurumların, yargının, hatta askerin, sivil toplum örgütlerinin aynı ortak değerlerde desteğini almakla mümkündür."
Uzun süre Erdoğan'a "Hâlâ iktidar olamadınız. Artık iktidar olduğunuzun bilincine varın" çağrıları yapıldığında, aslında bu anlamda AKP, iktidardaydı. Ortak paydada bazı fireler verdiyse de genelde AB odaklı Kıbrıs politikasında, uyum yasalarında, Anayasa değişikliğinde sandıktan çıkardığı oyların çok daha fazlası yanındaydı. Son bunalımda karşısına geçmiş kurumların çoğu yanındaydı.
Erdoğan, Başbakan olduğundan bu yana en yüksek sesli meydan okumasını yaptı.
Peki...
Bu konuşma AKP iktidarının da tepe noktası oldu mu?
Zarardan dönmek
İktidarların yanlış yapma hakkı var mıdır?
Vardır.
İktidarların "büyük yanlış yapmak lüksü" var mıdır?
Hayır.
O halde zararın bir yerinden artık dönmek gerekir.
Son bunalım genelde olgun göğüslendi. Medya alevlerin üzerine benzin dökmedi. Asker açıklaması ciddiydi fakat tansiyonu yükseltecek üslupta değildi. Üniversiteden gerçi bazı hırçınlıklar oldu, ama o camiayı resmen temsil eden YÖK Başkanı Teziç'in konuşması bilimsel, olgun ve kurumlara saygılıydı. Merkez Bankası'nın da erken müdahalesiyle ekonomideki alevler yangına dönüşmedi.
Ancak hava hâlâ fırtınalı ve birileri Türkiye'nin risk analizini yapmakta.
Puslu havaları seven bazı kurtlar keyifle ellerini ovuşturmaktalar.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|