Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 13 Mayıs 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Avrupa çok uzakta

Avrupa üniversiteleri özerkliklerini daha da artırmaya çalışırken, bizde sadece bilimsel özerklik söz konusu. İdari ve mali özerklik için Anayasa değişikliği gerekiyor

Eğitimde 100 yıllık tartışma / 7

Türkiye'nin önündeki en büyük hedeflerden biri; hatta en önemlisi, bir an önce Avrupa Birliği'ne girmek. Peki bu konuda ne kadar samimiyiz? Konuşma söz konusu olduğunda kimse mangalda kül bırakmıyor. Ancak iş icraata geldiğinde tüm kurum ve kuruluşlarca lime lime dökülüyoruz.
AB hayalinin gerçekleşmesi için, hükümet ile YÖK ve üniversiteler arasında, şu günlerde kavga değil, sıkı bir işbirliğinin olması gerekiyor. Çünkü, eğitimde, bilimde, teknolojide yol kat etmeden, bizi ne AB'ye alırlar ne de dünyanın herhangi saygın bir başka birlikteliğine. Ama nedense hâlâ bunu kavrayabilmiş değiliz.
Ne hükümet, üniversitelersiz ne de üniversiteler hükümetsiz yapabilir. Batı'nın bugün geldiği nokta bu. AB ülkeleri, ABD, Japonya, Hindistan ve arkadan gelen Çin hegemonyasına karşı ciddi arayışlar içindeler. Birbirleriyle didişme yerine birleşik Avrupa olarak güçlerini birleştirip diğer ülkelere karşı güç birliği çabasındalar.

Daha fazla kaynak arayışı
İşte bu yüzden Avrupa Üniversiteler Birliği ve benzeri kurumlar, sık sık bir araya gelip ortak kararlar alıyorlar. Bu kararlardan biri de bilime ve araştırmaya çok daha fazla kaynak ayırmak. Bir diğeri ise, bilimin daha fazla gelişmesi için bilimsel özerkliği olabildiğince artırmak...
Son günlerin en çok konuşulan toplantılarından biri haline gelen Başbakan ile 8 rektörün bir araya geldiği zirvede, rektörler Erdoğan'a sorunlarını anlatmanın yanı sıra geleceğe yönelik beklentilerini ortaya koyan ciddi bir rapor verdiler. Bu raporda Avrupa'da bugüne kadar bu yönde alınan kararlar ve AB'nin geleceğe yönelik bilimsel yol haritası da bulunuyordu.
İşte üniversitelerin geleceğine yön verecek tarihi toplantılar ve alınan kararlardan bazıları:

BOLOGNA DEKLARASYONU (1999)
1. Ortak Eğitim Sistemi'nin Avrupa'da uygulanması (Avrupa Kredi Transfer Sistemi - ATKS)
2. 4+2 lisans ve yüksek lisans eğitim sisteminin sağlanması
3. Eğitim içeriğinin ve mezuniyet kredilerinin eşlenmesi
4. Öğrenci ve öğretim üyelerinin Avrupa eğitim kurumlarında değişimi

AB'nin 2020 hedefleri
1 - 3 Nisan 2004'te Marsilya'da gerçekleşen 2020 Yılı Avrupa Bilgi Toplumu Toplantısı'nda, üniversitelerin aşağıda belirtilen sorunların çözülmesi yanında yapısal değişime gitmelerinin gerekliliği de vurgulandı. İşte Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiren ve bağlayıcı niteliği olan bu ortak kararlardan bazıları şunlar:
• Üniversitelerde özerkliğin genişletilmesi ve hesap verilebilirliğin sağlanması
• Kaynakların artırılması, verimli etkin kullanılması
• ABD'de olduğu gibi güçlü lider yönetiminin desteklenmesi
• Üniversitelerin küresel ortamda yarışmaları
• Dinamik, etkin, verimli ve gelişimi hedef alan yönetim benimsenmesi
• Takım çalışmalarına önem verilmesi
• Liyakata dayalı bir insan kaynakları politikası benimsenmesi
• Araştırma ve inovasyonda (yenilikçilik) kullanılabilecek her türlü kaynak ve kapasitenin saptanması ve koordine edilmesi
• Çekici koşullar yaratılarak Avrupa dışından iyi beyinler çekilmesi
Özerkliğin üniversitelerin gelişmesinde hayati önem taşıdığı vurgulandıktan sonra da kapsama alanı şu şekilde belirlendi:
Özerklik;
1. Akademik Özerklik
a. Bilgi üretme, yayma ve uygulamada özerklik
b. Öğretim elemanı seçme
c. Öğretim elemanı yükseltme / uzaklaştırma
d. Öğrenci seçme
e. Mezun etme
2. İdari Özerklik
3. Mali Özerklik

Özerklik hayal
Dünyanın en özerk üniversitelerine sahip Avrupa üniversiteleri, sahip oldukları özerkliği daha da artırmaya çalışırken ve bu yönde ülkeyi yöneten siyasilerden olabildiğince destek görürken, bizde durum ne? Bir de ona göz atalım.
OECD kriterlerine göre, özerklik notumuz 8 üzerinden 1.5. Son tasarı kanunlaşırsa notumuz daha da aşağılara inecek. Mevcut duruma göre, üniversitelerimiz için sadece bilimsel özerklik söz konusu. İdari ve mali özerklik için ise Anayasa değişikliği gerekiyor. Üniversitelerin bu yöndeki ısrarlı isteklerine, hükümet kanadı her defasında evet dedi; arkası gelmedi. Tartışma yaratan son yasal düzenlemede, idari ve mali özerklik konusunda üniversitelere hiçbir rahatlama getirilmiyor.

İşte o 8 rektör
Başbakanlık'ta gerçekleşen rektörler zirvesinde adı geçen 8 rektör, barış misyonerliği yapmalarına karşın, ne YÖK'e ne de hükümete yaranabildi

Son günlerin en çok tartışılan konularından biri de Başbakanlık'ta gerçekleşen rektörler zirvesi. Hep 8 rektörden söz ediliyor. Ama bu rektörler kim? Başbakan Erdoğan ve arkadaşları, bir bölümünü kendilerini aldatmakla itham etti. YÖK Başkanı Teziç ise, "Kapalı kapılar ardında ne konuştular bilmem" diyerek rektör arkadaşlarını ateşin içine attı. Oysa onlar, Ecevit hükümetinden bu yana YÖK ile hükümetler arasındaki gerginliği azaltıp üniversitelerin önünü açmak için olağanüstü gayret içinde oldular.
Bu çabaların ne olduğuna geçmeden önce, isterseniz önce 8 rektörü tanıyalım:
Üniversitelerarası Kurul Başkanı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Ayhan Alkış, ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras, İTÜ Rektörü Gülsün Sağlamer, Gazi Üniversitesi Rektörü Rıza Ayhan, Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Baki Komsuoğlu ve Hacettepe Üniversitesi Rektörü Tunçalp Özgen.

Çabalarının sonuçları
Barış misyonerliği yapmalarına karşın ne YÖK'e ne de hükümete yaranabilen bu 8 rektörün uzlaşı çabaları sonucu elde ettikleri kazanımlardan bazıları şöyle:
• Ocak 2001'de dönemin Başbakanı Ecevit'le görüşerek, öğretim üyelerinin maaşlarının yükseltilmesini, özlük haklarının iyileştirilmesini sağladılar.
• Eylül 2002'de üniversitelere mali özerklik getiren yasa tasarısının TBMM'ye sunulmasına zemin hazırladılar.
• Başbakan Erdoğan ve diğer ilgililerle görüşerek Erkan Mumcu'nun hazırladığı YÖK yasa tasarısının geri çekilmesine önayak oldular.
• 2003 sonlarında, hükümet tarafından TBBM'ye getirilen tek maddelik ÖSS yasa tasarısının alt komisyona havale edilmesi için uğraştılar ve Başbakan Erdoğan'ı ikna ederek değişikliğin YÖK yasasıyla birlikte ele alınmasını sağladılar.
• Son katsayı krizine kadar Başbakan Erdoğan ile YÖK arasında arabuluculuk yaparak gerginliğin ertelenmesi için yoğun çaba harcadılar.
Sonuç: İyi niyetlerinin kurbanı oldular. YÖK Başkanı Teziç bile "Yaptıklarına katlansınlar" açıklamasında bulundu. Rektörler, kendilerinin suçlu gibi ilan edilmelerine içerleseler de saygı sınırlarını aşmak istemiyorlar. "Zaman bizim haklılığımızı ortaya çıkaracaktır" diyorlar. Kriz atlatıldıktan sonra, kimin ne kadar haklı ya da haksız olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Bir kez daha Ata'ya gidiyorlar
Geçen pazartesi, bir grup sendika temsilcisi ile TBMM önünde basın açıklaması yaptıktan sonra Meclis'e giren rektörler, yarın bir kez daha Anıtkabir'e gidip duyarlılıklarını dile getirecekler. Türkiye'nin dört bir yanından gelen öğretim üyeleri ve öğrencilerle birlikte Aslanlı Yol'da yürüyüş yapacak olan rektörlere, sivil toplum örgütlerinin de destek vermeleri bekleniyor. YÖK üyelerinin bu yürüyüşe davet edilip edilmeyecekleri, edilmeleri halinde katılıp katılmayacakları ise dün akşam saatlerine kadar netlik kazanmadı. Ankara'daki üniversitelerin organizasyonu çeçevesinde gerçekleşen ziyarette, hükümetin üniversitelere karşı aldığı tavır değerlen-dirilecek. Rektörler, hükümetle diyalog arayışlarını devam ettireceklerini yinelediler.

Üniversiteler huzur istiyor
Hükümet ile YÖK ve üniversiteler arasındaki gerginliği, 7 gündür uzun uzadıya irdeledik. Çok net olarak gördük ki AB üniversiteleri, 2020 stratejileri geliştirirken, biz kısır tartışmaların esiri olmaya devam ediyoruz.
Beni okuyanlar bilir. Aylardır bu gerginliğin sinyallerini verdim. Haksız çıkmayı çok isterdim. Ama maalesef yaşandı. Dahası, beterinden korkuyorum. Bu yüzden defalarca dile getirdiğim, tüm tarafların güvenirliğini kazanmış bir hakem konusunda ısrar ediyorum. Bu hakem, hükümet ile YÖK ve üniversitelerin arasındaki buzları eritmekle kalmamalı, artık rakip kurumlar haline gelen YÖK ile üniversiteleri de aynı masa etrafında toplamalıdır.
YÖK yasasının değişmesini, üniversiteler de hükümet kadar istiyor. Ama orta noktada buluşamıyorlar. Nedeni de açık: YÖK sultasından kurtulduk derken hükümetin kontrolüne girmek istemiyorlar.
Hükümetin bugüne kadar oyalandığı doğru. Başbakan Erdoğan bu konuda haklı. Ama ortaya tartışmalı bir yasa tasarısı koyup ardından da incitici bir üslup sergileyince tüm haklılığı gitti.
Taraflar inatlarını sürdürmeye devam ederse zarar gören sadece üniversiteler olmaz. Ülke de faturasını çok ağır öder. YÖK gibi olası bir reformu sabote edenler hep çıkabilir. Ama iktidar da parlamentodaki sayısal üstünlüğünü bir dayatma aracı olarak görmekten vazgeçmelidir.
AKP iktidarı, dış politikada, ekonomide nasıl ki AB standartlarını yakalamaya çalışıyorsa, yükseköğretim konusunda da aynı yaklaşımı sergilemelidir.
Ancak böyle tarihe iz bırakır!

aguclu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Demokraside son söz?

Çetin ALTAN
"In vino veritas - Hakikat şaraptadır"

Melih AŞIK
ABD - AB yapımı

Fikret BİLA
Ortak akıl

Hasan CEMAL
Cumhurbaşkanı nerede?

Yılmaz ÇETİNER
Nurbanu Sultan Yahudi değildi

Güneri CIVAOĞLU
Kriz yönetimi

Abbas GÜÇLÜ
Avrupa çok uzakta

Hurşit GÜNEŞ
Ekonomide ısınma bal gibi gözleniyor

Doğan HEPER
'Tüp geçit'te yanlış hesap

Sami KOHEN
Ambargosuz döneme hazır olmalı...

Mehmet Y. YILMAZ
Aynası, 'kadına şiddettir' Türkiye'nin

Hasan PULUR
"Bunlar rahat durmaz!"

Derya SAZAK
Çakıcı ve BJK

Yaman TÖRÜNER
Merkez Bankası ne sundu?

Güngör URAS
Padişahlar tüketimin artmasından korkardı

Serpil YILMAZ
Erdoğan ile Kemal Gürüz yan yana...

M. Ali BİRAND
LİSELİ, İMAM HATİPLİ ÇATIŞMASI...

© 2004 Milliyet