

Herkes düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak serbestçe düşünme, hangi yoldan ve nereden olursa olsun bilgi ve görüş alma, araştırma ve yayma özgürlüğünü içerir. İnsan Hakları Evrensel bildirgesi |
|
|
|
|
 |
|
|
'Pişkin', eleştiri sınırını aşıyor
Milliyet'in de çatısı altında bulunduğu Doğan Medya Grubu'nun Meslek İlkeleri, "Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ve iftira niteliği taşıyan ifadeler kullanılamaz" hükmünü de içeriyor. "Bu ne pişkinlik?" başlığı, bu çerçevenin sınırlarını aşıyor.
Aynı insan, bölge, ülke, konu üzerinde dikkat çeken çelişkiler, başlı başına bir olayın haber yapılmasının gerekçesini oluşturabilir. Bu çelişkilere işaret eden haberler, gazetenin yorumunu da yansıtır. Ancak bir haberin kaldırabileceği ölçüyü aşmaması gereken "açıklayıcı - yorumlayıcı" çabanın "yargılama ve mahkûm etme" boyutlarına varmaması gerekir. Bir olay, ancak bu tür bir yüklemeyle ilginç olabiliyorsa, "karşıtlık - çelişki" ölçütü açısından "haber değeri" taşımıyordur.
Denktaş'ın tutumunun, bir olayı haber haline getirebilecek "çelişki" unsurunu fazlasıyla karşıladığı açık. Annan Planı için yöneltilen "KKTC'de 'evet' çıkarsa tavrınız ne olur" sorusuna Denktaş'ın verdiği yanıtı (Fikret Bila - 13 Nisan - Milliyet) anımsatalım:
"Eğer 'evet' çıkarsa, ben durmam. Hele Türk hükümetiyle bu kadar ters düştükten sonra, 'evet' çıkarsa Cumhurbaşkanı olarak oturmamın bir anlamı kalmaz. (...) Referandumun aynı zamanda bizim için de bir güven oyu anlamı taşıdığını biliyorum. Bunun gereğini yapar, ayrılırım."
Aynı lider ülkesindeki referandum sonucu yüzde 65 oranında "evet"i gösterdiği halde "Plan Rumların oyuyla reddedilmiştir. İstifamı gerektiren bir durum yoktur" demiş, ertesi gün "AKP hükümeti rolünü iyi oynamıştır. İyi de yapmıştır" diye eklemişse... Bırakın haberi, yorumda bile "söz meclisten dışarı" faslıyla başlayan sözcüklere hacet bırakmamıştır!
"Taraflılık" öngörülemez
Kadri Gürsel, "toplumun geçtiği kritik kavşaklarda, kader anlarında olaylara ad koymanın gazeteciyi tarafsızlıktan öteye taşıyabileceğini" kabul ediyor, ancak bu durumu savunuyor.
Gazetecilikte "tarafsızlık" kimi zaman Kafdağı'nın ardında, kimi zaman Zümrüdüanka kuşunun kanadında da olsa, "taraflılık" öngörülemez. Hangi gerekçeyle olursa olsun, taraflı olmayı öngörürseniz, öyle davranmak için kendinize "gönül rahatlığıyla" izin de verirsiniz. O gerekçelerin; "kavşak noktalarına, kader anları"na dayanması; Denktaş gibi, düşüşünü zaten kendi ağırlığıyla hızlandıran bir lideri hedef alması durumu değiştirmez.
Kıbrıs'ta kader anının aslında tarihi referandumla geride kalmış olduğu dikkate alındığında, "pişkin" başlığının gerekçeleri arasına duygular da giriyor. Gürsel, bu durumu, "gazetenin ve gazetecinin, okurunun ayaklanmış bilincine cevap verebilme zarureti" diye açıklıyor. Varsa böyle bir zaruret, bir gazetenin öne çıkardığı konular ve köşelerindeki yorumlarla sınırlı kalması beklenir. Aksi halde böyle bir zaruretle yapılan habercilik "makbul" değil, "maktul" olur!
Haberin başlığı, "Denktaş'ın, nezaket kurallarını bir yana bırakarak işini yürütmekten çekinmeyen bir adam" olmasına dayandırıldığına göre, "Bu ne pişkinlik" sorusuna, başka bir sorunun merceğinden bakalım:
Nezaket, sadece siyasette aranan bir özellik midir?
|
|
|

|
|