|
 |
|
|
Milliyet'in tepesindeki iki isim, Mehmet Y. Yılmaz ve Hanzade Doğan: "Kapımızda 'Basında güven' yazıyor ve biz yazdığımız her şeyin doğru olduğunu iddia ediyoruz"
Milliyet kulvarında tektir
"50 yıl önceki olaylar için hangi gazeteye bakarsın? İşte o, referans gazetesidir. Bunun için de haberlerin doğru olması gerekir"
Ahmet Tulgar, Elif Korap, Nedim Şener
Bir gazeteci patronuyla, genel yayın yönetmeniyle röportaj yapar mı? Yaparsa okur nezdinde ne ölçüde inandırıcı olacaktır? 54'üncü kuruluş yıldönümünde okurlara Milliyet gazetesinin yaklaşık bir yıldır yaşadığı yeniden yapılanma süreci konusunda ilk elden bilgi vermek amacıyla yaptığımız röportaj, proje olarak aklımıza geldiğinde bunu biz de düşündük; elbette sorularımızın muhatapları da düşünmüştür.
Ama bir şeyden emindik: Milliyet herhangi bir gazete değildir. Okurları için "Basında güven"in sembolü olan bu gazete, bütün birimlerindeki çalışanlarının uymak zorunda olduğu bir Milliyet Anayasası doğrultusunda üretilmektedir.
Üzerinde uzlaşılmış bu ilkeler, değerler ve kurallar bütünü aynı bir hukuk devletindeki bireyler gibi, bütün Milliyet çalışanlarını karar ve denetim süreçlerinde birbiriyle eşit kılar.
Böyle kapsamlı bir anayasa, kuruma içselleştirilmiş geniş bir etik sistem referans alındığı için de, Milliyet'teki gazetecilerin patronları ya da genel yayın yönetmenleriyle yapacakları röportajlar bir reprezantasyon ve imaj çalışması ya da "keyifli" bir sohbet değil, daha çok okurların da dahil edildiği bir içdenetim ve iletişim çalışması olacaktır.
Evet, yarın Milliyet gazetesinin 54'üncü yılını kutluyoruz. Bu vesileyle Doğan Gazetecilik İcra Kurulu Başkanı Hanzade Doğan ve Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz ile görüştük. Bu röportajın üç Milliyet çalışanı tarafından yapılmasının nedeni, soruların farklı departmanların ve kuşakların bakış açısını yansıtmasının istenmesidir.
Elif Korap: Röportajlarınızda Milliyet'ten o kadar gururla söz ediyorsunuz ki, hepimiz diğer gazetelere gol atmış gibi hissediyoruz! Milliyet'in sizin için özel bir yeri mi var? Yoksa yöneticisi olduğunuz için mi böyle düşünüyorsunuz?
Hanzade Doğan: Milliyet'in Türkiye için çok özel bir yeri var. Ben Milliyet'i misyonu ve duruşu ile diğer gazetelerden farklı görüyorum. Milliyet gerçekten Türkiye için çok önemli bir yerdedir. Eğitime verdiği destekle, Türkiye'nin dünya ile entegrasyonunda yaptığı öncülükle, her zaman dik durması ile, istikrarıyla, tarihiyle, geçmişiyle farklı bir gazetedir.
E.K.: Daha iyi bir gazete mi peki?
H.D.: Daha iyi gazete kavramı
o kadar göreceli ki; kime göre, neye göre daha iyi... Daha çok satan bir gazete değil ama bana göre tabii ki daha iyi bir gazete.
Ahmet Tulgar: Bir de pozisyonunu değiştirmeme meselesi var. Bunun için bizim görmediğimiz, bilmediğimiz belli bir direnç gerekiyor mu? Milliyet nasıl koruyor bunu? Güç odaklarınca bir pozisyon değişikliğine zorlanmıyor mu?
H.D.: Pozisyon değişikliğine tabii ki zorlanmıyor ama gazeteler kimi zaman ticari kaygılar yüzünden de kimlik değişikliğine gidebilirler. Milliyet bunlara da direnen bir gazete. Milliyet bugün 600 bin tirajın peşinde gitse Sabah gibi, Hürriyet gibi, o zaman farklı şeyler yapmak zorunda kalır; Popüler Kültür eki, Business eki vermek, spor sayfalarını artırmak yerine ana sayfalarda daha fazla magazine yer verirdi. Ama Milliyet buna direniyor.
E.K.: Mehmet bey; bugüne kadar Radikal, Posta, Fanatik, Aktüel gibi pek çok gazete ve dergi çıkardınız. Ama bu kez sizin yarattığınız değil, köklü bir kurumun başındasınız. Milliyet'in sizin kariyerinizdeki yerini merak ediyorum...
Mehmet Y. Yılmaz: Milliyet benim için öbürlerine göre daha büyük bir iddia. Büyüklüğü oranında da daha zor. Çünkü buradaki iddiamız şu: Milliyet hem Türk halkının, Türk aydınlarının referans kabul ettiği ve ortaya çıkan her fikrin yansıyabileceği bir gazete hem de bütün bunları sıkıcı olmadan, heyecanını kaybetmeden yapan bir gazete. Bu ikisini bir arada yapabilmek o kadar da kolay değil.
Nedim Şener: Bir süredir bir proje var, beraber yürüttüğümüz. Arama konferansları yapılıyor. Referans gazeteciliğinden ne anlamalıyız?
H.D.: Referans gazeteciliği aslında Milliyet için yeni bir konsept değil. Milliyet'in genlerinde var olan bir konsept. Toplumun ilerlemesine öncülük eden gazete olma misyonumuz var. Oradan yola çıkarak referans gazetesi, ilkelerine yüzde 100 uyan, basında güveni yüzde 100 temsil eden gazetedir. Kapımızda "Basında güven" yazıyor ve biz Milliyet olarak yazdığımız her şeyin doğru olduğunu da iddia ediyoruz. Dolayısıyla yazdığımız her konuda referans gazetesiyiz. Bizim için referans gazetesi, yazdığımız her dalda referans olmak.
M.Y.Y.: Diyelim ki bugün Kıbrıs'ta gelişmeler oluyor. Bununla ilgili bilgi edinmek isteyenlerin ilk başvuracağı kaynaktır referans gazete. Ya da aradan geçmiş 50 yıl, üniversitede tarih doktorası yapıyorsun, Kıbrıs olaylarını yazacaksın... Geriye dönüp hangi gazeteye bakarsın? İşte
o gazete referans gazetesidir. Bunun için de bütün haberlerin doğru olması gerekiyor.
E.K.: Şu sıralar bir Milliyet kitabı hazırlıyoruz. Şöyle bir söylenti var: Deprem olsa ve hepimiz ölsek bile, birileri gelip bu kitabı bulduğunda, ona dayanarak aynı Milliyet'i çıkarabilecekmiş! Bunun olacağına inanmıyorsunuz değil mi?
M.Y.Y.: Buna inanıyoruz. Çünkü bunu ben söyledim. Bir gazeteyi gazete yapan içindeki insanlar ve o insanların hangi ilkelere uyarak o gazeteyi yaptığıdır. Hepimizin normal zeka seviyesinde olduğunu varsayıyorum. Bu bina şu veya bu nedenle tamamen boşalsa ve bizim zeka seviyemize sahip yepyeni insanlar gelse, o kitapla Milliyet'i benzer şekilde sürdürebiliyor olmalılar. O kitap için çok çalışmamızın nedeni bu.
N.Ş.: Milliyet'in geçmişinden söz ettiğimizde Abdi İpekçi ismi ön plana çıkıyor ve bugün hâlâ Anadolu'ya gittiğimizde "Abdi İpekçi'den beri okurum" sözlerini duyuyoruz. Abdi İpekçi ne ifade ediyor Milliyet için?
H.D.: Abdi İpekçi gazeteciliği Türkiye'de iyi gazetecilikle özdeşleşmiş. Böyle bir insanın Milliyet'le özdeşleşmesi gurur verici.
M.Y.Y.: Abdi İpekçi gazeteciliği dediğimiz şey,
aslında evrensel bir gazetecilik prensibinin Türkiye'de uygulanmış olmasıdır. İpekçi'nin Milliyet'i yönettiği dönemde diğer gazetelerin uzak durduğu, önemsemediği prensiplerin uygulanması... Haberlerin iki defa kontrol edilmesi... Suçlanan biri varsa, onun da görüşünün habere yansıtılması... Haberin başlığı yazılırken özünden uzaklaşmaması... Bir söz tırnak içinde veriliyorsa, mutlaka onun söylendiği gibi olması gibi temel gazetecilik prensipleri. Milliyet'i de zaten "güvenilir gazete" konumuna getiren, hâlâ bu ilkelerin titizlikle uygulanıyor olması.
E.K.: Hangi gazete bizim rakibimiz? Genel yayın yönetmenimiz önemli bir olaydan sonra, sabah kalktığında Milliyet'ten sonra hangi gazeteye bakar, "Atladığımız bir şey var mı?" diye?
M.Y.Y.: Eski alışkanlıkla Hürriyet'e bakarım. Ama Milliyet'in rakibi doğal olarak bütün gazetelerdir. Küçük büyük ayrımı yapmak doğru değil. Önemli bir olayı küçük dediğin gazete atlamayabilir. O anlamda bütün gazeteler rakiptir ama gazeteleri türlerine göre sınıfladığınızda Milliyet'in olduğu sütunun altında başka gazete yok. Milliyet'in kendisini kıyaslayacağı rakibi yok.
H.D.: Ben de Milliyet'in rakibi olarak ne Hürriyet'i ne Sabah'ı görürüm. Vatan zaten çok yeni bir gazete. Milliyet'i ayrı bir kulvarda görürüm.
N.Ş.: Diğer gazetelerde bazı isimler haberleriyle, röportajlarıyla öne çıkarlar. Leyla Umar bir gün bana "Yıllarca Milliyet'te çalıştım. Fakat Sabah'ta yıldız oldum" demişti. Gazeteciler başarılı, tanınan, iyi para kazanan insanlar olmak isterler. Böyle bir açılım kafanızda var mı?
H.D.: Milliyet çok ünlü gazeteciler çıkardı. Biz belki mütevazı olduğumuz için pazarlama işini iyi yapamıyoruz ama çok gazeteci yetiştirmiştir Milliyet.
M.Y.Y.: Eğer yaptığın haber, çektiğin fotoğraf kendi başına okurun ilgisini çekmiyorsa, o zaman gazete ne yapar,
o haberi yapan kişiyi ortaya çıkarır. O haberi Ahmet'in yapması önemli hale getirilir ki, onu satabilsin. Milliyet'in yayın ilkeleri içinde bu mümkün değil. Mümkün olan, önce haberin kendisinin öne çıkması. Elbette onu yazan, yapan da o haberle birlikte yükselir. Yoksa haberin önüne geçerek satılan bir nesneye dönüşmez.
"Milliyet'in gerçek sahibi okurlardır"
E.K: Hürriyet iyi bir iş yaptığında patron olarak seviniyorsunuzdur ama Milliyet'in yöneticisi olarak bozuluyor musunuz?
H.D.: Bir defa Milliyet'i de benim olarak algılamıyorum. Milliyet ne benim ne Mehmet Y. Yılmaz'ın ne de Aydın Doğan'ın. Milliyet'in sahibi okurlarıdır. Bankacılar bu söylediğime kızabilirler: Sermaye, hisse... Bunlar aslında palavra. Okura hizmet ediyoruz ve gerçek sahip de okur. Yani ben öyle bir ruh halinde değilim. O yüzden de gazetelere öyle bakmıyorum. İyi bir iş yaptığında "Milliyet bunu kaçırdı, tüh. Bu, Milliyet'e yakışırdı", diyorum tabii ki. Bunu dememem mümkün değil.
A.T.: Doğan Grubu'nda uzun yıllar yöneticilik yaptınız. Hanzade hanımı ne zamandır tanırsınız?
M.Y.Y.: Yine burada, İcra Kurulu'nda tanıdım. Okulu bitirip gelmişti. Ama ilk defa yakın çalışıyoruz.
A.T.: Karşılaştığınızda birbirinizle ilgili izlenimleriniz neydi?
M.Y.Y.: Ben bir kadınla karşılaştığım zaman bir defa hoş bir kadın mı, güzel mi, ikincisi de akıllı mı diye bakarım. Hanzade'de ikisi de var. Dolayısıyla yakınlık hissettim o açıdan.
H.D.: Ben de yakışıklı mı diye baktım! (Gülüyorlar) Önceden yaptıklarını da bildiğim için Mehmet Y. Yılmaz'ın Milliyet için doğru insan olduğuna çok inanıyordum. Hâlâ da inanıyorum.
E.K.: Röportajda birbiriniz için çok güzel şeyler söylüyorsunuz ama Milliyet'in tepesindeki iki yönetici olarak gerçekte de bu kadar iyi anlaşıyor musunuz? Hiç mi didişip gazete için kavga etmiyorsunuz?
M.Y.Y.: Dünyada bulunabilecek en salak insan tipi, bir kadınla kavga eden erkek tipidir. Öyle bir yere varılmaz. Doğal olarak hep kaybeder. Ama görüşlerimiz her konuda da birbiriyle çakışmaz. Elbette uzlaşamadığımız konular olur. Ben hayatımda bütün uzlaşmazlıkları sükunetimi bozmadan çözmeye çalışırım. Hanzade daha heyecanlı bana göre. Her şeyin daha çabuk olmasını istiyor.
H.D.: Tartışmaz olur muyuz, tabii ki tartışıyoruz. Ama önce tartışıp sonra anlaşıyoruz. Anlaşamadığımız konuları bir şekilde çözümlüyoruz.
M.Y.Y.: Duymak istediğin oysa, hiç kavga etmedik.
A.T.: Ben daha sinematografik bir patron kızı beklerdim. Zaman zaman şovunu da yapacak, kapıları da çarpacak... Biraz nefis terbiyesi de gerekiyor herhalde...
H.D.: İnsanlar bana bunu böyle söyledikten sonra fark ediyorum. Bizim ailemizde paranın, mevkinin gücü önemsiz. Bugün benim için önemli olan, okura verdiğimiz hizmet. Daha iyisini nasıl yaparız düşüncesindeyim.
A.T.: Mehmet bey de şiddet kullanan değil, daha sakin bir yönetici...
H.D.: Bazen konuşuyoruz, fazla mütevazıyız diye.
N.Ş.: Aydın Doğan'ın kızı olarak böyle bir kurumun başına gelmiş olmanızınkurum içinde bir tepki yaratmasını bekliyor muydunuz? Böyle bir tepkiyle karşılaştınız mı?
H.D.: Ben Aydın Doğan'ın kızı olarak yaşamayı çok kanıksadım. Milliyet'e geldiğimden beri bana hep olumlu tepkiler geldi. Negatif bir şey hiç hissetmedim. İlk geldiğimde muhakkak öyle düşünenler olmuştur, onun önüne geçilmez. "Patronun kızı geldi, oturdu" diyenler olmuştur. Ama beni tanıdıkça, yaptıklarımı gördükçe onun değiştiğini düşünüyorum.
M.Y.Y.: Türkiye'de gazete patronu çocuğunun ilk örneği Hanzade değil. Daha önce de gazetelerin patronlarının çocukları gazetelerini babalarından devraldı. Burada önemli olan, kimin çocuğu olduğundan ziyade, o göreve geldikten sonra görevini yürütebilecek akla ve eğitime sahip olup olmadığıdır. Ben gazetenin sahibi olsaydım ve gazeteye bir genel müdür arıyor olsaydım, Hanzade gibi birisini arardım zaten. London School of Economics'te sıkı bir eğitim. Columbia'da mastır. Türkiye'de bu eğitime sahip kişi sayısı fazla değildir herhalde.
E.K.: Hanzade hanım, hiç genel yayın yönetmeni olmayı istediniz mi? Vuslat hanım gazetecilik okumuş, haber de yapmış ama sonra sermayedar olarak bunu yapmasının mümkün olmadığını görmüş...
H.D.: Hayır, olmadı. Olmadı...
M.Y.Y.: Pek matah bir meslek değildir genel yayın yönetmenliği...
H.D.: Hayır, çok matah bir meslek. İcra kurulu başkanı olmaktan daha matah. Ama o heyecanı mevcut görevimde de hissedebiliyorum.
A.T.: Ne yaparsam beni kovarsınız?
M.Y.Y.: Bile bile yalan bir şey yazdığını duyarsam, New York Times muhabiri gibi tembellik yapıp oturduğun yerden bir röportaj yaparsan çıkartırız!
H.D.: Milliyet ilkelerinden herhangi birini ihlal edersen. Çünkü gazetecide aradığımız olmazsa olmaz vasıf, Milliyet ilkelerine bağlılık. Bir de tabii beceriksizsen!
"İlkelerimize bağlılık gazetecide aradığımız olmazsa olmaz vasıf"
E.K.: Ben de Ahmet'in sorusuna devam edeyim: Ne yaparsam genel yayın yönetmeni olurum?
M.Y.Y.: Çok çalışırsan, genel yayın yönetmeni olursun.
A.T.: Peki tavsiye eder misiniz Elif'e genel yayın yönetmenliğini?
M.Y.Y.: Tavsiye ederim tabii. Bir insanın kafasında olan, hayal ettiği gazeteyi yapmasından daha güzel ne olabilir? Genç bir muhabir, genel yayın yönetmeninden daha iyi düşündüğünü, meseleleri daha iyi gördüğünü düşünmüyorsa zaten gelişemez. Ben mesleğe yeni başladığımda üç-dört tane tıfıl Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydik. Mehmet Ali Kışlalı genel yayın yönetmenimizdi ve 30 yıllık gazeteciydi. Ve biz onun gazeteciliğini birinci aydan itibaren tartışmaya başladık. Böyle olmalıdır.
E.K.: Bizim meslekte kuyu kazma çok olurmuş, öyle diyorlar. Hanzade hanım, göreve geldiğinizden beri gazetenin genel yayın yönetmeni olmak için kapınızı aşındıranlar oluyor mu?
H.D.: Bunu yapabilmeleri için benden açık kapı görmeleri gerekir. Şu an Milliyet'in bir genel yayın yönetmenine ihtiyacı yok. O açık kapıyı hiç kimse görmediği için gelemiyorlar. İlk geldiğimde yoklayanlar oldu tabii. Ama açık kapı olmadığını çok rahat gördüler.
A.T.: Çok absürd şeyler de oldu mu? Arkasından çok güldüğünüz, çok absürd birisinin kendini aday gösterdiği oldu mu?
H.D.: Hiç olmayacak insanlar da akıllarından yayın yönetmenliğini geçiriyorlar. Ama o insanlara da kendilerine o kadar güvendikleri için saygı duymak lazım!
E.K.: Aydın bey bir röportajında "Benden değil, asıl kızlarımdan korksunlar" demişti. Siz korkulması gereken biri misiniz?
H.D.: Babam çok yumuşak bir insandır. Çok affedicidir, toleranslıdır. Bende bu özellikler ondaki kadar yok. Kendi de bunu görüyor. Çünkü birçok konuda aramızda konuşmalar geçiyor. Belki onu söylemek istemiştir. Bir de biz tabii işe çok hakimiz. İşimizi iyi yaptığımıza inanıyor.
M.Y.Y.: Yanlış hatırlamıyorsam, Aydın bey şunu kastetmişti: Gazete patronu olarak gazeteye müdahale etmek isteyen bazı kişilerle karşılaşıyor. "Kızlarım en az benim kadar, hatta benden daha kararlıdır bu tür girişimlere karşı, izin vermez" anlamında söylediği bir şeydi diye hatırlıyorum.
A.T.: Ben gazeteden çıktığımda herkes gelip bir şeyler söylüyor. "AKP'yi destekliyorsunuz, AKP'ye düşmansınız" gibi. Sizi davetlerde rahat bırakıyorlar mı?
M.Y.Y.: Ben suratsız olduğum için yapamıyorlar.
H.D.: Bana çok geliyorlar da, Mehmet bakışlarıyla zaten korkutuyor. Bazen burada birileriyle oturuyorum. Bana anlatıyorlar, anlatıyorlar... Mehmet içeri girer girmez konuyu değiştiriyorlar. Şoke oluyorum. Şaka bir tarafa, insan alışıyor bunlara. Ben dinlerim herkesi ama söylenenlerin yüzde 10'una hak veririm; düşünür, değerlendirir, gerisini atarım. Ben lisedeyken de ortaokuldayken de bununla mücadele ediyordum. Onun için çok antrenmanlıyım.
A.T.: Milliyet'e geldiğinizden beri geçen süre içinde Milliyet gazetesinin geleneğine neleri eklediğinizi düşünüyorsunuz? Ve neleri başaramadınız?
M.Y.Y.: 54 yıllık süre içinde benim görevde olduğum süre üç yıl. "54 yıllık bir kuruma üç yılda şunları ekledim" demek megolomani olur diye düşünüyorum.
H.D.: Haklı ama Mehmet ile gazetemizin gençleştiğini düşünüyorum.
|
|
|

|