Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Mayıs 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Yiğit"lerin sayısı artıyor

"Dünya Benimdir!" ve "Yeni Dünyalar, Eski Metinler" gibi farklı kitapları yayımlamayı göze alanların sayısının artması mutluluk verici


Kanarya Adaları'nda Avrupalıların kıyılarına ayak bastıkları ilk yer 'büyük ağaçlarla kaplı' bir adaydı. Ona, orman anlamına gelen madeira adını verdiler. Ormanlar gerçekten de gereğinden fazla sıktı; göçmenler, kendileri, ürünleri ve hayvanları için yer açmak istiyor ve ticari ağaç kesimini yavaş buluyorlardı. Çıkarılan yangınlar neredeyse tüm adayı yaktı. Kolomb'un müstakbel kayınpederi Bartholomeu Perestrello ise Kanaryalar'ın diğer önemli adası Porto Santo'ya dişi bir tavşanla yavrusunu bıraktı. Tavşanlar, etçil yırtıcıların bulunmadığı adada öyle bir hızla çoğaldılar ve 'toprağa öyle bir yayıldılar ki, zarar vermedikleri hiçbir şey kalmadı.' Yerli bitkiler yok oldu, yiyecek ve barınak yokluğundan yerli hayvanlar da tükendi. Bunu rüzgar ve yağmur erozyonu izledi ve oluşan ekolojik cepler, Eski Dünya'dan gelen yabani otlar ve hayvanlarca işgal edildi. Yaklaşık 80.000 Guançe Beyazların istilasına karşı durmaya çalıştı. Islıklarla haberleşen ve gerilla savaşı taktikleri izleyen Guançeler sonunda yenildiler. Kendi dünyalarında yalıtılmış biçimde yaşayan yerlilerin yenilgisi, sadece ok ve mızrağın top ve tüfek karşısındaki yenilgisi değil, Eski Dünya'nın mikroplarına karşı bağışıklığı olmayan Guançelerin, Avrupalının beraberinde getirdiği mikroorganizmalar karşısındaki yenilgisiydi aynı zamanda. Nitekim, 'Tanrı onlara, birkaç gün içinde halkın dörtte üçünü öldüren bir la peste (hastalık) gönderdi.' Avrupalı kaşiflerin ulaştığı her yerde, Kuzey ve Güney Amerika'da, Avustralya ve Yeni Zelanda'da yerliler hep aynı trajediyle karşılaştılar. Avrupalılar silahları, bitkileri, hayvanları ve mikroorganizmalarıyla yeni dünyaları istila ettiler ve yerel ekolojileri bozarak buna dayalı yaşam tarzlarını yok ettiler."

* * *

Alıntıyı uzun tuttum çünkü "Dünya Benimdir!" (Yazan Alfred W. Crosby; çeviren Bilgi Altınok; Kitap Yayınevi) kitabının içeriğini çok güzel özetliyor. Crosby, "Avrupa ekolojik emperyalizmi"ni anlatıyor. Avrupalıların 900 yıllarından başlayarak 10 yüzyıl içinde dünyanın ekolojik dengesini nasıl değiştirdiklerini inceliyor.
Kitabın giriş bölümünde belirtildiği gibi, dünyadaki insanlar (Avrupalılar dışında) genellikle kendi anayurtlarına ya da onlara yakın topraklara bağlı kalmışlar, yaşamlarını oralarda sürdürmüşlerdir. Dünyanın birçok bölgesinde, özellikle ılıman kuşaklarda kurulan Yeni Avrupalar, o bölgeleri etkilemiş, değişime uğratmıştır. Bu etki ve değişim, genellikle politik ve ekonomik açılardan incelenmiştir.
Crosby konuya ekolojik değişim açısından yaklaşıyor. Görüşlerini, yorumlarını renkli örneklerle, tarihsel olaylarla destekliyor.
Konuyla ilgilenmeyenler bile "Dünya Benimdir!"i sürükleyici bir romanı okur gibi okuyacaklardır.

* * *

Sözünü etmek istediğim öteki kitap da aynı yayınevinden çıktı: "Yeni Dünyalar, Eski Metinler" (Yazan Anthony Grafton; çeviren Füsun Savcı). Grafton, giriş yazısında amacının "yeni gelişmelerin ışığında Yeni Dünya'nın Eski Dünya için ne anlama geldiğini, özgün metinler ve tasvirler ile modern metinleri karşılaştırarak anlatmak" olduğunu belirtiyor.
15'inci yüzyıl sonlarına kadar bilgi dünyasına "eski metinler" egemendi. Bu metinler "yıldızların değişmeyen dünyasından insanoğlunun ve doğanın en bayağı ve değişken alanlarına kadar tüm evreni tanımlıyor... tarihi dönemlere ayırıyor... doğayı şemalar ve sınıflandırma yöntemleriyle parçalara bölüyor"du.
Metinlerdeki kavramları anlayanlar okumuş insanlardı, "zihinsel dünyaları kütüphanelerinin raflarındaki bilgiyle sınırlıydı".
Grafton, antikite olarak saygınlık gören kusursuz bilgi çağının, en büyük filozoflarının bile ortalama bir modern kadın ya da erkekten daha az bilgi sahibi olduğu bir gençlik çağı olduğunu ileri sürüyor, asıl bilginin "doğrudan ulaşılabilir ve öğrenilebilir bir dünya"nın keşfedilmesiyle oluştuğunu söylüyor.
"Yeni Dünyalar, Eski Metinler", yazarının da belirttiği gibi, "Avrupa bakış açısıyla" kaleme alınmış bir kitap. Sözgelimi, Amerika'nın keşfinden sonra "Yeni Dünya'nın Eski Dünya için ne anlama geldiğini anlatıyor". Bu yüzden, Eski Dünya'nın Yeni Dünya için ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorsanız, başka kaynaklara başvurmanız gerekecek.

* * *

Sadece satış amacı düşünülerek yayımlanmış sıradan yapıtların kitapçı raflarını nasıl doldurduğuna bakıyorum da, "Dünya Benimdir!" ve "Yeni Dünyalar, Eski Metinler" gibi kitapları görünce sevinç duyuyorum. Bir başka sevincim de, bu tür kitapları yayımlamayı göze alan "yiğit"lerin sayısının çoğalmaya başlaması...

PAZAR
"Süleyman Çakır gibi birini onaylamam mümkün değil"
Milliyet kulvarında tektir
Yunusları vuracaklar (mı?)
Yıldız yağmuruna az kaldı
Monopoly şampiyonasında bizi kim temsil edecek?
Reklam parası yoktu, bedava krem dağıttı
"Sibel Can diyetiyle Hülya Avşar'ı zayıflatamazsınız"
Anneyle bebeği yakınlaştıran masaj
Tekel atağa kalkıyor
"Evde yemek yapmayı sevmiyorum, dışarıda yiyorum"
"Vitamin eksikliği zararlı, fazlalığı ise bir sorun"
Ahırkapı'da Hıdrellez şenliği
Bu yaz İngilizce öğrenin
10 bin metrekarelik bahçe
İnsan yaşadığı yere benzer
Enginarlı kebap ve dans
İmaja hücum!
Nehir kıyısında kahvaltı
Birileri onu gözetliyordu
Cadde-i Kebir: Dünü ve bugünü
Şeyimi şey ettiğimin şeyinde kadın olmak
"Yiğit"lerin sayısı artıyor





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
© 2004 Milliyet