|
 |
|
|
Üçüncü Dünya'nın beylik plakları ve ötesi...
YERYÜZÜNÜN en eğlenceli, ama aynı zamanda sakıncalı ülkelerinden biri de, herhalde bizim Türkiye...
Eğlenceli, çünkü bir yanda gitgide bikinileri küçülen, ayrık bacaklı genç kadın fotoğraflarıyla yaygınlaşan reklamlar; bir yanda "laiklik elden gidiyor" dumanları çıkaran ve içlerinde ne piştiği bilinmeyen, irili ufaklı kap kacak, tencereler, kazanlar...
Sakıncalı, çünkü 20. yüzyıl boyunca "vatanı kurtarma" gerekçeleriyle az sehpa kurulmamış, az nutuk çekilmemiş, az insan tıkılmamış içeri...
Amaç da hep, Üçüncü Dünya ülkesi olma görünümünden kurtulup, çağdaş uygarlık düzeyine varmak; "insanların yaşam kalitesi" açısından ülkelerin değerlendirilmesi sıralamasında, gitgide dibe doğru kayarak...
Kristal taklidi bir kasede, tam bir Şark çorbası...
***
Kimsenin tepesini attırmak için değil; sadece Eurovision yarışmalarıyla futbol karşılaşmalarında hızla somutlaşmaya başlayan küreselleşme sürecinin rotasından, kaç derece ayrı düştüğümüzün saptamasına sağlıklı bir pusula bulmak için, bazı örnekler vermeye çalışsak..
İnanmış insanlarla, Kemalistlerden özür dileyerek soruyorum:
- Hz. Muhammed'le Mustafa Kemal'in karikatürleri yapılabilir mi?
Aynı soruyu Hz. İsa, yahut Napoleon, yahut Kraliçe II. Elizabeth için sormak geliyor mu dünyada kimsenin aklına?
***
Bir başka soru daha:
- Son 80 yılda Türkiye'de yasaklanmış, yahut toplanmış, yahut sahneden kaldırılmış, roman, öykü, tiyatro, yazı ve şiirlerden bir sergi açılabilir mi, açılamaz mı; tabii bunları, kimlerin yasaklamış olduğunu da belirterek?..
Ya peki AB üyesi ülkelerde de, tokmakla gonga vurur gibi, kafalara dank edecek bir soru olabilir mi, böyle bir soru?
***
Türkiye, ne kadar Üçüncü Dünya ülkesi görünümünde, ne kadar çağdaş uygarlık düzeyine yaklaşmış durumda?
Bunun yanıtı, 77 üniversitemizin kürsülerindeki bilimciler tarafından yeterince açıklanmış bulunmasa da; Anadolu yollarını yıllardır gezip duran "Bamteli" programının dirençli yapımcısı Tayfun Talipoğlu'nca verilebilir...
Bir başka soru da şu:
- Üçüncü Dünya ülkelerinden bazılarının bir özelliği de, tek heykelli olmaları... Türkiye, ne ölçüde tek heykelli ülkeler kategorisinden, çok heykelli ülkeler kategorisine yaklaştı?
***
Bendeniz bir de şunu merak ediyorum; Türkiye nüfusunun yüzde kaçının cüzdanında acaba kimliğini belirten kartvizitleri var?
Bu kartvizitlerde, adının altında makamı da yazılı olanların oranı ne kadar?
Ve emekli olduklarında, yahut o makamdan ayrıldıklarında, adlarının altına ne yazıyorlar?
Acaba 80 yıl boyunca, kuşak kuşak kullanılmış çeşitli kartvizitlerden bir sergi açılamaz mı?
Resmi makam sahiplerinden, resmi araba da kullanmış olanların; araba fotoğrafları da sergiye eklenmiş olarak...
Böyle bir sergide çağdaş uygarlık düzeyine yaklaşmış bir ülke görüntüsü mü çıkardı ortaya, yoksa bir Üçüncü Dünya ülkesi görüntüsü mü?
***
Bir başka matrak sergi de, son 70 yıldaki "siyasetçi yalanları" üstüne açılabilir...
Kürsülerde mikrofonlar önünde patlatılmış yalanlar bir yanda; siyasal idamlar bir yanda; "Asmayalım da besleyelim mi" türü vecizeler bir yanda...
Bir de o fotoğraflara, ülke kurtarıcılarının hangi kaynaklardan geçinmiş olduklarının da belgeleri eklenince...
Böyle bir sergiyi gördüklerinde hukuk, demokrasi ve laiklik aşkıyla; bol keseden şehit verme karşılığı bir yerleri zaptetmeye kalkmışların dahi, hayranlıktan dudakları uçuklardı...
***
Biliyorum, bu tür "non - konformist" düşüncelere ne gerek var şimdi yani?..
Üstelik YÖK gerilimi de henüz gündemden inmemişken ve militerler peş peşe aynı görüşleri tekrarlarlarken...
"Yazı"ya layık olma bozulmasından uzantılı densizliklerimi lütfen artık hoş görün...
"Türk'e Türk propagandası" yapmak dururken, makam sahiplerinin geçim kaynaklarını kurcalamaya kalkmanın anlamı mı vardır? Makamlarından ayrıldıktan sonra ne yazarlarsa yazsınlar kartvizitlerinde, adlarının altına... Nasıl olsa vatan onlara hep minnettar kalacak...
***
Enseyi karartmayın... Kartlarında adlarının altına makamlarını değil, otolar için elektronik donanım atölyelerinin adreslerini yazan Şükrü Okçu gibi gerçekten çağdaş, ünlü ralliciler de var...
Çağdaş uygarlık düzeyine çıplak hayattaki kazanç biçimleriyle, çoktan varmış insanlar...
***
Yaz geliyor... Plajlarda bikini bolluğuyla, tatil aşkları mevsimi...
Üçüncü Dünya'da "hayatın tadı" makam sahipliğiyle çıkarmış sanılır. Çağdaşlığın ise markasında, "hayatın tadı"nın; kendi alanında "hayatı hak etme" doğrultusundaki "var olma" tiryakiliğiyle çıkacağı mühürlü...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|