|
 |
|
|
Frene basmak!
Yıldırım hızıyla geçti! Böyle denir. Şimdi ne olacak? Çankaya'nın vetosuyla parlamentoya geri gelmesi en yakın olasılık.
Bu durumda iki şık var:
(1) Hükümet kanadının, yasayı virgülüne dokunmadan yine kabul edip Çankaya'ya geri göndermesi... (2) Ya da anayasal süreç bugün için tamamlandı deyip, ileride yeniden ele almak üzere konuyu zamana yatırması...
Hangisi?
Aklın yolu, ikinci şık.
Çünkü dallı budaklı bir konu. Toplumu, siyaseti bölücü ve gerilime itici bir konu. Üstelik öyle bir konu ki, doğrular hiç kimsenin tekelinde değil. Herkesin doğruları da var, yanlışları da...
Bunun için de ilgili tarafların dediğim dedikçilik illetine kapılması gerekmiyor.
Anlı şanlı mevki sahiplerinin kamuoyu önünde birbirleriyle atışmaları ayıp oluyor. Bunun yerine kapalı kapılar arkasına çekilip, karşı karşıya oturup, birbirlerinin yüzüne bakarak güzel güzel konuşsalar çok daha isabetli olacak.
Çankaya'nın vetosu böyle bir fırsatın kapısını aralayabilir.
Eğitim, üniversite düzeni, ilk ve orta öğretim, din eğitimi... Bu yaşamsal konular aileden başlayarak bir toplumun, bütün bir ülkenin geleceğini, laiklik boyutuyla da demokratik rejim ve siyasal istikrarı çok yakından ilgilendiriyor.
Bu nedenle frene basalım.
Köklü bir eğitim reformu için yeni diyalog platformları oluşturalım. Arama konferanslarıyla, beyin fırtınalarıyla kollar niçin iyi niyetle sıvanmasın ki?
Zaman alabilir.
Ama sağlıklı yol budur.
Acele gereksiz.
Bu açıdan bir noktayı daha göz önünde tutmakta yarar var. Hükümet eğer öncelikleri karıştırmaya devam etmez ve bütün enerjisini AB'den tarih alanında harcarsa, unutmayın, Türkiye'yle AB arasında gelecek yıl müzakereler başlayacak. Böylece her konuda Avrupa standartları ve onlara uyum gündeme gelecek.
Eğitim de bunların başında.
O zaman aceleye ne gerek var?
Üniversite düzenini, ilk ve orta öğretimi, eğitimin çerçevesi içinde din eğitimini, bütün bunlara AB perspektifini de hesaba katarak yaklaşmak isabetli olmaz mı?
Biliyorum, çok şey söylenebilir.
Seçilmişler - atanmışlar tartışmasından 'militan demokrasi'ye, demokratik rejimlerde çoğunluk - azınlık konusundan egemenliğin kullanımına kadar herkes kendi meşrebine göre değişik düşünceler üretebilir. "Türkiye'yi kim yönetiyor? Hükümet mi, başka güç odakları mı?" diye sorgulayabilirsiniz. Bunların çoğunda doğruluk payları hiç kuşkusuz vardır.
Ama bir gerçek yine değişmez:
Türkiye gerilmiştir!
Oysa Türkiye'nin böyle bir lüksü yok.
Bu gerilim sivilde olsun, askerde olsun birtakım marjinal odaklarca demokratik rejimi kundaklamak için kullanılmak isteniyor. Bu odaklar karşısında makulü normalde arayanların elleriyse, eğer bu gerilim devam ederse zayıflar.
Fren yapma zamanıdır.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|