|
 |
|
|
İşkence ve Amerikan iç politikası
Abu Ghraib Cezaevi'ndeki işkence görüntüleri, Amerikan demokrasisini büyük bir sınavla karşı karşıya bıraktı.
Meselenin, altı - yedi askerin yoldan çıkmasından ibaret olmadığı ve bu bakılması güç fotoğrafların, geri planda çok daha sistemik bir sorunu yansıttığı artık aşikar.
ABD'deki çeşitli aktörlerin, bu sorunun aşılması sürecinde izledikleri ve izleyecekleri tavır, kendi kişisel ve kurumsal imajlarını ya da siyasi kaderlerini etkileyebilecek. Ancak bu fotoğrafların bir yandan tüm dünyadaki Amerikan imajına, bir yandan da Amerikan halkının vicdanına bıraktığı lekenin silinmesi, Amerikan demokrasisinin bir bütün olarak önündeki sınavı geçebilmesine bağlı.
Sınavın sonucu, ABD toplumunun olaya tepkisinden, bu tepkinin siyasi yansımalarından ve medyanın konuyu ele alış biçiminden doğrudan etkilenecek. Sonucu belirleyen, yürütme, yasama ve yargı kolları ile devletin atacağı adımlardaki insaniyet, şeffaflık ve kararlılık ölçüsü olacak.
Fotoğrafların ardından
İşkence fotoğrafları, bir yanıyla Irak Savaşı'na ilişkin çok daha geniş bir tartışmayı boyutlandırdı; bir yanıyla da, Irak'taki başka cezaevleri ve kamplar ile, Küba'daki Guantanamo ve Afganistan'daki Bagram üslerinde bulunan tutuklulara yönelik kötü muamele iddialarını canlandırdı.
Abu Ghraib'de çekilmiş, kimileri bugüne dek gördüklerimizden daha da dehşet verici başka fotoğraf ve video filmlerin olduğu, bunların Bush yönetimi ve ABD Kongre üyeleri tarafından görüldüğü biliniyor. Bir söylentiye göre, Bagram'da çekilmiş ve Abu Ghraib görüntülerini "nispeten masum" kılacak bir video film de yönetimin elinde.
Mevcut fotoğraf ve filmler, bundan böyle kamuoyuna yansısa da yansımasa da, artık kuşku götürmeyen şey şu: Amerikan devleti ve medyası, bir dizi bağımsız kuruluşun, Guantanamo, Irak ve Afganistan'daki ABD personelinin yaptığı hak ihlallere ilişkin raporlarına, uzun süre ilgisiz kalmakla büyük hata yaptı.
Şimdi bu hatadan dönülüyor. Abu Ghraib'de olan bitene tepki duyan bir ABD'li asker sayesinde patlayan skandal, Amerikan medyasında geniş yer buldu ve kamuoyunun tepkisi, Kongre'yi harekete geçirdi. Demokrat olsun Cumhuriyetçi olsun birçok etkili Kongre üyesi, Bush yönetimini, meselenin derinine inmeye zorluyor.
Konuya tepkisi ilk başta çok cılız kalan Başkan George W. Bush bile, ihlalleri "istisnai bir olay" deyip geçiştiremeyeceğini, sadece fotoğraflarda görülen askerler ile Abu Ghraib Cezaevi'nden sorumlu bir iki üst düzey subayın yargılanıp cezalandırılmasının sorunu çözmeyeceğini anlamış görünüyor.
Bush, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in istifa etmesi yönündeki taleplere karşı çıkarken bir yandan da, "bir daha asla böyle ihlallere meydan verilmemesi konusunda hem yönetimin hem de ordunun kararlı olduğunu" ilan etti.
Bu kararlılığın gereği, Irak, Afganistan ve Guantanamo'daki tutukluların durumlarının incelenmesi, her türlü ihlal iddiasının üzerine gidilmesi ve tutuklularla muhatap asker, askeri polis ve istihbarat personelinin, Cenevre Konvansiyonu'na uygun sorgu yöntemleri uygulamaları konusunda kesin biçimde uyarılmasıdır. Yönetim kaynakları, şimdi her üç adımın da atılacağını söylüyorlar. Hem ABD hem de dünya medyasının dikkatinin, bu adımların atılıp atılmayacağında olacağından kuşku yok.
Yeni iddialar ve Rumsfeld
Medyanın ve Kongre'nin konuya ilgisi, Pentagon'un resmen onayladığı sorgulama yöntemlerini gün ışığına çıkardı: 72 saate kadar uykusuz bırakma, 45 dakikaya kadar zor pozisyonda bekletme, 30 güne kadar tecrit ve benzeri uygulamaların, meşru sorgu teknikleri olarak kullanıldığı anlaşıldı.
Oluşan kamuoyu baskısı, ilk olumlu sonucunu Irak'taki birliklerin komutanı Korgeneral Ricardo Sanchez'in, bu aşırı sorgu tekniklerini geçen perşembeden itibaren yasaklaması ile verdi. Şimdi ABD medyası, insan hakları örgütleri ve Kongre'nin bazı ağır topları, Bush yönetimini, bu teknikleri her yerde yasaklamaya çağırıyor.
Öte yandan, gazeteci Seymour Hersh, "The New Yorker" dergisinin bugün piyasaya çıkacak sayısında, aşırı sorgu tekniklerinin sadece kamuoyuna yansıyan listeden ibaret olmadığını öne sürdü.
Hersh'ün makalesine göre, Rumsfeld ve istihbarattan sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Stephen Cambone, 2003 yılında verdikleri gizli bir talimatla, El Kaide üyelerine uygulanagelen aşırı sorgu tekniklerinin, Irak'ta da kullanılmasına yeşil ışık yaktılar. Bu aşırı tekniklerin kapsamı ve amacı, Hersh'ün şu cümlelerinde özetleniyor:
"Eski ve şimdiki bir dizi Amerikan istihbarat yetkisiyle yapılan söyleşilere göre, istihbarat camiasında 'Copper Green (Bakır Yeşili)' dahil bir dizi kod adla bilinen Pentagon operasyonu, Irak'taki büyüyen ayaklanmaya ilişkin daha fazla istihbarat toplanması çabası çerçevesinde, Iraklı tutuklulara fiziksel baskıda ve küçük düşürücü cinsel muamelede bulunulmasını teşvik etmiştir."
Pentagon Sözcüsü Lawrence Di Rita, haftasonunda Hersh'ün makalesine tepki gösterdi ve Savunma Bakanlığı'nın hiçbir yetkilisinin, Abu Ghraib fotoğraflarına yansıyan türden ihlallere yol açabilecek bir programı onaylamadığını bildirdi. Ancak "Copper Green" operasyonuna ilişkin tartışmanın önümüzdeki günlerde, Rumsfeld'in koltuğunu yeniden sarsacak bir yoğunlukta sürmesi sürpriz olmayacaktır.
Bush'un siyasi düşüşü
Yukarıda Hersh'ten alıntıladığımız cümlenin önemli yönü, Abu Ghraib ile Irak Savaşı'nın bütünü arasında bağlantı kurmasında. Zira "Copper Green" operasyonuna ilişkin iddia doğru olsa da olmasa da, gerçek olan bir şey var ki, Bağdat'ta çekilen işkence fotoğraflarını boşlukta bir olgu gibi, siyasi bağlamından bağımsız düşünemeyiz.
Bu fotoğrafların, ABD'nin Irak'taki 'karanlık emellerini' yansıttığını söylemek nasıl akılsız bir demagojiden ibaretse, bu fotoğrafların, mevcut Irak resmiyle hiçbir bağlantısı olmadığını savunmak da körlük olur.
Nitekim ABD halkı, kafasında bu bağlantıyı kurdu ve fotoğrafları gördükten sonra, Bush'a desteğini belirgin biçimde azalttı. "Newsweek" dergisinin cumartesi açıkladığı anket, Bush'a desteğin yüzde 42 ile bugüne kadarki en alt düzeyine indiğini gösteriyordu; Bush'un Irak politikasını onaylamadığını söyleyenler ise yüzde 57'ye çıkmıştı.
Gerçi Demokrat rakibi John Kerry, bu gidişi henüz net biçimde kendi lehine çevirebilmiş değil ama, Abu Ghraib skandalıyla belirginleşen trendin iki siyasi mesajı var. İlki, bu trend değişmezse Bush kasım seçimlerini kaybedecektir; ABD'nin yakın tarihi, seçim yılında destek oranı yüzde 50'nin altına inen başkanların sandıkta yenildiğinin örnekleri ile dolu. İkinci mesaj, Irak'taki durumda belirgin bir iyileşme sağlanamazsa, savaşın Amerikan seçmeninin oyunu, bugüne kadarki tahminlerden çok daha fazla belirleyeceğidir.
Irak meselesinin, Abu Ghraib skandalının ötesindeki boyutları ile, ABD iç politikasını nasıl etkilediği ise bir başka yazının konusu.
ycongar@erols.com
|
|
|

|