|
 |
|
|
Devletçi futbol
"Futbol bir keyif değil artık. Ekonomi her şeyin önüne geçti. Futbolun özü sakatlandı. Para artık her şey". Futbolseverlerden son zamanlarda en çok duyulan şikayet bu. Ama Türkiye'de durum aslında biraz farklı. Ülkenin üretim açısından en güçlü, kişi başına düşen gelir açısından en yüksek ortalamaya sahip şehirlerinin temsilcileri yavaş yavaş futbol ekonomisinden çekiliyor.
İzmir'in bırakın Süper Lig'i, 2A'da bile takımı kalmayacak neredeyse. Göztepe ve İzmirspor 2B'ye indi. Altay ve Karşıyaka'da seneye dönük bir yatırım sinyali yok. Kocaeli çıkamadı, Bursa düştü, Adanaspor 2A'ya, Demirspor 2B'ye indi. Her maç trinbünleri dolduran gece maçı oynayan Eskişehir 2B'de. Antalya ortalarda yok, Mersin düşmekten zor kurtuldu. Üç büyükler şehirlerüstü onları saymayın. Tek İstanbul takımı İstanbulspor düşmekten zor kurtuldu.
Ancak öte yandan neredeyse hiçbir şey üretmeyen Ankara'nın 3. temsilcisi de Süper Lig'de. Ülkenin terör dışı sebeplerle en çok göç veren bölgesi Doğu Karadeniz 4 temsilciyle Süper Lig'de. Bu tabloya bakıp para futbolu çok bozdu mu demek doğru olur, yoksa politikanın benzer yoğun etkileri olduğu mu söylenmeli?
40 puanla düşmek
Fanatik'ten, Hakan Can'ın ilginç bir tespiti var. Süper Lig'de son 6 hafta puan durumuna göre bir lig yapılsa Bursaspor ve Akçaabat Sebatspor bizi Şampiyonlar Ligi'nde temsil edecek. İstanbulspor ise UEFA Kupası'na katılma hakkı kazanıyor. Geçen yıl Elazığspor ve Bursaspor'un benzer bir son düzlük atağı olmuş, iki takım da ligde kalmayı başarmıştı. İki yıl üst üste benzer müthiş çabalar... Ancak bu yıl bu çabanın ortaya koyduğu tablo akıl dışı bir hal aldı. Bursaspor 40 puanla maç başına 1.2 puan averajıyla küme düştü. Maç başına 1.2 puan averajı, İngiltere Premier Ligi'nde 12. sıraya denk geliyor. Southampton, Bursa ile benzer bir performans göstererek düşme sınırının tam 6 sıra üzerine çıkmış. Almanya'da 1.2 puan ortalaması tutturan Hansa Rostock ise lig 9.'su şu anda. Aynı ortalamayla Chievo da, İtalya'da aynı sırayı yakaladı. Hollanda'da RKC 11., Portekiz'de de Beia Mar aynı sırada. İspanya'da Zaragoza aynı ortalamayla düşme hattının 4 sıra üzerinde.
Dengesiz durum
Avrupa'nın vasat ve üstü liglerinde sezon 34 ya da 38 maçta tamamlanıyor. Üst düzey futbolun klasmanı 20 ya da 18 takımla yapılıyor. Yunanistan gibi küçük ülkelerde 16 takımlı ligler de mevcut. İskoçya 12, İsviçre ise 10 takımlı ligler düzenliyor. Böyle olunca puan karşılaştırmaları her şeyi ortaya koymuyor. Ama ortalama puana baktığınızda, 1.2 ortalamalı İstanbulspor ve Bursaspor bu hattın altında üstünde olmasına benzer bir durum hiçbir yerde yok.
Bu durumdan art niyetli yorumlar çıkarmayalım. Bir seferlik böyle dengesiz bir durum çıkmış, ligin dengesi kaymış diyebilir miyiz peki? Bunu söylemek mümkün değil, çünkü şampiyonların puan ortalaması karşılaştırması gayet normal görünüyor. Fenerbahçe 2.1 puanla şampiyon olmuş. Ekstra işler yapan iki takım Milan ve Arsenal 2.4'ü tutturmuş, ama mesela Bremen 2.2'de... Lyon ve Valencia 2.1. Avrupa'da Fenerbahçe ortalama bir puan averajıyla şampiyon olmuş. Ama küme düşen takım açık ara Avrupa rekortmeni...
3 puanlı süper ligin geçmişine bakarsak da bu seneki sakatlık görünüyor. Geçen yıl düşen Altay 1 puan ortalamasıyla 2 A'ya yollanmış, bir yıl evvel Rize 1.08'le. Saymaya gerek yok. İsteyen 87 - 88'e kadar inebilir. Sadece 3 puanlı ligin başladığı o yıl, 4 takımın düştüğü 20 takımlı ligde Denizli benzer bir ortalamayla 45 puanla ikinci lige düşmüş.
Lig kaliteli mi ?
Bursaspor'un yarattığı garip rekor bunlarla sınırlı değil kuşkusuz. 40 puanın yanı sıra 0 gol averajıyla küme düştüler. Eğer ligde sıralama puan değil de gol averajına göre yapılsa Bursaspor lig 7.'si olacaktı. Ortalama bir ligde sıfır ya da artı averajı ligin ilk 6 ya da 7 takımının aldığı, diğerlerinin eksiye düştüğünü bilirsiniz.
Bursapor bu tabloyu son sekiz haftadaki performansıyla yakaladı. Oynadığı maçlarda sadece şampiyonluk adayı Trabzon'a yenildi ve düşme hattındaki rakibi İstanbul ile berabere kaldı. O ana kadar 4 kez kazanmışlardı. Son 8 haftada 6 kez galip geldiler. 18 gol atıp 8 yediler.
Şimdi bütün bu tabloya bakıp, ligimiz bu yıl çok kaliteli geçti. Düşen takım bile bakın ne kadar çok puan almış diyebilir miyiz ? Sanmıyorum. Geçtiğimiz haftalarda Fikret Üstenci'nin söylediğini bu hafta Nejat Biyediç tekrarladı: "Bunun benzeri dünyada yok. 40 puanla küme düşülür mü?" Ama bu soru şu şekilde de sorulmalı: "Küme düşen takım nasıl olur da 40 puan alır?"
Serdar Bilgili olsam
Ben Serdar Bilgili olsam ne yapardım düşünüyorum. O kadar ağır küfürler edilse bırakır mıydım? Evet büyük ihtimalle. Yani eğer Bilgili'nin bırakmasındaki gerçek sebep buysa destek vermemek mümkün değil. Ama bir şey daha yapardım. Bu kaosta aday olanların işini kolaylaştıracak bir küçük cümle daha eklerdim yaptığım terk açıklamasına. Bir sonraki seçimde de asla aday olmayacağımı, Hüsnü Güreli'nin de aday olmayacağını söylerdim. Cem Dizdar'ın söylediği gibi "Sezar gibi dönecek" izlenimini beklentisini ve bunların yol açacağı baskıyı ortadan kaldırırdım. Bilgili ancak bunu yaparsa gerçekten küfür nedeniyle bıraktığına bizi ikna edebilir. Ve herkesin işini kolaylaştırır.
De Pedro'nun vedası
Real Sociedad'ın ligde kalmayı garantilediği Malaga maçı bir başka anlam daha ifade ediyordu. Basklar, De Pedro'ya veda ediyorlardı. Anoeta'ya son kez ayak basan milli oyuncu, sezon sonunda serbest kalıyor. Takımın belki de Arconada'dan bu yana en büyük efsanesi, sözleşmesinin bitimiyle takımdan ayrılacağını Southampton ya da Bolton'a gideceğini açıklamıştı. Kulüp, şehir, ülke, onu tutmak istiyordu, ama o "Hayır" dedi. Peki ne oldu ? Forması sahaya serildi, herkes ayakta alkışladı, insanlar ağlayarak hediyeler sundular kaptana. Darısı, Tuncay'ın, Gökdeniz'in başına... Onlar böyle bir veda görebilirler mi?
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|