|
 |
|
|
İslam'da reform!
LUT GÖLÜ, Ürdün
İlgimi çekiyor söyledikleri. "Türkiye'yle herhangi bir sorunumuz yok" diyor. Niçin diye sorunca, "Çünkü Türkiye doğru yolda" yanıtını veriyor. Amerikalı bir öğretim üyesi. İslami çatışmalar alanında uzmanlaşmış. Bugün için en büyük sorununu merak edince kulağıma eğiliyor:
"Dinci faşizm!"
"Yeşil faşizm ya da totalitarizm yani... Peki neden bu konuyu gündeme getirmiyorsunuz?" şeklindeki soruma, Suudileri işaret ederek "Onların yanında böylesine açık konuşmak biraz güç" diye yanıtlıyor.
Lut Gölü kıyısında, çamur banyolarıyla ünlü turistik tesiste birkaç yıldır yapılan ve daha çok Ortadoğu'yla Arap coğrafyasının ele alındığı Dünya Ekonomik Forumu toplantısı. Davos'ta geçen ocak ayında kurulan Yüzler Meclisi'nin ikinci buluşmasındayız. Batı'yla İslam arasında diyaloğu amaçlayan yeni bir platform, laf öğütmek için...
Toplantı konusuna gelince:
İslam, laiklik, modernizm.
Tabii bu çerçevede İslam'la demokrasi ne kadar bağdaşır sorusu...
Tanınmış bir İngiliz üniversitesinden geliyor. Laiklik çerçevesinde Türkiye'den söz açılınca, "Hiçbir yere sığmıyor Türkiye" diyor, "Ne Batı'ya, ne Doğu'ya... Ama tabii haklısınız, Fransız modeline yakınlığı var."
Bizim masadaki tartışma konularından biri:
İslam ve reform!
Kiliseyle devleti, camiyle devleti ayırmaktan söz ederken, "Bir de tabii dinle siyaseti birbirinden mutlaka ayırmak" diye ekliyor.
Bu mu reform?
Bir İngiliz öğretim üyesi, "Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde 18 milyon Müslüman yaşıyor. Hepsi de özgürce ibadet ediyorlar, dinlerini yaşıyorlar" diyor. Yeter mi diye sorup devam ediyorum:
"Yetmeyebilir. Ben dinimi sadece özel olarak değil, bütün hayatımda, kamu alanında da yaşamak istiyorum diyebilir. Devlet işlerinde de İslami esasların geçerli olmasını, yasaların da İslam'a ters düşmemesini isteyebilir. Siyaseti bunun için yapabilir. Bu durumda laiklik ne olacak? Son tahlilde demokrasiye açılan kanalların tıkanması gündeme gelmez mi?"
Ya din yönetmek isterse?
Bakışıyoruz, konu değişiyor.
Laiklik nasıl tarih sahnesine çıktı? Avrupa'daki 'din savaşları'nı anlatıyor İngiliz profesör:
"On altıncı ve on yedinci yüzyılda Avrupa'yı kana bulayan Din Savaşları'ndan doğdu laiklik. Korkunç bir yıkımdı bu savaşlar. Farklı inanç sahipleri birbirlerini tüketemeyeceklerini görünce, bir çare, bir çıkış yolu olarak gördüler laikliği. Birlikte yaşamanın bir çaresi olarak doğdu laiklik. Farklı inançların bir arada yaşamayı öğrenmeleri ve bunun yolu olarak diyalog olayını hayatın içinde öğrenmeleri... Kimsenin kimseye kendi inancını dikte etmekten kaçınması... Ama buna karşılık laikliğin kendisi yirminci yüzyılda bir çatışma konusu haline dönüştü."
Biri konuyu değiştiriyor:
"Irak'ta Ebu Garip Hapishanesi'nde işkence yaptı Amerikalılar. İsrailli danışmanlardan söz ediliyor. İngilizler de yaptı. Ama kimse kalkıp Hıristiyan terörü demedi. Ama bir Müslüman terör eylemine karışsa derhal İslamcı terör damgası, İslamcı terörist vuruluyor."
Yanıt da ilginç:
"Ama o Amerikalı, bu rezil işi yaparken 'En büyük Allah!' diye bağırmıyor. Buna karşılık o El Kaideci, kelle kesip o vahşeti yaparken Allah'ın adını ağzına alabiliyor, Allahüekber diye haykırıyor. Bunu da düşünmek lazım."
İslam'da reform olur mu?
Olamayacağını söylüyor, Körfez'deki bir Arap ülkesinden gelen masa arkadaşımız. Din olarak İslam'ın reforma izin vermediğini, bu bakımdan İslam'ın Hıristiyanlık'tan farklı olduğunu söylüyor.
Ben biraz 'Türkiye deneyimi'nden söz ediyorum. Dinle siyaset arasına kalın bir çizgi çekilmesi, kadın - erkek eşitliğinin sağlanması İslam'da reformu temsil etmiyor mu diye soruyorum. Türkiye'de türban tartışmalarına, özel ve kamu alanı tariflerine giriyoruz. Bir ara dikkatimi çekiyor, laikçi fundamentalizm deyimini kullanıyor. Hissediyorum, 'Türkiye örneği'nden hoşlanmıyor.
Bir başkası söz alıyor:
"Günümüzün sorunlarıyla baş edebilmek, toplumunun ilerlemesine katkıda bulunmak için İslam'ın pratikte değişmesi lazım."
Arapların bir bölümünde, daha doğrusu ülkelerinde devlet ve toplumun 'İslami düzen'e tabi olmasını isteyen Araplar bir savunma mekanizması geliştirmişler. İşlerine gelmeyen her şeyi İslam'a eleştiri diye alıyorlar.
Kolay yol.
Ama hem inandırıcı değil, hem de çıkış yolu sayılmaz kendileri için. Değişim ve reform gündeminin kendini Arap dünyasına da dayattığı bir zaman diliminde, İslam'ın toplum ve devlet düzenindeki yerini gözden geçirmekten başka çareleri yok.
Ama bunun hiç de kolay olmayacağı açık.
Yarın, Arap dünyasında reform, yani değişim konusunu Lut Gölü'ndeki Dünya Ekonomik Forumu toplantısından izlenimlerle birlikte yazacağım.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|