|
 |
|
|
Reform treni!
LUT GÖLÜ, Ürdün
Suudi Arabistan'da kadınların araba kullanması hala yasak... 22 Arap ülkesi var. Toplam nüfus 280 milyon. Arap dünyasında bunca yıldır hala seçimle değişen bir hükümet görülmüş değil.
İşsizlik felaket! Her yıl sahneye 6 milyon insan çıkıyor iş isteyen... Kişi başına milli gelir, dünyada Siyah Afrika'dan sonra en yavaş Arap aleminde artıyor.
Cehalet kol geziyor. 280 milyonluk Arap dünyasında 65 milyon yetişkin insan ve her 2 kadından 1'i okuma yazma bilmiyor. Her yıl Arapçaya çevrilen kitap sayısı yalnızca 330. Yunanistan'dakinin beşte biri kadar. Nüfusun ancak yüzde 1.6'sı internet'e erişebiliyor.
Kadın hakları yerlerde! Temel hak ve özgürlüklerle demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları çıtası çok alçak... Irak Geçiçi Yönetimi'nin Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari'den dinliyorum. "Saddam zamanında, Irak Ceza Yasası'nda tam 112 madde vardı ölüm cezasını öngören" diyor.
Kraliyet Çadırı ağzına kadar dolu. Konu, Arap dünyasında reform. "Kendi sorunlarımızdan dolayı başkalarını suçlamaktan vazgeçelim. Ağzımızdan reform hiç düşmüyor. İyi güzel. Ama aksiyon planı nerede?" diye yakınıyor bir Arap işadamı... "Eğer Lenin hayatta olsaydı, Kuveyt'te yaşamaktan mutlu olurdu. Çünkü devletin ekonomideki ağırlığı öyle ki, sanki sosyalizmin yasaları işliyor. Özel sektörü güçlendirmeden reform olabilir mi?" Bu sözler de bir Arap bankacıdan...
Gilles Kepel'in, İslam dünyasını çok yakından izleyen Fransız siyaset bilimcisinin konuşmasından:
"Arap dünyasında siyasal reformun önünü ancak ekonomik reform açabilir. Güçlü bir orta sınıfın oluşumu şart siyaset liberalleşmenin başlaması için. Avrupa birbirlerinden nefret eden, birbirleriyle ha bire savaşan halklardan meydana geliyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrası önce ekonomide atılan adımlarla birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Avrupa Birliği böyle çıkabildi tarih sahnesine... Bugün bir 'Arap birliği' yok. Çünkü Arap ülkelerinin birbirleriyle her açıdan doğru dürüst hiçbir alışverişi yok. Bu nedenle önce ekonomi... 'Ekonomi, ahmak!' demek içimden geliyor."
Konuşma şöyle bitiyor:
"Arap dünyasında devlet yetkilileri, yönetici elit, reform sözcüğünden fazla hoşlanmıyor. Çünkü kendi ayrıcalıklarının elden gideceğini biliyorlar."
Suudi Prensi Türki El Faysal söz alıyor. Uzun yıllar Suudi Arabistan istihbaratını yürüten, halen ülkesinin Londra Büyükelçisi olan (Yüzler Meclisi'nin de iki eşbaşkanından biri) Prens'in anne tarafının kökleri İstanbul'a uzanıyor. Çat pat Türkçesi var. Reform konusunda belki de en ipe un serici tutumu dillendiriyor:
"Bir ülke için reform olan, bir başkası için yıkım olabilir. Herkese reform uygun olmayabilir. Reform, toplumsal uyuma zarar getirmemeli..."
Bunu belirttikten sonra da "Biz önce Amerikalı dostlarımızdan reform bekliyoruz. Amerikan dış politikasındaki reformu..."diyerek taşı gediğine oturtuyor Suudi Prensi.
22 Arap ülkesini temsil eden Arap Ligi'nin Mısırlı Genel Sekreteri Büyükelçi Amr Musa da son noktayı koyuyor:
"Filistin sorununa hakkaniyete uygun ve adaletli bir çözüm bulunmadıkça, bu bölgede hiçbir şey olmaz."
İşin özü bu.
Ama aynı zamanda özrü, eski deyişle bahanesi de bu. "Ortadoğu'da statüko"nun bin yıllık dayanağını, Filistin sorunu ve İsrail oluşturuyor. Bu coğrafyada bütün kötülüklerin, geri kalmışlığın üstü bu perdeyle, Filistin sorunuyla ve 'dış düşman'la örtüldü.
Bugün de öyle.
Ama bugünün dünden bir farkı var. Artık değişim ve reform Arap dünyasının gündemine girmiş durumda. Hiç olmazsa konuşuluyor. Bu da 11 Eylül farkı denebilir. Ya da reformu Ortadoğu'nun gündemine Irak Savaşı ve Saddam'ın devrilmesi soktu.
Ancak, bu açıdan da bir yıl öncesine göre bir farklılık var. Dünya Ekonomik Forumu'nun bir yıl önceki Lut Gölü toplantısında işin bahanesi arka plandaydı. Değişim ve reform sözcükleri daha ciddi, daha niyetli bir üslupla dile getiriliyordu.
Bu yıl öyle değil.
Ne değişti bir yılda?
Başkan Bush yönetiminin inandırıcılığı... Büyük bir darbe yemiş durumda. Irak'ta bir yıldır çözülemeyen güvenlik sorunu ve özellikle Ebu Gıreyb işkencesi Amerika'nın 'moral otoritesi'ne ölümcül bir darbe indirdi. Başkan Bush'un Arap aleminde neredeyse sıfırlandığı söylenebilir.
Bir yıl önce Lut Gölü kulisinde Amerikalı yetkililerin, Dışişleri Bakanı Powell'ın ya da Irak İşgal Yönetimi'nin başı Paul Bremer'in havası başkaydı. Bu yıl öyle değil. Başlar öne eğik! Bir yıl önceki iyimserlik havası bugün dağılmış. Kaygı ve belirsizlik havası ağır basıyor.
Başkan Bush yönetiminin bugüne kadar Irak'ta güvenliği sağlamakta ve Filistin'de Şaronizm'i gemlemekte çektiği başarısızlık çizgisi, Ortadoğu'da istikrar ve reform konusunu çıkmaza itmiş durumda.
Evet, bu topraklardan reform treni geçmediği sürece terör de, şiddet de, işkence de bitmez bu coğrafyada. Ama Bush - Rumsfeld ikilisi iş başında kaldığı sürece de reform treninin, ne kadar çuf çuf ederse etsin, bu istasyondan hareket etmesi yakın ihtimal gözükmüyor.
Siz bu satırları okurken, ben Lut Gölü'nün öbür yakasına geçip Kudüs'e varmış olacağım.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|