Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 20 Mayıs 2004 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Barış uzak mı?

DOĞU KUDÜS

Filistinli bir gazeteci. American Colony Oteli'nin taş avlusunda, zeytin ve narenciye ağaçlarının arasında sohbet ediyoruz. Orta yerdeki çeşmenin şırıltısına ikindi ezanı karışıyor.
İsmi, Jack Khazmo.
Köklerini merak ediyorum.
Suriyeli Ortodoks olduğunu belirterek başlıyor söze. "Bende Türklük de var" diyor gülerek, "Büyükannemle büyükbabam Osmanlı vatandaşıymış. Suriyeli Ortodoksmuş ikisi de. Beyrut'ta yaşarlarken, 1915 Ermeni olaylarında Kürtler tarafından öldürülmüşler. Türkler değil, Kürtler..."
Cemal Paşa'nın adı geçince yüzüme bakıp gülüyor, şöyle bir elimi tutuyor nedense...
"Babaannem Ermeni'ymiş. Halen anne tarafımdan bazı Ermeni kuzenlerim İsveç'te yaşıyorlar" diye anlatmaya devam ediyor, "1915'teki Ermeni katliamında Lübnan'da yaşayan 250 bin civarında Suriyeli Hıristiyanın öldürüldüğü söylenir. Babam üç yaşında, annem bir yaşındaymış yetim kaldıklarında. İlk kez yetimhanede tanışmışlar. Büyüyünce evlenip 1930'larda Kudüs'e göç etmişler."
"Peki, sen kimsin?"
"Ortodoks bir Filistinliyim. 1951 yılında Doğu Kudüs'te doğdum. Beyrut'ta kimya tahsil ettim. İsrail devletinin vatandaşı değilim, hiç olmadım. Rahmetli annemle babamın Lübnan pasaportu vardı öldüklerinde... Benim hem İsrail hem Ürdün kimliğim var. Ürdün üzerinden yurtdışına gidince Ürdün pasaportu kullanıyorum. İsrail üzerinden gidersem, üstünde Ürdün vatandaşı yazan geçici seyahat belgesiyle çıkış yapıyorum. Biraz karışık değil mi?"
Dinliyorum:
"Doğu Kudüs 1967'deki 6 Gün Savaşı'nda İsrail tarafından işgal edildiği zaman 16 yaşındaydım. Annem babam kesin kararlıydılar, bir daha göçmen olmak istemediler. Bu toprakları vatan seçmişlerdi. Tutunduk burada... O gün bugündür bu toprakları terk etmedik. Üç kızımı da burada büyütüyorum."
Haftalık bir siyasal derginin sahibi ve genel yayın yönetmeni. İsrail askeri sansüründen, dağıtım konusunda İsrail'in çıkardığı engellerden şikayet ediyor. Belleğinde iz bırakan acılarını soruyorum.
Birini anlatıyor:
"1988 yılı olmalı. Karım hamileydi. İsrail'in askeri kontrol noktalarından birinde bir çocuğun dövülmesine isyan etmiş, mani olmak istemişti. Bunun üzerine o da dövülmüş, 48 saat gözaltında tutulmuştu. Çıkınca doğru hastaneye koştuk. Ama çocuğumuzu kurtaramadık, düşük yaptı."
Askeri kontrol noktalarının artık tam anlamıyla bir işkenceye dönüştüğünü, bundan bir süre önce altı kilometrelik yol gidebilmek için üç saat bekletildiğini anlatıyor. "Doğu Kudüs artık İsrail'in umurunda değil" diyor, sosyal hayatın öldüğünü, güvenliğin büyük sorun olduğunu söylüyor.
Ya barış?
Uzak olduğu kanısında...
"Yeter artık! Yeterince acı çektik. Oturalım, el sıkışalım demeyecek mi Filistinlilerle Yahudiler? Böyle bir gün yakın değil mi?"
Yanıt kötümser:
"Barışı istemeyen taraf İsrail... Hele Şaron hiç istemiyor. Şaron samimi değil. En ufak bir inandırıcılığı yok. Bir taraftan verirken öbür taraftan almak istiyor. Gazze'den çekilme planı da bu Şaron'un... Vuruşarak ve zamana yayarak çekilmek istiyor. Zafer kazanmış gibi çekilmek istiyor Gazze'den. Ehud Barak'ın Güney Lübnan'dan çekildiği gibi değil. Bu arada Gazze'de Filistinliler uslu çocuk olurlarsa, Batı Şeria'da da duruma bakarız demeye getiriyor. Şimdi de Gazze'de, Refah'ta savaş suçları işliyor, insanlığa karşı suç işliyor Şaron..."
Kendi soruyor:
"Barış ne zaman mı gelir?"
Kendi yanıtlıyor:
"Araplar ancak birlik olduğunda gelebilir gerçek barış..."
Bütün bunları söyledikten bir cümle daha ekliyor. Belki gerçek daha çok bu son cümlesinde yatıyor. Çünkü bu, yalnız İsrail'i değil, Filistin tarafını da kapsıyor. Bana daha içtenlikli geliyor bu son cümlesi:
"Barış için hakikaten cesur liderlere ihtiyacımız var. Bu topraklarda ancak yürekli olanlar barış yapabilir. Bence en büyük eksiğimiz bu..."
Trajediye doymayan bu topraklarda tarafların özlemlerini ve de gerçekleri birkaç gün daha yansıtmaya çalışacağım.

h.cemal@milliyet.com.tr







Taha AKYOL
Atatürkçülük tartışması

Çetin ALTAN
Atıp tutmanın göbek taşında, trompet solo...

Melih AŞIK
DSP: Eski hamam

Fikret BİLA
Sezer'in tanımı

Hasan CEMAL
Barış uzak mı?

Yılmaz ÇETİNER
Türkçemizin şeyine şey etmeyelim!

Güneri CIVAOĞLU
Eylül'e dikkat

Hurşit GÜNEŞ
Siyasal partilerde kırılma: 1) AKP

Doğan HEPER
'Adalet mülkün temeli' ama...

Mehmet Y. YILMAZ
Gerçek saldırı Milliyet'in temsil ettiği değerlere

Hasan PULUR
Bir teşekkür bile ödüldür...

Derya SAZAK
CHP'de muhalefet

Yaman TÖRÜNER
Müsteşarın tespitleri ve önerileri

Güngör URAS
Neslihan 'marka' idi, şimdi 'yönetici'

Serpil YILMAZ
Coca - Cola'nın üç ağası!

M. Ali BİRAND
Türkiye, AB'ye çok kazandıracak (2)

© 2004 Milliyet