Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Mayıs 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Höt denen her çocuk sünepe olmaz

Bir araştırma hangi marka otomobil satın alınacağına bile yüzde 67 çocukların karar verdiğini gösteriyor. Ben şimdi, yuh o otomobili kullanan babanın kalıbına diyeceğim, ayıp edeceğim!


Berk iki yaşında falandı. Markette alışveriş yapıyoruz. Diş macununa uzandım. Berk başka marka bir diş macununu eliyle göstererek tepinmeye ve avaz avaz o markanın adını haykırmaya başladı.
Aman tanrım! Bu çocuk okuma- yazma mı biliyor? Nereden biliyor? Üstelik adını haykırdığı marka gayet İngilizce! Hadi diyelim Türkçe okuyor, ecnebice de mi okuyabiliyor? Telaffuzu ne ara halletti? İleri zekalı bir kuzenim var demek ki! Kabusa bakar mısınız? Deli dahi bir kuzen! Ah benim zavallı sülalem.
Raflar arasında dolanmaya devam ettik. Bakalım bizim minik Einstein başka hangi ürünleri logosundan tanıyor, o logoyu görünce adıyla sanıyla şıppadanank markayı söyleyiveriyordu?
Size bir şey söyleyeyim mi? Bir dolu markayı tanıyordu. Üstelik bazılarını hakiki hislerle seviyordu. O sıralar -ne tuhaf günlermiş onlar!- hiç televizyon izlemiyordum. Bu yüzden Berk'in neyi, niye sevdiğini hiç anlamadım. Hâlâ da bilmem, o dönemde Berk'in elinin gittiği o ürünlerin reklamları nasıldı?
Fakat şimdi biliyorum. Ben de mütemadiyen televizyon izleyen çocuk ruhlu bir kimseyim diye değil. Yani yalnızca ondan değil. Şimdi de Efe var. O da iki yaşında ve ben bazen onunla birlikte televizyon izliyorum diye.
Efe mümkünse reklamların bir salisesini kaçırmak istemiyor. Hele de bir reklamda robot gibi ya da uçuşan mor yaratıklar gibi şeyler varsa, değmeyin keyfine... Bayılıyor. Ve sonra da işte, ailesi bu reklamlardaki markaları alsın istiyor.
Ve biliyorsunuz, zamane çocukları kadar zamane anne-babaları da bir harika. Yoksa acayip mi demeliyim? "Ne anlarsın sen bacaksız! Sus bakayım, otur orada, bekle ufaklık"... Yok öyle!
İstediği alınmadı diye çocuğun kimyası bozulmaz, merak etmeyin
Çoğu aile gidip veletin istediği o markaları alıyor. Aman çocuğumuz bunalım yapıp depresyona neyin girmesin, büyüdüğünde "Siz bana şunu almamıştınız, ben işte o yüzden şu şu psikolojik bozukluklardan mustaribim" deyip çemkirmesin diye...
Şaka değil. Araştırmalar, hangi marka otomobil satın alınacağına bile yüzde 67 çocukların karar verdiğini gösteriyor. Ben şimdi, yuh o otomobili kullanan babanın kalıbına diyeceğim, ayıp edeceğim!
Ben sizi tutmayayım, buyrun reklamcılara etik anlatın
Aslında bu da bir trend işte. Çocuğu merkeze koyan yeni kentli aile modeli. Fakat sırf çocuğun gönlü olsun diye onun istediği marka otomobil, buzdolabı, diş macunu almak... Çocuğunu ihmal etmek kadar kötü değil mi, böyle bir ihtimam? Mutlu aile ortamı, ilgi-sevgi tamam da; çocuğun her arzusu rica, her ricası emir telakki edilir mi canım? Çok saçma!
Çocukların reklamların hedefi haline gelmesi, ürünlerin çocukları tavlayacak şekilde tasarlanması tabii en bi'saçma! Fakat ne yapalım? Şu piyasa koşullarında üreticilere, reklamcılara çocukların hisleri üzerinden ticaret yapmanın ayıp olduğunu mu anlatalım, etikten mi bahsedelim?
Ben sizi tutmayayım; siz buyrun bahsedin. Belki sizi dinlerler.
Eliniz değmişken anne-babalara da her arzusu karşılanan çocukların büyüdüklerinde doyumsuz, mutsuz ve asosyal olduklarını, hayatlarına azıcık heyecan getirmek için Rus ruleti oynamaya kalkıştıklarını söyleyiverin.
Eğer çocuğa oyuncak ya da kıyafet, yani onu direkt ilgilendiren bir şey satın almıyorsanız, alışveriş esnasında "Sen karışma ufaklık" dediniz diye büyüdüğünde ezik, sünepe, pısırık falan olmaz yani evladınız. Abartmayınız.

Kaz gelecek yerden 9 ay 10 gün esirgenmez

Trend avcısı Marian Salzman buyurmuş: Kadınlar şu kariyer hikayesinden sıkıldı. Artık evde oturmak, mümkünse çocuk mocuk da bakmadan, ev işi yapmadan yaşamak istiyorlar.
Milliyet'te Nevsal Elevli'nin haberini görünce, ben de şu hayatta ilk kez kendimi trendy hissettim, sevindim.
Evet efendim, kadınlar evde oturmalı. İlle de çocuk seveceklerse mümkünse arkadaşlarının, tercihen bir bakıcısı olan çocuklarını sevmeliler. Buyrun işte, dön dolaş yine geldik Efe'ye.
Efe'yle birlikte müzik kanallarını izliyoruz. Annesi eski "müzikçi" olduğu için çocuğa da öğretmiş. Daha melodi başlar başlamaz şarkıcının adını söylüyor Efe. Müthiş eğlenceli. Biritni Şipiys'den Yiydiz Tiybe'ye tanımadığı yok.
Ama daha mühimi şu ki; test edildi, onaylandı: Efe, sadece Efe değil, 2-3 yaş civarı çocuklar hangi şarkıyı beğenir, hangisinde durduğu yerde sağa sola yalpalayarak dans ederse, işte o şarkı kesinlikle çok popüler oluyor.
Yani her reklam ajansının ve her müzik şirketinin en az bir tane 2-3 yaşlarında eleman istihdam etmesi gerekiyor artık. Başarının sırrı hesabı...
Ki ediyor olabilirler. Belki Serdar Erener'in yanında çalışıyordur bir tane. Zira hatırlıyorum da, Nil Karaibrahimgil röportaj esnasında laf arasında albüm çıkmadan önce şarkıları çocuklara dinlettiklerini söylemişti sanki.
Madem yeni trend kadınların kariyerlerini bırakıp evde sefa sürmeleri... Ve madem artık ailenin merkezinde çocuk duruyor, alışverişte kararları o veriyor...
E o zaman annenin yerine çocuk kariyer yapsın. Girsin bir ajansa çalışsın, para kazansın.
Vallahi iyi fikir! Kaz gelecek yerden 9 ay 10 gün esirgenmez. Ben de mi çocuk doğursam acaba?

"Çocuklardan birçok şey öğrenebilirsiniz. Sabrınızın sınırlarını mesela..."
Franklin P. Adams

Işığı kimseyi yakmasa bari

Ebru Şallı hamilelikle ilgili bir kitap yazıyor. "Yaşadıklarım anne adaylarına ışık tutsun istiyorum" demiş. Yaşadıkları? Işık?
"Sekiz ay boyunca 240 kilo kivi yedim" demişti mesela. "Öyle iyi beslendim ki bebek gelişimini sekiz ayda tamamlayıp doğuverdi" de demişti. Yaşadıkları ve yansıtacağı ışık bunlar olsa gerek.
Oysa bazı doktorlar Şallı'nın önerilerini eleştirdi ve hatta "Kivi-can" adını taktıkları bebekte (Allah saklasın) zeka geriliği olabileceğini söylediler.
Memlekette bir dolu kitap toplatılıyor, yasaklanıyor vesaire. Şallı'nın kitabı toplatılmasın tabii. Yasaklanmasın da... Ama Ebru Şallı gibi zayıf olmak, hamilelik sonrasında da böyle kalmak isteyen öyle çok kadın var ki. Ve sadece bir kişi bile bu kitaptaki önerilerden olumsuz etkilense... Bir bebeğin hayatı, sağlığı söz konusu. Telafisi mümkün olmayan bir sonuç ortaya çıkabilir yani.
Bu tür kitapların başına bir uyarı belki, ne bileyim "Sağlığa zararlı olabilir" gibi bir ibare konamaz mı?

Beyninin çatı katı sağlam kalmış

Einstein'ın son yıllarını beraber geçirdiği sevgilisi Johanna Fantova meğer bir günlük tutmuş. Bu günlük de tesadüfen ortaya çıkmış. Einstein, o büyük adam, işte bu günlüğe göre; gelene gidene ağrılarından dert yanan bir ihtiyara dönüşmüş son günlerinde. Memleketi Almanya'yı özlüyor, unutulmaktan şikayet ediyormuş. Ama beyninde bir yer, çatı katı hep sağlam ve neşeli kalmış belli ki.
Bakın sevgilisine yazdığı şu şiire:
Uzun sessizliğin yordu beni
Bu şiir, sana olan duygularımın
Beynimin çatı katında
Sapasağlam oturduğunu göstermek için...

tubaakyol@milliyet.com.tr





CUMARTESİ
Fener, Trabzon'u geçti ama Pierre, Gökdeniz'i geçemedi
Mezuniyet balosunda ne giymeli?
İlk kez araba kullandığında 4 yaşındaydı
En özgürlükçü giysi
Tarihi hastane apart otel olacak
Festivalin "çıplak ayaklı" kumpanyası
Geceler soğuk gündüzler yağışlı
"Harikalar diyarı" Türkiye
Telin üstünden Monako Sarayı'na
Radikal Kitap üçüncü yaşını kutladı
Güneşle birlikte saçlarınız da parlasın
Yeni şarkıları dinleyeceğiz
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
Evet





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
© 2004 Milliyet