Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 21 Mayıs 2004 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Geri gel, beri gel

Şekil Şartı / Deniz Taner

21 Şubat 2001 günü başlayan, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin muhasebesinin yapılmaya çalışıldığı dönemdi. 2001 Nisan ayı başında İngiltere İstanbul Başkonsolosu Peter Hunt, ESİAD'ı ziyaret etti. Kuşkusuz sohbet ekonomik kriz etrafında dolaştı durdu.
Bu tarz krizleri önlemek için yapılması gereken özelleştirme, yani devletin ekonomi içerisindeki payının küçülmesi, idari reformlar gibi konuları tartışırken Mr. Hunt bana, Thatcher dönemi reformlarının başarılmasındaki sıkıntıları ve reformların sonuçlarını hatırlattı.

Nereden nereye
Thatcher 1979 Mayıs'ında başbakan olduktan bir ay sonra, zamanın Paris Büyükelçisi Sir Nicholas Henderson, göreve veda mesajında bakın ne demiş:
"Avrupalı ortaklarımıza göre gerilememiz o kadar barizdir ki, bugün bırakın bir dünya gücünden bahsetmeyi, Avrupa'da dahi ön safhada değiliz."
Bu ifadeyi teyit eden 1977 rakamlarına göre; İngiltere'nin kişi başı milli hasılası Fransa'nın yüzde 41, Batı Almanya'nın yüzde 46 gerisindeydi.
1970'lerin sonu İngiltere'sinin kasvetli, donuk manzarasını çok iyi hatırlıyorum. Almanya'nın, Fransa'nın pırıl pırıl altyapısı, canlı ekonomisi karşısında İngiltere'de grevler, lokavtlar, hatta Mr. Hunt'ın hatırlattığı gibi, zaman zaman elektrik kesintileri yaşanıyordu.
Eninde sonunda kavga gürültü Thatcher dönemi İngiltere'si reformları başardı; özelleştirmeyi tamamladı, satamadığı iktisadi devlet kurumlarını tavsiye etti, devleti küçülttü, belki de en önemlisi serbest rekabet ortamını oluşturdu. İşgücü piyasalarını bağnaz katılıktan kurtardı.
Sonuçta, İngiltere nüfusuna göre, dünyanın en çok doğrudan yabancı sermaye yatırımı cezbeden ülkesi haline geldi.

Bugünkü durum
2002 OECD rakamlarına göre, İngiltere'nin kişi başına milli geliri, Fransa'nın da Almanya'nın da üstüde.
Satın alma gücü paritesine göre ise İngiltere 28 bin dolar, Fransa 27 bin 200 dolar, Almanya 25 bin 900 dolar ve İtalya 25 bin 600 dolar.
Aradaki farkın kapatılması hatta İngiltere'nin öne geçmesinin temel nedeni, Almanya ve Fransa'nın ekonomik ve sosyal reformları yapamamış olmasıdır.
Reformlara girişemeyen Fransa yönetimi, Almanlarla beraber federatif bir birlik içerisinde "vergi ahengi", "AB ortak sosyal mevzuatı", "tarımın desteklenmesi" gibi sevdaların peşinde.
Vergi ahengi, "Ben vergileri indiremiyorum, sen de arttır" demektir. AB bütününde sosyal mevzuat ise, "Ben kalınlaşan sosyal dokuyu (sclerosis) inceltemiyorum, sen de benim gibi verimsizlik yönünde değiş" demektir.
Bugünkü konjonktürün devamı halinde, 20 - 25 yıl içerisinde Avrupa'nın en büyük ekonomisi haline geleceği düşünülen İngiltere'nin kazandığı esnekliği kaybetmeyi göze almasını ve önümüzdeki ay yeni AB anayasasını onaylaması zor.
Kaldı ki benzeri reformları başarıyla tamamlayan Hollanda da geriye gitmeye razı değil.
Bu gelişmeler, kapısını zorladığımız AB'yi önemli bir kırılma noktasına taşıyor.

ege@milliyet.com.tr




EGE
Bir Emin Alıcı da futbola aranıyor
Mega kent, mega sorun olmasın
Geri gel, beri gel
Yolun ötesindeki karanlık





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


İsmail Özelçinler
Deniz Sipahi
Deniz Taner
Mustafa Tanyeri
© 2004 Milliyet