|
 |
|
|
Uygarlık "görüntüler"de mi, "ayrıntılarda" mı?
TUH tuh tuh, Tanrı nazardan saklasın, maşallah her şey çok güzel, her şey çok iyi; imam hatiplilerimiz takiyeci değil, militerlerimiz hoşgörülü, Avrupa Birliği puanlarımızı artırmada, ekonomik oynaklıklar da doğal... Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş uygarlık düzeyine doğru depara kalkmış durumdayız...
***
Şeytan kulağına kurşun, hepsi çok iyi, çok güzel de; yalnız işte bugün bizim Göztepe'de saat 9 - 17 arasında elektrikler kesiliyor. Yani efendim bizim 13 katlı apartmanda asansörler de çalışmayacak. Bendeniz en tepede Ahmet Altan'la yan yana oturduğumdan; dışarı çıkarken, 220 basamak merdiveni nasıl ineceğim takılıyor aklıma...
***
"Uygarlık görüntülerde midir, yoksa ayrıntılarda mı" sorusu; zaten oldum bittim 80 yıldan bu yana, hiç gündeme gelmedi Türkiye'de...
Kapı ve kapının tokmağı; tokmak bir ayrıntı. Ama kapıyı yapar da, tokmağını yapmazsanız, uygar sayılır mısınız?
Vatanı çok sevmek de yetmez, tokmaksız kapıyı bir uygarlık kanıtına dönüştürmeye...
***
Türkiye'de itfaiye örgütünün araç gereç ve personel sayısıyla bütçesini kimse merak ediyor mu?
Kadiri tarikatıyla, Rıfai tarikatı arasındaki farkları bilmek de; 70 milyonluk bir ülkede, çağdaş uygarlık düzeyine uygun bir itfaiye örgütünün nasıl olması gerektiğini çözümlemeye yetmiyor.
Ülkeyi düşmanlara karşı korumak için, saldırı helikopterlerine ödenmesi planlanan milyarlarca dolar yanında; Türkiye'deki yangınlara karşı itfaiye örgütünün çağdaşlaştırılmasına kaç milyar dolar gerektiği, hiç gündeme geldi mi?
***
Toprakları düşmanlardan korumak oranında, halkı yangınlardan korumak da önemli değil mi?
Ya sağlık örgütümüz, ambulanslarımızın sayısı ve dağılımı...
Meclis tutanaklarını şöyle bir tarayan çıksa da, hiç gündeme gelmemiş konuların bir dökümünü yapsa...
O zaman bütçeden kimlere ne ödendiği ve nelere ne ödenmediği de daha berraklaşır; Üçüncü Dünya'yı gösteren bir röntgen filminin üstüne frakla silindir şapka koyarak, çağdaş uygarlığa bir çırpıda varılamadığı, daha çabuk çıkardı su yüzüne...
***
Üçüncü Dünya'nın çimentosu, nedense hep "sevmek" üstüne atılan nutuklarla karılır...
Vatanı sevmek, bayrağı sevmek, tarihi sevmek, gelenekleri sevmek, dinini sevmek, imanını sevmek, atalarını sevmek, devleti sevmek, milleti sevmek, halkı sevmek, büyükleri sevmek...
Bir sevgi ki, sular seller gibi...
İç ve dış borçların toplamı ise, 170 milyar dolar... İnsanların "yaşam kalitesi" açısından bulunduğu yer ise, Finlandiya'dakinin 96 basamak altında...
***
77 üniversitemize girmeye çalışan, yahut girmiş olan genç kuşaktan bazılarıyla yapılan görsel röportajlarda, gençlerimizin geleceklerine karşı genel bir kaygıları olduğu çıkıyor ortaya...
AB üyesi olan ülkelerde kendi yaşlarındaki gençlerle neden iletişim kurup, konuşmuyorlar ki bu tür sorunları?
***
Geçenlerde lokanta sahibi ünlü bir aşçı dostla konuşuyordum. Lokantasına gelen şıkıdım bir hanıma tanıtmışlar kendisini:
- Lokantanın aşçıbaşısı, demişler.
Kadın, kuruca bir sesle:
- Ya, öyle mi, demiş.
Arkasından da eklemişler:
- Bu lokantanın da sahibi...
Hanımın birden sesi değişmiş:
- Çok memnun oldum, nasılsınız, burasını herkes çok methediyor.
Üçüncü Dünya'da, keman çalan bir müzisyenin değeri, sanatının düzeyiyle değil; çaldığı kemanın markasıyla orantılıdır.
***
Üniversite kuşağının gençleri, Üçüncü Dünya saplantılarından arınmalıdır bendenize kalırsa... Hazine'den geçinmeli üst düzey bir bürokrat olma yanında, evrensel boyutlu ne harika meslekler var yeryüzünde...
Örneğin 5 kıtanın çocuklarını şekerler, karamelalar, oyuncaklarla mutluluğa boğma amacındaki evrensel bir organizasyonda, "dondurma" uzmanı olmak... Yahut pilot olmak... Yahut petrolün yerine geçecek yeni enerji kaynakları üstünde bir otorite olmak... Yahut küçük bir ilçede kuzu dolmasıyla ünlü bir aşçı olmak...
***
Bu sabah elektriklerin kesilmesini önleyecek yeterli kaynak ve uzmanlara da az gereksinme yok hani...
***
Üçüncü Dünya'da resmi makam sahipliği önde gelir; çağdaş dünyada ise, meslek sahipliği...
Mesleğini sevenler çoğaldıkça da; soyut sevgi vurgulamalarıyla, payelenmeye kalkmak azalır...
***
Enseyi karartmayın... 21. yüzyıl, eski alışkanlıklarla saplantıları aşa aşa geliyor... Yerel kurnazlıklara bel bağlayanlar geriye; ne istediğini evrensel kriterlerde bilenler ileriye...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|