Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Mayıs 2004 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
İzmir gibi bir kentte tribünler boş

Satır Arası / Deniz Sipahi

Göztepe de, İzmirspor da düştü. Altay ve Karşıyaka'nın da puan tablosundaki yerleri hiç iç açıcı değil. Yani önümüzdeki sene bu iki takımımızı da zor günler bekliyor.
Düşündüm; bu yıl hiç maça gitmemişim. Televizyonda naklen yayınlanan maçları dahi izlememişim.
Oysa futbolu seven biriyim.
Elimden geldiğince maça gitmeye çalışıyorum. Demek ki, heyecansız, iddiasız kulüplerimiz bir kez dahi olsun beni stada çekememiş.
Eminim İzmir'de benim gibi düşünen on binler var. Bunun Süper Lig ile de ilgisi yok. Geçmişte İkinci lig'de nefesleri kesen bir sezon yaşanırdı.
Karşıyaka ile Göztepe arasındaki o çekişmeli yılları unutmak mümkün mü?
Hatırlayın daha lig başlamadan Türkiye Spor Yazarları Derneği Turnuvası'nda birbirine giren iki takımın taraftarları üçer maç ceza alarak lige kötü bir başlangıç yaptılar. Üstüne üstlük statta yaşanan ölümlü kavga nedeniyle de tüm gözler İzmir'e çevrildi.

* * *

Düşünebiliyor musunuz; günün stresinden kurtulabilmek, tuttuğumuz takıma destek vermek için maça gidiyorsunuz, tam bir savaşın göbeğine düşüyorsunuz.
Küfür, çirkin tezahürat da cabası...
İnanın yurtdışındaki karşılaşmaları gördükçe kıskanıyorum.
İnsanlar tiyatro seyreder gibi maça gidiyor. Ne bir taşkınlık var, ne çirkin bir söz...
Tribünlerdeki kadınların sayısı artacağına giderek azalıyor.
İzmir gibi Türkiye'nin en çağdaş kentine böyle bir fotoğraf yakışıyor mu?
Bence işe önce buradan başlamak gerekiyor.
Futbolun bu çirkin yüzü İzmirliler'in alternatif sporlara daha fazla ilgi duymasına neden oluyor. Futbolda seyirci azalırken basketbolda, motor sporlarında, teniste, voleybolda statlar doluyor.

* * *

İzmirspor ve Göztepe'nin işi bundan sonra biraz daha zor. Naklen yayın gelirlerinin olmaması, vergi ve futbolculara olan borçlar bu iki takımımız için yeni açmazlar.
İkinci Lig B kategorisindeki mücadele bana göre A'dan çok daha çetin...
Karşıyaka diğerlerine göre yeni sezona daha avantajlı girmesine rağmen orada da yaşanan başkanlık krizi bütün hesapları alt üst etti.
Karşıyaka gibi 100 yıla yaklaşan bir geçmişe sahip kulübümüze hiç yakışmayacak olaylar yaşıyoruz.
Cenk Karace, Özer Kırca'yı istifaya davet ediyor; Kırca da Karace'yi bütçeden dolayı suçluyor.
Biri Kulüp Başkanı diğeri Onur Kurulu Başkanı... Normalde her ikisi kafa kafaya verip takımın geleceğiyle ilgili stratejiler üreteceğine yakışıksız bir şekilde kavga ediyorlar.
Anlamak mümkün mü...
Bir yandan Göztepe Kulübü Başkanı İskender Tuğsuz, "Üzgünüz... Gelecek sezon şampiyon olmak için mücadele vereceğiz" yerine "Bizi bu durumu düşüren İzmir kulüpleri utansın" diyebiliyor.
Ne alakası var... Çıkarsın sahaya; takır takır futbolunu oynarsın, gerekli puanları alır, bir başka takımın alacağı galibiyete bakmazsın.

* * *

Futbol bugün dünyada en fazla ilgi çeken şovların başında geliyor.
Bu sektörde milyarlarca dolar dönüyor.
İzmir kulüpleri önce tribünleri dolduracak iddialı takımları nasıl kuracaklarını düşünmeliler. Yani oyunu kuralına göre oynamıyorsanız; ne adınız duyulur, ne de başarılara imza atabilirsiniz.
Mazhar Zorlu, İzmir kulüplerinin bir araya gelerek ortak renklerde mücadele etmesini çok arzu ediyordu.
Bunun için de çok mücadele etti ancak başarılı olamadı. Kökleri ve tarihleri olan kulüplerimizin tek bir çatı altında toplanmasının zor olduğunu kabul ediyorum. Ancak İzmir'in gelecek günlerde de mutlaka bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum.
Kulüplerimizin sağlıklı mali yapılara kavuşabilmesi için sürekli gelirlere sahip olmaları gerekir. Ne yazık ki; hiçbirinin buna benzer bir yönetim modelleri bulunmuyor.
Kişilere bağlı ve kısıtlı bütçelerle bugün liglerde mücadele etmek imkansız.

* * *

Mevcut yönetimler günlük koşuşturmaca içinde geleceğe dönük planlar yapamıyorlar. Oysa İzmir'in eğitim kurumlarıyla yapılacak işbirlikleri, alt yapıya verilecek önem sayesinde kulüplerimiz çok zengin bir insan kaynağına sahip olabilirler.
Geçmişte Türk sporuna önemli yıldızlar kazandıran İzmir'in son yıllarda bu konuda da geriye düştüğünü görüyoruz.
Her zaman söylüyor ve yazıyorum.
Futbola endeksli bir spor bakış açısından da mutlaka kurtulmalıyız.
Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen basketbolda Pınar Karşıyaka yarı final maçları oynuyor. Ben İzmir'in basketbolda, teniste, yelkende, voleybolda, binicilikte, atletizmde çok daha başarılı olabileceğini düşünüyorum.

* * *

Beğenirsiniz beğenmezsiniz; Fenerbahçe son şampiyonluğunu bile gelir getirecek unsurlarla besledi ve birkaç günde forma gelirlerinden milyonlarca dolar kazandı.
Daha şimdiden gelecek sezonun kombine biletleri satılmaya başlanmış.
Bu bir şovsa, gereğini yapacaksınız.
Marka yönetir gibi kulübü yöneteceksiniz.
Dünya bunu böyle yapıyor, ya İzmir kulüpleri?..

* * *

2005 Üniversite Oyunları'nın bu açıdan İzmir için bir şans olduğunu düşünüyorum. Kente gelecek on bin kişi, oyunlar için yetiştirilmeye çalışılan tenis kortları, yüzme havuzları, kapalı salonlar, yenilenen statlar mükemmel bir alt yapının olmasını sağlayacak.
Dilerim, bütün bunlar İzmir'e yeni bir ruh kazandırır. Ben Atatürk Stadı'nın hınca hınç dolduğu, insanların nefes almakta bile zorlandıkları Göztepe Karşıyaka maçını unutamıyorum.
Karşıyaka'nın basketbol birinci liginde aldığı şampiyonluğu unutamıyorum.
Ve yine aynı heyecanları yaşamak istiyorum.

TV'DE TÜRBAN RESTİ ÜZERİNE

İnanmadığınızı nasıl savunursunuz?
Perşembe günkü Milliyet Ege'de "Türban resti" haberini okumuşsunuzdur.
Okumayanlar için kısa bir özet yapayım.
Dokuz Eylül Üniversitesi Münazara Kulübü öğrencileri, ATV'de perşembe geceleri yayınlanan, Ali Kırca'nın sunduğu "Kim Haklı?" programında başarılı performans sergileyerek yarı finale yükselir. Dokuz Eylül öğrencileri, Niğde Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi ve ODTÜ'lü katılımcılarla ekrana çıkması planlanırken, bir sürprizle karşılaşırlar. Dört üniversite arasında, "Türbanla üniversiteye girilsin mi, girilmesin mi?" konusunun ele alınması kararlaştırılırken; kurada ODTÜ ve Dokuz Eylül Üniversitesi'nden türbanı savunmaları istenir.
Birincisi eğer siz üniversiteye türbanla girilmesine karşıysanız bunu nasıl savunabilirsiniz?
İnsan inanmadığı bir şeyle ilgili nasıl konuşabilir?..
Bu işte bir mantık hatası var.
İkincisi hükümetin toplumda yaşattığı gerginliği görüyor musunuz?
Sanki ekonomide her şey düzelmiş, işsizlik rakamları azalmış da kalkıp hiç gündemde olmayan imam hatip liseleriyle ilgili bir konuyu Türkiye'nin önüne getiriyorsunuz. Dikkat etmişsinizdir; 19 Mayıs törenlerinde imam hatipli bir öğrencinin Atatürk'e cevabını içeren bir konuşma tribünlerin yarısından alkış almadı.
Toplumu ikiye, üçe bölmenin bir anlamı var mı? Türkiye eskisinden daha fazla konuşuyor, yazıyor, çiziyor. Bu tür konular zamanı geldiğinde ve kamuoyunun kendiliğinden isteğiyle zaten çözüme kavuşacaktır.

Gelelim ATV'deki yarışmaya...
Ben Ali Kırca'nın programını vakit buldukça izliyorum ve güzel de buluyorum.
Ancak son uygulamayı yanlış bulduğumu söylemeden de edemeyeceğim.
Türban gibi hassas bir konuda, hem de inanmadığınız bir dünya görüşünü öğrencilerden nasıl olur da savunmalarını istersiniz?
Bir başka konu seçersiniz olur biter.

dsipahi@milliyet.com.tr




EGE
İzmir gündeminden notlar
Kilo almak için diyet uyguluyor
Yuh olsun hepimize!
İzmir gibi bir kentte tribünler boş
İHL





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Kutlu Aktaş
Güneş Aynacı
Bülent Buda
Deniz Sipahi
Süha Tanrıöver
© 2004 Milliyet