|
 |
|
|
Silahçıların, müşterileri öldürdüğü anlaşılıncaya dek...
GERÇİ bizim kuşaktan arta kalanlar göremeyecek ama, bakalım "politika" da, ne zaman yitirecek çekiciliğini?
Bugün posta tatarlığına, hamam natırlığına, tahta kaşık ustalığına, gezginci yoğurt satıcılığına, eski ahşap köşklerdeki panjur yapımcılığına, semerli sırt hamallığına, süvari atlarıyla topçu kadanaları için arpa ve saman depoları nöbetçiliğine ne kadar gerek kaldıysa; bir gün "politikacı"lığa da o kadar gerek kalacak.
***
Bundan böyle bir 3. dünya savaşı daha çıkar mı; çıkmaz. Neden çıkmaz, çünkü artık karlı değil dünya savaşları...
Silah üretiminden daha verimli cep telefonu, otomobil, bilgisayar, televizyon vs. üretimi...
Üstelik savaşlarda yüz milyonluk bir mermiyle, yaşasaydı bir milyarlık alım yapacak bir müşteriyi öldürüyorsun.
Modern teknolojinin evrensel çapıyla, küresel ekonominin evrensel rantabilitesi; "politika" hatırına müşteri kıyımından hoşlanmaz.
***
Biliyorsunuz Irak'ta da, Filistin'de de kan gövdeyi götürüyor. 1914 - 70 arasında da, Norveç'ten Vietnam'a kadar kanlı bir siklon yaşandı yeryüzünde...
Hiroşima ve Nagasaki'de patlayan atom bombalarının yanında, Ortadoğu'daki kanlı rezalet, cinayet ve Azrail'li sefalet; korkunç bir tufandan sonra ufak bir sağanak sanki...
Hele ABD'deki başkanlık seçimleri de bir atlatılsın.
***
20. yüzyılın iki büyük yanılgısı oldu:
1- Leninizmi "komünizm" sanmak...
2- Ekonomiyi, politikacıların iradesine göre değişik biçimlerde uygulanabilecek bir mekanizma sanmak...
Petrolün yerini yeni bir enerji kaynağı aldığında ve varili 40 dolarlık bir enerji, aynı güç kalitesini 1 dolara sağlayan yeni bir enerjinin tabanları altında ezildiğinde...
Londra - Sidney arasındaki ulaşım da 1 saatte inince...
Türkiye'deki 19 Mayıs Gençlik bayramlarında, politik kökenli garip ve kırgınlık birikimleri yaratan gerilimler yaşanır mı?
Ama işte politikada ağırlık sahibi olma hırsı, dönemini tamamlayıncaya dek; birtakım tatsız çalkantılar yaşanabilir buralarda da...
***
Laikliğin hamurunu, ekonomi ve mesleklerde evrenselleşme yoğurur.
Okyanusların ticaret ekonomisine sağladığı olanaklarla Avrupa burjuvazisi zenginleşmeye ve teknolojiye dayalı yatırımların önünü açmaya başlamasa; bin yıllık bir Kilise egemenliğiyle "engizisyon"un baskısından kurtarabilir miydi paçasını?
***
Yoksulluğu, ölüm ötesi umutlarıyla, buna öncülük etmeyi üstlenmişlerin mıknatısından, silah zoruyla koparabilme olanağı var mıdır?
Böylesi bir çözümü benimser görünmek, politikanın doruklarına yerleşmeye bir gerekçe arama olarak da yorumlanabilir.
Ve asıl çare, Türkiye'ye yılda en az 20 milyar dolarlık küresel bir yatırımı çekmek ve ekonomide karşılıklı çıkarlara dayalı dış dostluklar arttıkça da, savunma harcamalarını azaltmaya başlamak...
***
Doğal olarak katı bir merkeziyetçilikle, oligarşik bir yapıyı da artık havalandırmak gerek...
21. yüzyılın gelecek kuşakları, önce Avrupa vatandaşlığının, sonra da dünya vatandaşlığının oksijenlerine göre genişletmek zorundalar ciğerlerini...
"Ulus - devlet" modeli de dönemini tamamlamakta, "politika"cılık da...
***
Doğrusu 2104'te şöyle gelip, azıcık görmek isterdim İstanbul'u...
Bakalım haksız yere gönlü kırılmış imam hatipli çocuklarla, laikliği kurtarma sertliğine adaylık koymuş bazı militerlerden neler kalmış geriye?..
***
21. yüzyıl, Üçüncü Dünya'yı da, tek ve çağdaş bir dünyanın içinde harmanlayacak...
Gönül daha yumuşak olmasını isterdi bu değişimin...
Ne var ki, bu değişim de bir hayli çalkantılı ve depremli olacağa benziyor.
Enseyi karartmayın... 21. yüzyılın diliyle anlaşanlar, çok ama çok daha mutlu yaşayacaklar...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|