Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Mayıs 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Troy'un Kuşadası için anımsattıkları

Dünden Bugüne / Sabri Yetkin

On binlerce kişinin rol aldığı, nefis çekimleri olan Troy filmi Anadolu'da geçtiğine inanılan mitolojik anlatıları konu ediniyor.
Bu filmin vizyona girmesiyle, Türkiye'nin uluslararası platformda tanıtımının yapılacağı, binlerce turistin Çanakkale'ye geleceği haberleri basında yer almaya başladı. Truva savaşları Çanakkale'de gerçekleşti. Bu savaştan dolaylı olarak etkilenen bir bölge daha vardı ki, o da Kuşadası ve civarıdır.
Troy filmini kısaca özetleyeyim: Miken, Akha, Argos kralları olan Agamemnon ve kardeşi Menallos, Isparta Kralı'nın kızları Kıytaimes ve Helen ile evlidirler. Truva Kralı Primos'un güçlü oğlu Hektor ile yakışıklı oğlu Paris, Kral Menallos'u ziyarete giderler. Bu ziyaret sırasında Paris ile Menallos'un eşi Helen arasında bir aşk doğar. Truvalı prensler memleketlerine dönerken Helen de sevgilisi Paris'le birlikte Truva'ya doğru yola çıkar. Karısının Paris'le gittiğini fark eden Menallos, eşini geri almak için ağabeyi Agamemnon'dan yardım ister. Bunun üzerine bin gemilik bir ordu hazırlanır. MÖ. 1190 yılında 10 yıl sürecek Truva savaşları başlar. Truvalılar yerleşimlerini başarıyla savunurlar. Agamemnon ve askerleri bu uzun savaştan yılmıştır, geri çekilmeye hazırlandıkları bir anda akıllarına bir savaş hilesi gelir. Donanma planlı olarak Truva kıyılarından çekilir ve karada içi asker dolu meşhur tahta atı bırakırlar. Tahta atı tanrıların armağanı zanneden Truvalılar kentin içine alırlar ve ne olursa ondan sonra olur.

Truva savaşçıları Kuşadası'na
Truva savaşlarının yaşandığı dönemde, Ege tarihini etkileyen bazı önemli oluşumlar yaşanır. İzmirli şair Homeros, Truva savaşı sırasında Ege'de Agamemnon'un kurduğu kentlerden bahseder. Bunların en önemlisi bir sağlık şehri olarak bugünkü Kuşadası'nın yakınında kurulan Pygela kentidir. Agamemnon uzun savaş yıllarında yaralanan, hastalanan ve moralleri bozulan askerlerini Pygela'da tedavi ettirir. Ayrıca Pygela antik kentinin arkasında yer alan iç denizde (bugünkü Tusan Oteli'nin arkası) zarar gören gemilerinin onarımını gerçekleştirir.

Efes, Milet, Pygela...
Pygela tarihin erken dönemlerinden itibaren turistik (!) bir nitelik kazanmaya başlamıştı. Nitekim bölgenin en önemli liman kenti olan Efes, MÖ. 394'de Büyük İskender'in egemenliği altına girmişti. Bu dönemde İskender Pygela'yı askerlerinin dinlenmesi ve iyi vakit geçirmesi için değerlendirmişti. Roma döneminin başlamasıyla birlikte Pygela'da insanlara şifa dağıtılmak üzere hamamlar inşa edilmişti.
Efes ve Milet coğrafi özelliklerini yitirerek, tarih sahnesinden çekilince, Ortaçağların Kuşadası sayılan Pygela, Efes'in limanı haline gelmişti.
Kuşadası kurulmadan önce, Pygela'nın birkaç kilometre güneyinde yeni bir yerleşim olarak Anaea (Ania - Anya/Soğucak civarında, limanı Kadı Kalesi'ydi), bir Ortaçağ kasabası olarak ortaya çıkmıştı. Anaea 12'nci Yüzyıl'dan itibaren önem kazanmaya başlayarak, piskoposluk merkezi haline dönüşmüştü. Anea 13. Yüzyıl'da bir korsan yatağı haline dönüştü. Anea zaman içinde önemini yitirirken, "Scala Nouva" yani, "Yeni İskele" adıyla Kuşadası ön plana çıktı ve burası kaynaklarda Anya olarak da anıldı. 1340'ta hacı olmak için bölgeyi ziyaret eden Alman papaz, Ludolf Von Suchem, "Scala Nova" adıyla yeni bir kentin kurulduğu hakkında bilgi vermektedir.
Menteşeoğulları 1298'de Anya da dahil olmak üzere İon kentlerini ele geçirmişti. Kısa bir süre bölge Katalanların denetimine girmişse de, 14'ncü Yüzyıl'da Aydınoğulları Beyliği, Kuşadası da dahil olmak üzere tüm bölgeyi fethetmiştir. 1426 yılında Osmanlı egemenliğine giren Kuşadası, korsanlık faaliyetleri hariç, 1919'da İtalyanlar tarafından işgal edilinceye kadar uzun bir barış dönemi yaşamıştır.
Adını, yerleşim biriminin karşısında bulunan adaya yoğun biçimde kuşların gelmesinden aldığı iddia edilen Kuşadası, civarındaki yerleşim birimlerinin önemini yitirmesinden sonra ön plana çıkmaya başladı.

Ticaretin merkeziydi
16. Yüzyıl'da Fransızların Doğu ticaretine yönelmesi, Kuşadası'nın bir liman kenti olarak gelişmesine zemin hazırlamıştı. 17. Yüzyıl'da Fransız tüccarları, Kuşadası iskelesinden stratejik bir ürün olan pamuk almaya başladılar. Yeni iskele uluslararası ticarette önemli bir merkez haline gelince, kente yatırımlar yapılmaya başlandı.
Osmanlı devletinin üst makamlarında görev yapan Öküz Mehmet Paşa, 1610'lu yıllarda Kuşadası'nın ticari potansiyelini artıracak önemli projelere imza atar. Kervansaray ve iskele inşası... İnşa edilen kervansaray yalnız ticari aktivitelere hizmet etmek için düzenlenmemişti. Burası, aynı zamanda güvenliği sağlamak amacıyla bir kale görevini üstlenecekti. Kervansaray ve civarı bu yüzyılda surlarla çevrilmiş ve yerleşim sur içinde yoğunlaşmıştı.
Kuşadası 17. ve 18. yüzyıllarda İzmir'in rakibi haline gelmeye başlamıştı. Ticaretin yoğunlaşmasıyla Rum, Ermeni ve Yahudi nüfusta ciddi bir artış yaşanmıştı.
Menderes havzasının limanı olan Kuşadası, ticari konumunu 18. Yüzyıl'a kadar koruyabildi. Ancak 19. Yüzyıl'da Ege bölgesinin demiryoluyla tanışması ve ürünlerin İzmir limanı kanalıyla ihraç edilmesi üzerine Kuşadası'nın ticari yapısında gerileme başladı.
1890'lı yıllarda 8 - 9 bin kişinin yaşadığı Kuşadası, doğal güzellikleri nedeniyle yakın civarının turizm merkezi haline gelmeye başlamıştı. 1896 yılında Kuşadası'nda 3 otel, 7 han, 19 meyhane, 4 gazino ve 4 lokanta bulunmaktaydı. Buradaki oteller ve hanlar mal almaya gelen tüccarların konakladığı yerlerdi. Ama her yıl Mayıs - Ağustos ayları arasında Aydın, Nazilli, Söke, Tire ve Ödemiş'ten gelenler, Kuşadası'nı bir tatil beldesi haline çevirmeye başlamışlardı.

Deniz, güneş, kum yetmiyor
Kuşadası'nın gerçek anlamda turizm kentine dönüşmesi 1960'lı yıllarda gerçekleşmiş ve günümüzde bu konumu gittikçe gelişmektedir. Dünya, endüstri kentleri sonrası, turizm kentleri gerçeğini yaşamaya başlamıştır. Turizm kentlerimiz bir kimlik arayışı ile karşı karşıyadır.
Yalnızca doğal güzellik, deniz, güneş, kum gibi turizmin erken dönemindeki kavramlar, turistleri artık çok etkilemiyor. Turist, kimlikli ve bu kimliklerini yansıtabilen turizm kentlerine yöneliyor.
Kuşadası, yakın çevresindeki çok önemli tarihsel miras ve kendi tarihsel derinliği ile özel bir kültür ve tarih kentidir. Bu kent adına, kentin tarihsel ve kültürel dokusunu yansıtabilecek ve kenti uluslararası boyutta tanıtacak bilimsel çalışmalara ağırlık vermenin zamanı artık gelmiş olmalı.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Gıcırtı
Truva filmi Türkiye'de çekilmeliydi
Örnek bir yaşam: Zorlu
Troy'un Kuşadası için anımsattıkları





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Reşat Kutucular
Deniz Sipahi
İsmail Sivri
Sabri Yetkin
© 2004 Milliyet