|
 |
|
|
Sokağın sesini Türkçe popa en iyi yansıtan müzisyen
Yeni albümü "Yan Yana Fotoğraf Çektirelim"le yine çok konuşulan Nazan Öncel: "Bu şarkılar Irak savaşına, Batman'daki genç kız intiharlarına, depremlere, ölen usta sanatçılara şahit oldu"
AHMET TULGAR
Nazan Öncel röportajı Kemer Country'de yapmak isteyince açıkçası şaşırdım. Ben kendimi Beyoğlu gibi bir yere göre ayarlamıştım. Tek şaşıran da ben olmadım bu duruma. Bu "sanatoryum benzeri" zengin mahallesinde Öncel'i beklerken, CNN Türk'ten Ahu Özyurt aradı, nerede ve neden orada olduğumu söyleyince de, "Yahu, Nazan Öncel gibi bir sokak kadınının Kemer Country'de işi ne?" dedi. Tabii burada "sokak kadını" tabiri iyi bir şey olarak kullanıldı.
Nazan Öncel, Türkçe popta sokağın sesini en iyi yansıtan isimlerden. Uydurma değil sokaktan öğrenilmiş bir argo ile anlattığı gündelik hayat duyarlılıkları ve bunları anlatırken, söylerken takındığı, ona çok yakışan o kabadayı tavrı, onu enerjisinden ve tercihlerinden ötürü bir türlü eve barka giremeyen kent gençliğiyle buluşturdu.
Sokağın ve gündelik hayatın politik anlamını, gücünü farketmiş sol aydınlara bir popçuyu daha sevdirdi.
Nazan Öncel'in "Yan Yana Fotoğraf Çektirelim" adlı yeni albümü Türkçe popta hâlâ umut olduğunu, olabileceğini ortaya koyuyor.
Etiler'deki Türkçe barların müdavimi, televizyonlardaki pop star yarışmalarının tiryakisi "kırmızı Türkler"in dışında kalan bir dinleyici kitlesi için de.
"Özcan Deniz ve Nükhet Duru ile çalışıyorum"
Tarkan size nasıl geldi?
"Demir Leblebi" çıktığında beni ilk tebrik eden iki sanatçıdan biriydi Tarkan. O bir pop star olmanın yanı sıra çok iyi bir müzisyen. Müziği takip ediyor. Albümünü yaparken geldi, şarkı istedi. Ona verdiğim şarkılar aslında benim bu yeni albümümde olacaktı. Ona gitti.
Entelektüeller, sol aydınlar, politik gençlik genellikle Türkçe popa burun kıvırırlar. Sezen Aksu, MFÖ gibi az sayıda popçuyu dinler, severler. Siz de bu gruba dahil oldunuz. Bunun farkında mısınız?
Tabii, politik gençliğin beni çok sevdiğini biliyorum. Bu insanlar benim için çok kıymetli. Onlar sevdikleri müzisyeni asla bırakmıyorlar. "Demir Leblebi"den sonra ben bir duvar yıkıldı ve altında kaldım sandım. Bu duvarın altından hep beraber kalktık.
Tarkan'a beste verdikten sonra kapınızı çalan çok oldu mu?
"Hüp"ten "Dudu"ya kadar kimseye beste vermedim.
"Tarkan'a verdiği şarkıların başarısından yararlanıyor" denmesinden korktum. Ama şimdi Nükhet Duru ve Özcan Deniz projelerini yapıyoruz. Deniz'e üç beste verdim.
Özcan Deniz de iyi biliyor kime gideceğini yeni kimliğini oluşturmak için...
Evet ama ben ona ne yaparsa yapsın, Doğululuğunu asla inkar etmemesini söylüyorum.
"Albüme başladığımda doğan çocuklar şimdi beş yaşında"
Hem ticari hem de sıra dışı olmanın formülü nedir? Bu bıçak sırtı çizgide nasıl yürüyorsunuz?
"Bu kalbin hakikati" diye düşünüyorum ben. Bana kalırsa, bunun formülü hakikatlerden geçiyor. "Miş gibi" yapmamaktan geçiyor yani.
Yeni albümünüz epey zaman aldı. Hakikatleri beklemek için mi prodüksiyon takvimine teslim olmadınız?
Ben bu albüme başladığım zaman doğan çocuklar bugün beş yaşında. Ülkede ve dünyada çok sayıda hadise yaşandı ve ne yazık ki hoş olmayan, çok üzücü, insanların çok yaralandığı olaylardı bunlar. Depremlerden tutalım, hâlâ sürmekte olan Irak Savaşı, işte Kıbrıs'ın durumu, Batman'daki genç kızlarımızın intihar olayları, içeride ve dışarıda kaybettiğimiz kıymetli sanatçılar... Yani bu şarkılar bunlara şahit oldu, yani ben bunlara şahit oldum sizler gibi. Ve işte ben de bunları yaşarken coşkunun da hüznün de hakkını vermeye çalıştığımı düşünüyorum. Sadece düşünüyorum.
Albümlerinizin tınısı, sound'u değişiyor her defasında. Bu da duygularınızla mı ilgili, yoksa dünyada ya da Türkiye'deki trendlerle, eğilimlerle mi?
Her albümde daha farklı tınılar duyuyorum. Bir albümde bas bas, cayır cayır gitarlar olsun istiyorum, bazen nabız tadında enstrümanlar olsun istiyorum, bazen de bu son albümde yaptığım gibi ziller, defler, zurnalar, davullar, dümbelekler. Ama bu son albümümde yerel enstrümanlara, tınılara yönelmemde "world music" denen yerel müzik trendinin etkisi oldu.
Besteleri, aranjmanları siz yapıyorsunuz. Sözleri siz yazıyorsunuz ve siz söylüyorsunuz. Bu büyük bir özgürlük bir müzisyen için, değil mi?
Benim "Arkadaşlar, şarkıcınız geliyor, ben giriyorum stüdyoya, şarkımı söyleyeceğim" gibi bir lüksüm olmadı. Ama büyük bir özgürlük de tabii bu.
Dünya pazarına girme gibi bir amacınız, çabanız oldu mu?
Böyle bir çabam hiç olmadı ama bana geliyor. "Hüp", Turizm Bakanlığı vasıtasıyla 67 ülkede Türkiye'yi temsil etti. Bunun akabinde de İngiltere'deki bir edisyon firması bir beste bankasına benim dokuz şarkımı aktardı. Bir önceki, yani Türkiye'nin üvey evladı gibi olan "Demir Leblebi"den de iki şarkı aldılar.
Üslubunuz çok belirgin, özgül. Etkilendiğiniz müzisyenler olmadı mı, olmuyor mu?
Olmaz mı? Sadece müzisyenler değil, birçok yazar, sanatçı oldu. Hepsini yeni albümün kartonetine koydum zaten. Ben onların çocuğuyum. O üstatlarımız 1900'lerden başlayarak bizden önceki kuşaklardan seçildi. Bizim kuşağımızdan sadece Ahmet Kaya, Fikret Kızılok gibi kaybettiğimiz sanatçıları koydum oraya. Başka arkadaşlarımı koyamadıysam, onlar diğerlerinden daha az değerli anlamına gelmemeli. Benim için Tarık Akan da aynı derecede kıymetli, Kadir İnanır da, Sezen Aksu da, Nilüfer de, İlhan İrem de. Ama kimseyi kırmamak için bizim kuşaktan sanatçıları seçmedim.
Sizin gibi sokağı yazan birinin bu sitede işi ne?
Burada, sitede yaşamıyorum ki, köyde yaşıyorum. Köy hayatını severim ben. Annem de köylüdür benim. Ben de biraz köyde yaşadım. Ama ben Beyoğlu'suz yapamayan bir insanım. Sinemalar orada, sergiler orada, etkinlikler orada, müzik orada. Yani hayat orada, ben burada. Ben bunu tercih ettim. Ama onun için de o "Beyoğlu" isimli şarkı oldu.
Kırılgan mısınız, kırıldınız mı bir şeylere acaba?
Hayır, kırılgan biri değilim ama kimseye bir zararım olsun istemem. İşinde, gücünde olan bir insanım.
"Yıllarca 45'likler, albümler yaptım... Olmayınca olmuyor"
Siz bir zamanlar bayağı durmuş, oturmuş bir işkadınıydınız, değil mi?
Evet, muhasebe, cari hesaplar gibi sekiz sene benimle hiç ilgisi olmayan bir işte çalıştım. 12 yaşında bir çocukla geldim İstanbul'a ve kapağı bir şirkete attım. 1989'da da İskender Paydaş'la son bir defa daha müziği denemeye karar verdim. Yıllarca 45'likler, long playler yapmıştım, TRT'ye bantlar yollamış, yarışmalara katılmıştım. Ama olmayınca olmuyor demek ki. İzmir de İstanbul'dan uzak, oradan bu işleri takip etmek zor.
Siz de mi İzmirlisiniz? O İstanbul'u kuşatan, daha doğrusu fetheden hırslı, başarmaya kışkırtılmış, korkusuz, sabırsız İzmirli kadınlardan?
Ama bende hiç hırs yoktur. Ve çok sabırlıyımdır ben. Mesela bu 1989'da başladığım son denemem de başarısız olsaydı müzik defterini kapatacaktım. Şarkıları yazdım, yazdım, girdim stüdyoya, okudum. Bir altı ay hiç satmadı albüm. Sonra iyi satan bir albüm oldu.
|
|
|

|