Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 25 Mayıs 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Şusunu busunu çok seviyorum" oyunu!

Bir insanın kalbini kazanmak için öyle büyük numaralar gerekmez. En etkili duruşlar, karizmatik rol kesmeler, itinayla seçilmiş kostümler... Hiçbiri işe yaramaz işte!


Şusunu busunu çok seviyorum oyunu" için öncelikle bir sevgilinizin ya da sevgili adayınızın olması gerekir.
Ayrıca haberiniz olsun, müstakbel sevgilisi olanlar bu oyun sayesinde kısa zamanda şeker mi şeker bir "sevgili" sahibi de olabilir.
Gelelim bu oyunun nasıl oynandığına: Kadın ya da erkek, kendimizde kusur bulmada üstümüze yok ya... Hele biz kadınlar, 90-60-90 da olsak, bu defa "Marilyn Monroe zamanında yaşamıyoruz ki, artık atletik vücutlar moda" diye "Bir kompleks arıyoruuum!" pankartlarıyla dolaşmaz mıyız? İşte oyunun kilit noktası da bu zaten.
"Şusunu busunu seviyorum oyunu"nda sevgiliciğinizin "bir şeysini" seviyorsunuz. Tamam, zaten her şeyini seviyorsunuz da, bu başka. O kendinde kusurlar araya dursun, siz aklına bile gelmeyen bir özelliğini "şahane" ilan ediveriyorsunuz...
Mesela bir erkeğe; "Saçını kestirdiğin gün seni çok seviyorum, öyle güzel oluyor ki" diye böyle şefkat mıncıklamaları eşliğinde gıdı gıdılar falan... Ay ay, nasıl bir sevimlilik kaplar kim bilir her yanını... Yalnız saçının modelini değil, kestirdiği günü vurgulamanız da önemli. Bundan böyle her saçını kestirdiğinde sizi düşünüp yüzü gülecektir...
Ya da kız arkadaşınıza; "Gülüşüne bayılıyorum, güldüğün zaman yüzünü çok seviyorum" deyiverin. Ne aslında kimsenin dikkatini bile çekmeyen burnundaki minicik eğri ne de yüzündeki çilleri... Sadece gülüşünden memnun olmanız bile onun aklındaki tüm "kendini sevme" lambalarını şıkır şıkır yakıverecektir. Yüksek ışık gözü kamaştırır, kusurları gizler. Hem artık her gülüşünde sizi düşünecektir...
Bir yerini, bir hareketini, vesaire, seviverin gitsin. Yalnız dikkat edin de o sevdiğiniz neyiyse artık, hep her şeyinden biraz daha fazla o şeyini sevin. Ama ilk akla gelmeyen bir özelliğini seçmeyi unutmayın. Yoksa bu pozitif oyun bir işinize yaramaz.
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Bir insanın kalbini kazanmak öyle büyük numaralar gerektirmez. En etkili duruşlar, karizmatik rol kesmeler, her ruh hali için itinayla seçilmiş kostümler... Hiçbiri bir işe yaramaz işte! Milletin derdi sevilmek, siz imajınızı kakalamaya çalışmayın yani boş yere.
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Erkeklerin mıncıklanarak sevilmekten hoşlandıklarını biliyor muydunuz? Gıdı gıdı, mıncık mıncık...
İyi oyunlar herkese...

Öptüm sizi

Marmara Üniversitesi İktisat Kulübü, geçen hafta "Oyun Teorisinin Kadın-Erkek İlişkilerine Uyarlanması" konulu bir seminer vermem için davet etti. Ekonomiyle haşır neşir genç bir topluluğa, hem de hayatlarının en aşk dolu günlerinde (bahar ya şimdi), aşkın ekonomiyle paralelliğinden bahsetmem başlangıçta pek karmaşık geldiyse de, sonra pek eğlendik. Bu arada kızların da erkeklerin de sevgililerinin kıskançlığından yakınması şaşırtıcı. Çünkü insan sevilmediğine ne kadar inanırsa kıskançlığıyla sevgilisini o kadar daraltır. Tatlı sahiplenmeler yerini güvensiz bir görüntüye bırakıverir zira... İktisat Kulübü'nü de bütün kıskançları da kocaman öptüm.

Kılavuz karga oyunu!

Ne zaman karşınızdaki kişiyi korkularıyla, beklentileriyle, sevgileriyle, nefretleriyle görebilecek hale gelirsiniz, işte o zaman aslında hiçbirimizin pek de farklı olmadığımızı fark ediverirsiniz.
"Doğru Erkeği Bulma Kılavuzu" (Epsilon Yayınevi)

ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!

"Dehşet bir buluşmaydı! Hayır berbattı, iğrençti!"
Bir kız arkadaşımın işyerinden bir arkadaşı fotoğrafımı görmüş ve beğenip tanışmak istediğini söylemişti, geçen hafta buluştuk. Dehşet bir buluşmaydı! Hayır berbattı, iğrençti! Hepsiydi hepsi! "Ne yani ben buna mı kaldım?" diye içimden geçirmediysem ne olayım! Bir kere apayrı dünyaların insanıyız, bunu karşıdan bakan her vatan evladı anlar. Ben konuşurken yere bakıp utanan birisinden ne beklenir ki? Böyle garip insanların karşıma çıkması kendimi inanılmaz kötü, zavallı, yıkık hissetmeme sebep oluyor. Sanki benim layığımın bu olduğuna TSE karar vermiş de ben de mahkummuşum gibi bir ruh haline girdim! Siz ne dersiniz buna?

* * *

Bence kendini iyi hissetmelisin, birilerini reddedecek kadar seçici davranabiliyorsun. Ama unutmamak lazım, ya sadece o ilk buluşmada öyleyse? Yani seni çok beğendiği için dili tutulmuş, konuşacak şey bulamamış da olabilir... Hep aşk filmlerinin erkek oyuncularını ararsak vay halimize. Onlar gerçek değil. Hem erkekler artık sahiden pek çekingenler. Zaten "karizmatiğim" diye nara atanlara iyi bakacak olursan, annelerinden ilgi alamamış, sevgi-şefkat peşinde, başlarını omzuna koyacakları bir kadın aradıklarını görebilirsin... Hazırını arayan bulamaz. Aslında her kadının elinin altında bulunan malzemelerle, bir çay bardağı şefkat, iki yemek kaşığı sevgiyle ne harikalar yaratılır... Tabii, içinden gelmiyorsa hiç uğraşma.

Biraz da istatistik

Arkadaş kalalım Yüzde 46.86
Bunalımdayım, atlatana kadar bana izin ver Yüzde 13.71
İşler yoğun, kritik dönemdeyim, bir atlatayım Yüzde 10.86
Seni üzerim, benden daha iyilerine layıksın Yüzde 18.29
Sana zaten hiçbir konuda söz vermemiştim Yüzde 10.29

www.ilhanuckan.com



CUMARTESİ
Eurovision gecesi sadece 27 saniye göründü ama herkes onu merak etti
Mayo seçmenin incelikleri
Sokağın sesini Türkçe popa en iyi yansıtan müzisyen
"Kadınlar tanışmak için mutfağa geliyor"
Güzelliğinizi güneş gölgelemesin
Sağlıklı yaşam
Hafta sonu "mis gibi", salı günü sıcaklık düşecek
Önce Nez sonra Uriah Heep
Şimdi reklamlar





Donatella Piatti
Sarıkız''ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
© 2004 Milliyet