Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 25 Mayıs 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
"Yorganın bile ağırını kullanmamak lazım"

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: "Detokslanma ruhsal ve bedensel olarak başlamalı... Aşk, hayat için fazlalık değildir. Hayatı detokslayan, aşka ve sevgiye daha çok yer ve zaman bırakır"

AHMET TULGAR

Osman Müftüoğlu'nu geniş kesimler önce Süleyman Demirel'in, sonra da Sezen Aksu'nun özel doktoru olarak tanıdı. Oysa bu başarılı iç hastalıkları uzmanı hekim, uzun yıllar Ankara Numune Hastanesi'nin başhekimlik makamında oturmuş ve burada önemli atılımlar gerçekleştirmişti. Demirel'in Türkiye siyasetindeki kalıcılığının, Müftüoğlu'nun prestijine ve güvenilirliğine önemli katkısı olmuştur. Ama yine de Müftüoğlu asıl yaşlanmaya ilişkin çalışmaları ve Türkiye tıp gündemine soktuğu "detoks" kavramıyla kapısı aşındırılan biri haline geldi. Üstelik tanıyan herkes onun tiryakisi oluyordu.
"Yaşasın Hayat" adlı kitabı büyük yankı uyandırdı. Hürriyet gazetesinde yazmaya başladı. Bir süre önce de İstanbul'a taşındı ve kitapla aynı adı taşıyan kliniğini açtı. İkinci kitabına "Hafifleyin Gençleşin" adını veren Müftüoğlu ile Beşiktaş, Akaretler'deki kliniğinde buluştuk.

"Gerilim filmi izleyip 'Hocam gece uyuyamadım' diyorlar"
Az önce sohbette "Hayatta her şey detokslanabilir" dediniz. Hayattaki bütün karmaşayı, ağırlığı mı işaret ediyorsunuz?
Türkiye'yi "detoks" kavramı ile ben tanıştırdım ama maalesef çok iyi ifade edemedim. Detoks bazı bitkisel ve kimyasalları alarak vücudu bazı atıklardan, bedensel toksinlerden kurtarma olarak algılanırsa yanılgı olur. Çünkü eğer tek bir detoks olacaksa, ruhsal olmalı. Ruhsal tarafı ağır kalmış bir bedensel temizlik hiçbir işe yaramaz. Detokslanma, ruhsal ve bedensel olarak ortak başlamalı. Yani bize ağır gelen her şeyden kurtulmamız lazım.

Peki, bu detokslama o zaman kişiyi yüzeysel, derinliksiz bir hayata doğru götürmez mi? Diyelim ki birisi bana aşk acısı çektiriyor. Aşktan uzak mı duracağım yani?
Tam tersine, hayatın detokslanmayacak en önemli unsurları arasında aşk ve sevgi vardır. Zaten hayatı detokslayan, aşka ve sevgiye daha çok yer ve zaman bırakır. Benim savunmaya çalıştığım şey zaten şu: Hayatı gerçekten yaşamak istiyorsanız hayatın içinden olmayan şeyleri atın. Detoks fazlalık atmaktır, aşk hayat için fazlalık değildir. Bana kalırsa yorganın bile ağırını kullanmamak lazım.

Anahtar kavramınız "hafiflemek" yani. Hafiflik kavramını modern felsefeye Nietzsche sokmuştur. Filozofu bile hafiflemiş bir dansçı gibi tarif eder Nietzsche, değil mi?
Evet ama Nietzsche'nin bu yönelişi ömrünün sonuna doğru olmuştur. Öncesinde o da ağır migren krizlerinden, depresif ve agresif bir dönemden geçmiştir. Odasına çekilip krizler geçirmiştir. O krizler hep ağırlıktır ve ömrünün sonuna doğru hafiflemiştir.

Ama uygarlığa büyük katkı yapan filozof, sanatçı ve bilim adamlarına bakarsak hepsi hayatı bütün ağırlığı ile yaşamışlar. Eğer herkes sizin önerdiğiniz gibi hafifleseydi insanlık tarihi aynı gelişmeleri kaydeder miydi?
Eğer uygarlığı üretmek olarak algılarsanız söylediğiniz çelişkiyi yaşayabilirsiniz. İnsan farkında olmadan, ürettiklerinin esiri oldu. Ve üretmek o kadar önemli hale geldi ki affetmeyi, sevmeyi, dostluğu unuttuk. Eğer hep sahip olma, üretme duygusu ile baş başa kalırsak, kendimiz olmayı unutursak detokslanma zamanı gelmiştir.

Bu kavramlar biraz da Batı biliminin kendisini Doğu ve Uzakdoğu felsefesine açması sonucu oluştu galiba, değil mi?
Eğer bir kişi Hollywood'da, Los Angeles'ta kaybettiklerini aramak için Nepal'e giderse, bulamaz. Ama yeni farkındalıklar için giderse, doğru yoldadır. Işık da Doğu'dan doğmuştur, tıp da medeniyet de. Ama ben Doğu bilimcisi, meraklısı, tutkunu değilim. Tabii ki modern tıbbın ilaçları insan ömrünü uzatacak; modern tıbbı, endüstriyel tıbbı reddetmek mümkün değil. Ama endüstriyel insan olmaz. İnsan biyoritimleri olan, doğal olan, doğanın içinden gelen bir üretim, bir yapı, bir canlı. İnsanı muhteşem bir beden ve ruh organizasyonu gibi algılamak lazım.

Yani sizin kastettikleriniz günümüzde çok yaygın olan meditasyon, yoga gibi işlerle modern tıbbın bir karışımı değil.
Hayır. Kişi bir Budist tapınağında bulacağı, kendisiyle hesaplaşma mabedini evinde yaratabilir. Birkaç mum koyar, ışıkları biraz karartır, diz çöker ve şükreder. Yatağa girmeden önce televizyondaki macera filmini izleyip, gerilim filmini izleyip sonra da gözünü kapayınca uyuyamadığı için ertesi gün bana gelip "Ben niye uyuyamadım hocam?" diyorlar.

"Havuç, karnabahar, enginar müthiş detoks kaynaklarıdır"
Sahiden, size daha çok ne için gelirler?
Ben iç hastalıkları doktoruyum ama özel ilgi alanım yaşlılık. Savunduğum konseptler, yaşlanmanın irdelenmesi, yol açtığı sağlık sorunlarının ertelenebilmesi, erken fark edilmesi ve insanların bu sorunlara karşı güçlendirilmesi... Sağlıklı bir yaşlanma süreci için geliyorlar yani. Bu, ihtiyarlamaktan farklı bir süreç. Bazıları da yaşlılık hastalıkları nedeniyle geliyorlar. Bir grup da bu beden ve akıl işbirliği üzerine kurulu olan ve alternatif tıbbı reddetmeyen integratif tıp için.

Detoks için?
Çoğunlukla fiziksel detoks için geliyorlar ama ben psikolojik yaklaşımlar öneriyorum. Çünkü yorgunluklarının, içtikleri sudan gelen toksin nedeniyle olduğunu sanıyorlar; evet, bunların etkisi olur ama yaşadıkları yerden aldıkları ruhsal toksinler de çok etkili. Detoks biraz cazip bir kelime, bir tuzak aslında. Öyle bir şey yok, insanları suyun içine sokup çıkarıp toksinlerden temizliyormuş gibi.

Evet, bende de öyle bir izlenim uyandırıyor, sanki bir hortumla hastanın içi temizleniyormuş gibi. Mideyi yıkamak gibi.
Çok hoş bir şey söylediniz. Bu, had safhada sahtekarlık olan ve bu şehirdeki bir grubun da trend haline getirdiği bir yöntemdir. Bu çok eski bir Uzakdoğu saçmalığıdır. Bu arkadaşlara göre bizim bağırsaklarımızda kalıntılar oluyormuş ve yorgunluklarımızın sebebi bu kalıntıların yaptığı toksinlermiş. İnsanın bağırsağında hiçbir şey belli bir süreden sonra kalmaz. Bunlar bağırsakları, içerisine makattan maddeler vererek temizlediklerini iddia ediyorlar.

Ken Russell'ın bir filminde şeytan çıkarmak için kadınların makatlarına dev şırıngalar sokuyorlardı. Onun gibi.
Size çok komik gelecek ama yakın zamanlarda çok tanınmış bir kişinin böyle bir olaydan ötürü bağırsakları patladı ve zor kurtuldu hastanede hayatı. "Bir haftalık bir detoks alabilir miyim, hocam?" diye soruyorlar. Tabii alabirsiniz, bir hafta kendinizi kenara çekersiniz, egzersiz yaparsınız, saunaya gidersiniz, masaj yaptırırsınız, kendinizle hesaplaşmalarınızı yaparsınız, biz size o dönem çeşitli toksin atıcı sıvılar, detoks kaynağı meyve suları veririz. Mesela havuç, karnabahar, brokoli, siyah erik, mürdüm eriği, enginar inanılmaz detoks kaynaklarıdır. Ama olaya sadece cımbızla bir enginar detoksu olarak bakan, yolda kalır.

"Uzun yaşamak hep adaletsizlik hissi uyandırır"

"Yaşlılık kliniklerine" ilişkin çok sayıda konspiratif, entrikalı gerilim filmi çekilmiştir. Mesela "Şok Tedavisi" diye bir filmde zengin yaşlılar böyle bir kliniğe geliyor ve onlara genç çalışanlardan kan, hormon aktarılıyordu. Bunun için bu gençleri katlediyorlardı. Böyle karanlık bir adaletsizlik imgesi olduğunun farkındasınızdır "anti aging (yaşlanma karşıtı)" kliniklerinin, değil mi?
Güzel soru. Anlaşıldı, beni kaşıyorsunuz biraz. Uzun yaşamak hep adaletsizlik hissi uyandırır. Uzun yaşamak hep Sultan Süleyman'ın isteği gibi görülmüştür ama köydeki Mehmet ağa da uzun yaşamak istemiştir. Gılgamış'a hayat bitkisini buldurtan da uzun yaşama hırsıdır. 1960'lara kadar uzun yaşam klinikleri bütün dünyada zenginlerin ömürlerine ömür katmak için gittikleri saçma yerlerdi. Zenginler İsviçre'deki bu kliniklere gelir ve oralarda onlara ceninlerden elde edilmiş hücre ekstratları yapılırdı. Bu hücre ekstratlarıyla gençleşeceklerini sanırlardı. Gençleşmezlerdi ama gençleşmenin psikolojisine girerlerdi. Ben ise "anti aging" kavramını savunmuyorum. Ömür uzatan biz değiliz, insan ömrü uzuyor zaten. Benim yaklaşımım "daha iyi bir hayat"tır.

"Seks dışında şeyler için de uzun yaşanabilir"

Sizinki gibi kliniklerle ilgili şu izlenim yaygındır: Zenginler daha uzun bir süre hayattan haz almak, toplumsal özgürleşme sonucu oluşan cinsel dalgadan daha fazla yararlanmak için size geliyorlar. Öyle mi?
Hayır, bizim amacımız hayat kalitesini artırmak. 1960'larda 50-55 olan Türkiye insanının ortalama ömrü 75 yıla çıktı. 1924'te bir Türk kadını 52 yıl yaşıyordu. 1924'te bir kadın hayatının sadece beş yılını menopozda geçirirken şimdi hayatının neredeyse 25 yılını menopozda geçiriyor. Bize gelenler "Eğer uzun yaşayacaksam, hâlâ görerek, duyarak, hissederek, cinselliğimi koruyarak, belleğim bozulmadan, bunamadan, güçlü kaslarla, kemiklerle yaşamak istiyorum" diyorlar.

Bir kadın ya da erkek sağlıklı yaşlandı, ilaçların da etkisiyle cinsel açıdan da güçlendi diyelim. Ama dünyadaki estetik ideolojisi değişmedikçe, güzellik gençliğe bağlandıkça, bir kültürel değişim olmadıkça, arzularını ne kadar tatmin eder, arzuladığı kişilerle ne kadar beraber olabilir ki?
Yaşlılar hayata sadece cinsellik olarak bakarlarsa onlar için çok kötü olur. Bu bir yeni değişim. 50 sene önce 75 yaşında birisi doktora gidip "Cinsel sorunlardan mustaribim" deseydi, doktor "Normal, yaşadığınıza şükredin" derdi. Şimdi kavramlar değişiyor. Ve kişinin ne için uzun yaşamak istediğini bilmesi çok önemli. Seks dışında şeyler için de uzun yaşanabilir.

PAZAR
"Metroseksüel değil retroseksüel* erkek isterim"
Anadolu el sanatları Avrupa yolcusu
"Yorganın bile ağırını kullanmamak lazım"
Ayrılık dört yıl sürdü ama "Kargo lezzetini" bozmadı
Bu oyunu erkek sinek bile izleyemeyecek
"Bizimki şov değil kendi ibadetimizdi"
İş alemine Çin işi öneriler
Dünyada 50 müzede Truva'dan eserler var
Havuz suyu değil ıslak mayo mantara zemin hazırlar
Hastabakıcılık sanattır
Kültürel yok oluş
Paris'te yeni lokanta
Neden en büyük salatalıkları hep erkekler yetiştirir?
Sonia Gandhi ve borsa
Ne yalan söyleyeyim,turne yancılığı çok zevkli şeymiş
Düşler fabrikasının acımasız dişlileri





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
© 2004 Milliyet