|
 |
|
|
Türkiye'ye inancım artıyor
Denizli, Konya ve bugün de Kayseri.. Doğan Yayın Holding'in (DYH) düzenlediği "Anadolu'daki Avrupa" toplantılarının üçüncü durağındayız.
İnsan İstanbul'da otururken günlük işlerin kargaşası içinde nasıl bir ülkede yaşadığını kolayca unutabiliyor.
Bir gazeteci için iki açıdan sorun yaratıyor bu: Bir yandan bütün Türkiye'yi İstanbul'dan ibaret sanma yanılgısına düşmek, öte yandan ülkenin geride kalan bölgelerinin nasıl hızlı bir değişim geçirdiğini görememek..
Bu yüzden ne zaman bir Anadolu kentinden davet alsam gitmeye çalışıyorum. Özellikle iletişim fakülteleri de olan üniversitelerin çağrıları bu açıdan benim için çok yararlı oluyor. Gençlerin ne düşündüklerini anlayabilmek, nasıl bir potansiyelin kıpırdanmakta olduğunu görmek açısından..
DYH'nin bu toplantıları da Anadolu'nun bir başka yüzünü, girişimci ve sanayici yüzünü görmemi sağlıyor.
Kayseri, görebildiğim kadarıyla şehircilik ders kitaplarında ne yazıldıysa onun gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir kent gibi.. Bir zamanlar bilgisayarımda "Sim City" isimli bir oyun oynardım. Kayseri Hilton Oteli'nin en üst katından kente bakarken bir Sim City oyununun içine düşmüş gibi hissettim kendimi..
Geniş caddeler, büyük bulvarlar ve onları diklemesine keserek kentin içlerine doğru yayılan sokaklar..
60 milyon dolar bağış
Türkiye'nin kentlerini dolaşırken belediyecilik açısından eleştirilebilecek birçok şey söylemek mümkün ama bunlar Kayseri'de minimuma iniyor..
Kayseri, halkının uyanıklığı ve ticarete yatkınlığıyla fıkralara bile konu olmuş bir kentimiz. Bunda şaşılacak bir şey yok aslında..
Neredeyse 6 bin yıllık bir geçmişe dayanan Asur medeniyetinin önemli ticaret kolonilerinden biri bu topraklarda kurulmuş vaktiyle..
Bugün de bu özelliğinin sürdüğünü görebilmek mümkün..
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zeki Yılmaz ile konuşma olanağı buldum toplantı sırasında..
Bana son on yılda üniversiteye 60 milyon dolar tutarında hayırsever yardımı yapıldığını anlattı.. Üniversite neredeyse tümüyle Kayserili sanayici ve tüccarların bağışlarıyla yapılmış gibi.. Hastaneler, okul binaları, konferans salonları..
Prof. Dr. Yılmaz, "Hayırseverler yapınca binalar en fazla iki yıl içinde tamamlanabiliyor. Hatta on ayda tamamlayıp hizmete aldığımız binalar bile var" diyor.. Devlet olanakları ile yapılmakta olan rektörlük binası inşaatının 13 yıldır sürdüğünü ve hâlâ tamamlanamadığını hatırlayıp gülümsüyorum o anlatırken..
Aynı şeye Kayseri Valisi Nihat Canpolat da dikkatimi çekiyor. İşadamlarının katkılarının Kayseri'nin okul sorununun çözümünde çok hayati bir rol oynadığını anlatıyor.
Boş kavgaları bir bıraksak..
Anadolu'nun sanayisi gelişmiş zengin kentlerinin neredeyse tümünde karşımıza çıkan bir durum bu.. Belli ki sanayinin gelişmesinin yarattığı zenginlik aynı zamanda kentlerin çehresini değiştirecek, hatta ülkenin gençlerinin kaderlerini de etkileyecek bir dalgaya dönüşebiliyor.
Büyük olasılıkla zamanında kendi memleketlerinde okuma olanağı bulmakta zorlanan girişimciler aynı zorlukları kendi kentlerinin çocuklarının yaşamalarına razı gelmiyorlar.
Alkışlanacak ve birçok kentimize de model oluşturabilecek bir gelişme bu..
Anadolu'nun gelişmesi hızlanmış bu kentlerinde dolaşırken, insan siyasi kavgalarla boşa harcadığımız zamana üzülmeden de edemiyor.
Eğer sadece işlerimize odaklanma olanağı bulsak ve enerjimizi boş kavgalarla tüketmesek hiç kuşku yok bugün bulunduğumuz yerden çok daha ileride bir yerlerde olabilecektik..
Okul yıllarında öğrendiğimiz bir şarkıdaki gibi: Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu'yu..
Anadolu'nun bu kentlerinde dolaşırken Türkiye'nin geleceğine olan inancımın da arttığını hissediyorum.
mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr
|
|
|

|