|
 |
|
|
AB eşiği
Türkiye - AB Ortaklık Konseyi'nin son toplantısından hayli iyimser ayrılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, müzakerelerin başlayacağına olan inancını yinelerken, 'Son Anayasa değişiklikleriyle kritik eşiği aştık. Artık kapıyı çalıyoruz. Bu, Türkiye'nin geleceği, kimsenin AB sürecini harcamasına izin vermeyiz' diye konuştu.
Brüksel'in nabzını yakından tutan CPS, Strateji ve Danışmanlık Grubu yöneticisi Tulu Gümüştekin'den bir değerlendirme notu aldık.
CPS'in görüşü de olumlu yönde, reformların hızının AB'nin hesaplamalarının önünde gittiği belirtilerek, 'Tam üyelik müzakereleri başlatılmaksızın gelinebilecek noktaya gelinmiştir!' deniliyor. Bu vurgu çok önemli, AB kulislerinde bugüne dek hep 'uygulamadan' söz ediliyordu, oysa 'DGM'lerin kaldırılması' gibi zaten sonuçları itibariyle eski yapıya son veren yasal düzenlemelerle Türkiye, AB takviminin önünde gidiyor.
Gümüştekin'in dikkat çektiği noktalar önemlidir:
"Türkiye ile AB'nin varmış oldukları bütünleşme düzeyi, artık ilişkilerimizin 1964 yılında tasarlanan çerçevenin sınırlarını bir hayli zorladığını göstermektedir.
Bugün varılan nokta, artık uyum çalışmalarının çok daha ciddi bir platforma ihtiyaç duydukları noktadır. Müzakereden kastedilen, Türkiye'nin AB müktesebatına tam uyumunu hangi zaman dilimi ve hangi koşullar altında yapacağı ise, bu Ortaklık Konseyi Kararı zaten tüm uyumun müzakereler başlamadan bitmiş olacağı gibi garip bir hedefi işaret etmektedir.
Türkiye, DGM'lerin kaldırılması, Anayasa'nın çağdaşlaşması, Silahlı Kuvvetler'in toplum içindeki yeri gibi konularda son derece ciddi adımlar atmıştır. Atmaya da devam etmektedir. Hiçbir iktidar, uygulamadan kaçınacağı bu denli kapsamlı reformu şekil için kabul etmez. 'Uygulama çok önemlidir' savıyla AB, atılan adımların gerçek dinamizmini göz ardı edemez. Yapılan bunca reformun karşılığı övgü dolu ifadeler kullanmak değil, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğini kabullenmektir.
Avrupa Birliği, Türkiye'yle ilişkileri nasıl yürütmek istediğine bir an önce karar vermeli, siyasi iradesini oluşturmalı ve Komisyon, müzakere yetkisiyle masaya oturmalıdır."
AB sürecinde Ankara, Kopenhag kriterlerinin ötesinde Kıbrıs ve Ege sorunları gibi doğrudan adaylık koşulu içermeyen konularda da çözüme dönük adımlar attı. Leyla Zana davası dışında Avrupa Parlamentosu'nda 1.5 yıldır Türkiye aleyhinde karar alınmasına yol açabilecek olumsuzluklar yaşanmadı. Hükümet sözcüleri her fırsatta 'işkenceye sıfır tolerans' gösterdiklerini belirtiyorlar.
AB'nin, müzakerelere başlama konusunda hala tereddüt göstermesi 40 yıl önce imzalanan 'ortaklık anlaşması'nın çiğnenmesinden başka anlama gelmeyecektir.
Tarihi eşik 2004 sonudur!
dsazak@milliyet.com.tr
|
|
|

|